Sanalkampus Üniversiteliler Unikampus Kampüs Kampüsler Liseliler Mezunlar  

Go Back   Sanalkampus Üniversiteliler Unikampus Kampüs Kampüsler Liseliler Mezunlar > HER TELDEN, EĞLENCE,MİZAH,TARTIŞMA > Serbest Kürsü (off topic)

Serbest Kürsü (off topic) Hiçbir başlığa uymayan kouları bu alana yazabilirsiniz

Reply
 
Thread Tools Display Modes
Old 26.02.08, 10:40   #1 (permalink)
Süper Üye
 
Saba Aslan's Avatar
 
Bilgileri
Join Date: Jan 2008
Kullanıcı No: 23094
Posts: 466
Teşekkürler Durumu
: 0
Karizma
Rep Puanı : 123040
Rep Seviyesi : Saba Aslan Saba Aslan Saba Aslan Saba Aslan Saba Aslan Saba Aslan Saba Aslan Saba Aslan Saba Aslan Saba Aslan Saba Aslan
İletişim
Evrim Teorisi'nin çöküşü: Yaratiliş Gerçeği


III. bölüm: fosil kayıtları

Evrim teorisi 20. yüzyılda yalnızca moleküler biyoloji karşısında değil, paleontoloji, yani fosil bilimi karşısında da çökmüştür. Teorinin ortaya çıkışından beri dünyanın dört bir yanında sürdürülen kazılarda, evrimi destekleyen hiçbir fosil kanıtına rastlanamamıştır.
Fosiller, geçmişte yaşamış olan canlıların kalıntılarıdır. Hava ile teması ani bir şekilde kesilen canlıların iskeletleri, bozulmadan günümüze kadar ulaşır. Bu kalıntılar, bize dünya üzerinde yaşamış canlıların tarihi hakkında bilgi verir. Bu nedenle, canlıların nasıl ortaya çıktığı sorusuna verilecek bilimsel cevabı, fosil kayıtları belirler.
Darwin'in evrim teorisine göre, canlılar tek bir ortak atadan geliyordu. Bu denli farklı canlıların ortaya çıkışı ise, çok uzun bir zaman içinde birbirine eklenen küçük değişimlerle olmuştu.
Teoriye göre, ilk olarak tek hücreli canlılar oluşmuş, bunlar yüzmilyonlarca yıl içinde önce omurgasız deniz canlılarına, sonra balıklara dönüşmüşlerdi. Bu balıklar ise karaya çıkarak sürüngenleri oluşturmuşlardı. Aynı iddiaya göre, kuşlar ve memeliler de sürüngenlerden evrimleşmişlerdi.
Eğer bu iddia doğru olsaydı, tarihte, farklı canlı türlerini birbirine bağlayacak çok sayıda "ara tür" yaşamış olması gerekirdi. Örneğin sürüngenler eğer gerçekten kuşlara evrimleşselerdi, tarihte milyarlarca yarı kuş-yarı sürüngen canlının yaşamış olması gerekirdi. Ve bu ara canlılar, henüz tamamlanmamış, eksik organlara sahip olmalıydı.
Darwin bu hayali canlılara "ara geçiş formları" adını verdi. Teorisini ispatlamak içinse, bu ara geçiş formlarının kalıntılarının fosil kayıtlarında mutlaka bulunması gerektiğini biliyordu. Türlerin Kökeni adlı kitabında şöyle yazmıştı:
Eğer teorim doğruysa, türleri birbirine bağlayan sayısız ara-geçiş türleri mutlaka yaşamış olmalıdır... Bunların yaşamış olduklarının kanıtları da sadece fosil kalıntıları arasında bulunabilir. (Charles Darwin, The Origin of Species, 1 b., s.179)
Ama Darwin, fosil kayıtlarının hayali ara formların hiçbirini içermediğinin de farkındaydı. Bu yüzden Türlerin Kökeni adlı kitabında bu soruna özel bir bölüm ayırmış ve şu endişeli soruları sormuştu:
Eğer gerçekten türler diğer türlerden yavaş gelişmelerle türemişse, neden sayısız ara geçiş formuna rastlamıyoruz? Sayısız ara form olmalı, fakat niçin bunları yeryüzünün katmanlarında gömülü olarak bulamıyoruz? (Charles Darwin, The Origin of Species, 1 b., s.172)
Darwin, fosil kayıtları daha detaylı olarak incelendiğinde, hayali ara formların bulunacağını öne sürmüştü. Bu nedenle onun yolunu izleyen evrimciler, 140 yıldır dünyanın dört bir yanındaki jeolojik katmanları araştırdılar ve ara form fosilleri aradılar.
Ama tüm bu çabalar büyük bir hayal kırıklığı ile sonuçlandı. Darwin'in hayal ettiği ara formlar, bir hayal gücü ürünü olarak kalmaya devam etti.
Ünlü İngiliz paleontolog Derek Ager, bir evrimci olmasına karşın bu gerçeği şöyle kabul eder:
Sorunumuz şudur: Fosil kayıtlarını detaylı olarak incelediğimizde, türler ya da sınıflar seviyesinde olsun, sürekli olarak aynı gerçekle karşılarız; kademeli evrimle gelişen değil, aniden yeryüzünde oluşan gruplar görürüz. (Derek Ager, Proceedings of the British Geological Association, c.87, s.133)
Kompleks canlıların fosillerine rastlanan en eski yer katmanı, yaşı 530 ila 500 milyon yıl olarak hesaplanan Kambriyen tabakadır. Kambriyen devirden daha eski tabakalarda, tek hücreli canlılar dışında hiçbir canlının fosiline rastlanmaz. Kambriyen devirde ise, birbirinden son derece farklı canlı türleri aniden ortaya çıkar. Deniz anaları, deniz yıldızları, trilobitler, salyangozlar gibi otuzu aşkın omurgasız canlı türü, bir anda belirir.
Bu canlıların kan dolaşımı gibi karmaşık vücut sistemleri ve son derece kompleks organları vardır. Örneğin trilobitlerin gözü, yüzlerce farklı petekten oluşan ve çift mercek sistemiyle çalışan bir tasarım harikasıdır. Bu, dünya üzerinde ortaya çıkmış olan ilk gözdür ve canlıların ilkelden gelişmişe doğru evrimleştikleri şeklindeki Darwinist iddiayı kesinlikle geçersiz kılmaktadır.
Üstelik, trilobitlerdeki bu petek göz sistemi, 530 milyon yıldır hiç değişmeden gelmiştir; arı ya da yusufçuk gibi günümüzdeki bazı böceklerde de aynı göz yapısı görülmektedir.
Evrim teorisine göre, canlı türlerinin daha ilkel başka canlılardan evrimleşmiş olmaları gerekir. Oysa trilobitlerin ve diğer Kambriyen dönemi canlılarının öncesinde, başka hiçbir kompleks canlı yoktur. Kambriyen devri canlıları, hiçbir ataları olmadan, bir anda var olmuşlardır.
Evrim teorisinin yaşayan en ünlü savunucusu olan İngiliz zoolog Richard Dawkins bu konuda şu itirafı yapar:
Kambriyen devri canlıları, sanki hiçbir evrim tarihine sahip olmadan, o halde, orada meydana gelmiş gibilerdir. (Richard Dawkins, The Blind Watchmaker, 1986, s.229)
Bu durum, evrim teorisini kesinlikle geçersiz kılmaktadır. Çünkü Darwin, Türlerin Kökeni adlı kitabında, şöyle yazmıştır:
Eğer aynı sınıfa ait çok sayıdaki tür gerçekten yaşama bir anda ve birlikte başlamışsa, bu, doğal seleksiyonla ortak atadan evrimleşme teorime öldürücü bir darbe olurdu. (Charles Darwin, The Origin of Species, 1 b., s.302)
Darwin'in korktuğu bu öldürücü darbe, fosil kayıtlarının henüz başlangıcında Kambriyen devirden gelmektedir.
Kambriyen devirden sonraki fosil katmanlarında da canlı türleri hep bir anda ve eksiksiz yapılarıyla belirir. Balıklar, amfibiyenler, sürüngenler, kuşlar ve memeliler gibi temel canlı grupları ve bunların içindeki yüzbinlerce farklı tür canlı, yeryüzünde hep bir anda ve eksiksiz biçimde ortaya çıkmıştır. Bu grupların arasında evrimcilerin hayal ettikleri ara geçiş formlarından tek bir tane bile yoktur.
Fosil kayıtlarının ortaya koyduğu bu gerçek, canlı türlerinin Allah tarafından ayrı ayrı yaratıldıklarını ispatlamaktadır. Evrimci paleontolog Mark Czarnecki, bu gerçeği şöyle itiraf eder:
Teoriyi ispatlamanın önündeki büyük bir engel, her zaman için fosil kayıtları olmuştur... Bu kayıtlar hiçbir zaman için Darwin'in varsaydığı ara formların izlerini ortaya koymamıştır. Türler aniden oluşurlar... Ve bu beklenmedik durum, türlerin Tanrı tarafından yaratıldığını savunan yaratılışçı görüşü desteklemektedir. (Mark Czarnecki, McLean’s, 19 Ocak 1981, s.56)
Dahası yüzmilyonlarca yıl öncesine ait fosillerle bugünkü yaşayan örnekleri arasında da hiçbir fark yoktur. Örneğin 400 milyon yıllık köpek balığı fosili ile modern köpekbalığı tümüyle aynı yapıya sahiptir. Aynı şekilde 100 milyon yıllık karınca ile modern karınca, 135 milyon yıllık yusufçuk ile modern yusufçuk, 100 milyon yıllık kaplumbağa ile modern kaplumbağa ya da 55 milyon yıllık yarasa ile modern yarasa arasında hiçbir fark yoktur.
Yani canlı türlerini Allah yaratmıştır ve canlılar yaratıldıkları günden bu yana da hiçbir evrim geçirmemiştir.
Evrimcilerin ara form olarak öne sürdükleri birkaç fosilin ise gerçekte hiçbir biçimde ara form özelliği taşımadığı bilimsel bulgularla ortaya çıkmıştır.
Bu ara form iddialarının en önemlilerinden biri, Coelacant adı verilen bir balık fosiliydi. Evrimciler sadece fosili bulunan bu balığın kara canlılarına benzer özellikler taşıdığını, örneğin ilkel ayaklara ve yarım bir akciğere sahip olduğunu uzun yıllar boyunca iddia ettiler. Coelacant hakkındaki bu evrimci yorumlar, bilimsel bir gerçek gibi gösterildi ve canlıyı sudan karaya çıkarken gösteren hayali çizimler ders kitaplarına kadar girdi.
1938 yılında, soyu tükenmiş bir balık sanılan Coelacant'ın canlısı Hint Okyanusu'nda yakalandığında ise evrimciler büyük bir şok yaşadı. Çünkü balığın günümüz balıklarından hiçbir farkı olmadığı görüldü. Coelacant'ın evrimcilerin iddiasının aksine ne ayakları ne de ilkel akciğeri vardı. Dahası sudan karaya geçmekte olan bir canlı olarak gösterilen Coelacant, 180 metre derinliğin üzerine çıkmayan bir dip balığıydı.
Evrimciler tarafından ısrarla savunulan bir diğer ara form iddiası ise, Archaopteryx adlı kuş fosiliydi. Evrimciler, bu canlının tam uçamayan, yarı sürüngen-yarı kuş bir canlı olduğunu iddia etti. Ancak 1992 yılında bulunan yedinci Archaopteryx fosili, canlının uçuş kasları için gerekli olan sternum yani göğüs kemiğine sahip olduğunu ve dolayısıyla tam bir kuş olduğunu ortaya çıkardı. Archaopteryx'in kanatlarında bulunan pençe benzeri tırnakların Hoatzin gibi modern kuşlarda da var olduğunun anlaşılması, bu canlının ara geçiş formu olduğu iddialarını tamamen dayanaksız bıraktı. Bu nedenlerden dolayı, evrim teorisinin günümüzdeki en ünlü savunucularından biri olan Harvard Üniversitesi paleontoloğu Stephen Jay Gould, Archaopteryx'in bir ara form sayılamayacağını kabul etmek zorunda kalacaktı.
Farklı canlı gruplarının yapıları incelendiğinde, bunlar arasında bir evrim yaşanmış olmasının zaten imkansız olduğu görülür. Örneğin solunum sistemleri, boşaltım mekanizmaları, kas yapıları ve metabolizmalarıya tamamen suda yaşamaya ayarlanmış olan balıkların, sudan çıkarak kara canlılarına dönüşmesi imkansızdır.
Karadaki canlı grupları da birbirlerinden çok farklıdır. Evrimciler kuşların sürüngenlerden rastlantılar sonucunda evrimleştiğini öne sürer. Oysa sürüngenler soğuk, kuşlar ise sıcak kanlıdır. Kuşların vücutları karmaşık bir yapıya sahip olan tüylerle, sürüngenlerin vücutları ise tüylerle hiçbir benzerliği olmayan pullarla kaplıdır. Kuşların tüm diğer kara canlılarından farklı bir akciğer yapıları vardır. Aerodinamik yapıya sahip kanatları ise asla evrimle açıklanamaz. Kanatların evrimin iddia ettiği gibi küçük değişikliklerle kademeli bir şekilde gelişmesi imkansızdır, çünkü yarım kanatla uçulmaz.
Evrimciler bazı sürüngenlerin de memelilere dönüştüğünü iddia eder. Oysa bu iki canlı grubu da birbirinden çok farklıdır. Sürüngenler yavrularını yumurtlayarak, memeliler ise doğurarak dünyaya getirir. Sürüngenlerin pullarına karşın, memelilerin vücutları tüylerle kaplıdır. Süt salgılama mekanizması ise sadece memelilere özgüdür ve nasıl ortaya çıktığı, evrimciler tarafından hiçbir şekilde açıklanamamaktadır.
Fosil kayıtlarının ortaya koyduğu bu gerçekler karşısında evrimciler, tüm çabalarını insanın maymun benzeri canlılardan evrimleştiği iddiası üzerinde yoğunlaştırdılar.
Şimdiye kadar 6500 farklı maymun türü yaşamıştı ve bunların çok büyük bölümünün soyları tükenmişti. Bu soyu tükenmiş maymunların büyüklü küçüklü kafatasları, evrimciler için üzerinde hayali yorumlar yapılabilecek bir malzeme kaynağıydı.
Bu soyu tükenmiş maymun türlerinin kafataslarını küçükten büyüğe dizen, kaybolmuş insan ırklarına ait olan bazı kafataslarını da bu seriye ekleyen evrimciler, insanın evrimi senaryosunu ortaya attılar.
Bu senaryo içinde en önemli yeri tutan canlı grubu, Australopithecus adı verilen soyu tükenmiş maymun türüdür. İlk Australopithecus fosili, 1924 yılında Reymond Dart adlı bir paleoantropolog tarafından bulunmuştur. Evrimciler ismi "Güney Maymunu" anlamına gelen bu maymun türünün, "insanımsı" bir canlı olduğunu iddia eder. Oysa Australopithecus ile şempanze iskeletleri karşılaştırıldığında , aralarında hiçbir belirgin fark olmadığı açıkça görülür.
Bu gerçek karşısında evrimciler, Australopithecus'un diğer maymunlardan farklı olarak iki ayağı üzerinde dik olarak yürüdüğünü öne sürmüşlerdir. Ancak bu iddia, Solly Zuckerman ve Charles Oxnard gibi dünyaca ünlü iki evrimci anatomist tarafından çürütülmüştür. Kısacası, evrimcilerin insanın atası olarak göstermeye çalıştığı Australopithecus, sadece soyu tükenmiş bir maymun türüdür.
Evrimcilerin Homo erectus, Homo ergaster, Homo sapiens archaic gibi hayali sınıflamalara dahil ettiği fosiller ise, gerçekte farklı insan ırklarına aittir.
Bu fosiller incelendiğinde, iskeletlerinin günümüz insanından hiçbir farkı olmadığı görülür. Aradaki tek fark, kafatasındaki bazı yapısal değişikliklerdir. Ama benzeri farklar, bugün dünya üzerinde yaşamakta olan farklı insan ırkları arasında da görülmektedir. Ünlü evrimci paleoantropolog Richard Leakey, Homo erectus gurubuna dahil edilen kafatasları ile modern insan arasındaki kafatası farklılığının sadece bir ırk farklılığı olduğunu şöyle kabul eder:
Bu farklılıklar, bugün değişik coğrafyalarda yaşamakta olan insan ırklarının birbirleri arasındaki farklılıklardan daha fazla değildir. (Richard Leakey, The Making of Mankind, 1981, s.62)
Tüm bu bilimsel gerçekler karşısında evrimcilerin tek dayanağı ise, yanıltıcı propagandalardır.
Hiçbir bilimsel temeli olmayan insanın evrimi senaryosu, evrimci kaynaklarda yayınlanan hayali çizimlerle topluma telkin edilir. Bu çizimlerde kıllı vücutlara ve maymunsu yüz hatlarına sahip olan yaratıklar, ufak tefek insansı motiflerle bezenir. Böylece insan-maymun arası hayali ara formların gerçekten bir zamanlar yaşadığı izlenimi verilir.
Kimi zaman bu hayali yaratıkların sosyal yaşamlarından kesitler sunan çizimler bile yapılır. Bu aldatıcı çizimler ard arda dizilerek, insanın evrimi senaryosu toplumun bilinçaltına kazınır.
En ünlü bilimsel yayınlarda bile "rekonstrüksiyon " adı verilen bu tür göz boyamalara ve bunlara dayanılarak yapılan hayali soyağacı çizimlerine sıkça yer verilir.
Evrimcilerin hayal gücü, sadece gerçek dışı çizim ve maketlerle sınırlı kalmaz. Daha da ileri giderek, hayali yarı insan-yarı maymun canlıların rol aldığı filmler bile çevirirler.
Oysa tüm bunlar tamamen bir aldatmacadır. Eldeki tek delil, genelde birkaç kafatası parçası ya da kaval kemiğinden fazla bir şey değildir.
Kemik kalıntılarından yola çıkarak bir canlının saçları, derisi, gözleri, burnu, kulakları, dudakları ve diğer yüz hatları konusunda ise karar verilemez. Evrimciler ise, fosil kayıtlarında iz bırakmayan bu yumuşak dokuları, teorilerinin gereklerine göre şekillendirir ve atölyelerde hayali rekonstrüksiyonlar yaparlar.
İnsan gözlerini maymun iskeletlerine yerleştirir, bunları diledikleri gibi dokularla kaplar ve insansı bakışlara sahip olan maymunsu yüzler oluştururlar.
Harvard Üniversitesi'nden Earnest Hooten, bu çizim ve maketlerin hiçbir bilimsel değeri olmadığını şöyle açıklar:
Bir kafatasını aynı yorumla bir maymuna veya bir filozofa benzetebilirsiniz. Eski insanların kalıntılarına dayanarak yapılan bu tür canlandırmalar hemen hiçbir bilimsel değere sahip değildir ve toplumu yönlendirmek amacıyla kullanılır. (Earnest Hooten, Up From The Ape, 1931, s.332)
Kısacası, tüm bu evrimci çizim ve maketler, sadece birer aldatmacadır.
Evrimciler bu konuda o kadar ileri gitmektedirler ki, aynı kafatasına birbirinden çok farklı yüzler yakıştırabilmektedir ler. Zinjantrophus adlı fosil için çizilen birbirinden tamamen farklı üç ayrı rekonstrüksiyon, evrimcilerin sahte maskeler üretmekte ne denli ısrarlı olduklarının ünlü bir örneğidir.
Evrimciler yalnızca çizim hileleri yapmakla kalmamış, somut sahtekarlıklar da düzenlemişlerdir.
Bu bilim sahtekarlıklarının en ünlüsü, 1912 yılında İngiltere'de Charles Dawson adlı bir evrimci bilim adamı tarafından ortaya atılan Piltdown fosiliydi. Bu fosil, maymunla insan arasındaki en önemli ara geçiş formu olarak gösterildi ve 40 yılı aşkın bir süre müzelerde sergilendi. Ancak 1949 yılında fosili bir kez daha inceleyen uzmanlar, bunun yapay bir fosil olduğunu, insan kafatasına bir orangutan çenesi monte edilmesiyle üretildiğini buldular.
Evrimciler 1922 yılında da bir tek diş fosiline dayanarak "Nebraska Adamı" adlı hayali bir ara geçiş formu uydurdular. Hatta bu fosil için "Hesperopithecus Heroldcookii" gibi etkileyici bir Latince isim bulmayı ve onunla ilgili hayali çizimler yapmayı da ihmal etmediler. Ancak bir süre sonra Nebraska Adamı'na ilham kaynağı olan dişin bir yaban domuza ait olduğu ortaya çıktı.
Nebraska Adamı, gerçekte "Nebraska domuzu"ydu!
Şimdiye kadar evrimin büyük delili olarak sunulan pekçok kafatası fosilinin gerçekte hiçbir şekilde evrimi desteklemediği ise birer birer anlaşıldı.
Neanderthal Adamı, 1856'da delil olarak öne sürüldü, 1960'ta literatürden çıkarıldı.
Piltdown adamı, 1912'de delil olarak öne sürüldü, 1953'te literatürden çıkarıldı.
Hesperopithecus, 1922'de delil olarak öne sürüldü, 1927'de literatürden çıkarıldı.
Zinjantrophus, 1959'da delil olarak öne sürüldü, 1960'ta literatürden çıkarıldı.
Ramapithecus, 1964'te delil olarak öne sürüldü, 1979'da literatürden çıkarıldı.
Ancak tüm bunlara rağmen bu kafatasları, bugün pekçok ülkede medya yoluyla hala bilimsel birer gerçek gibi topluma empoze edilir. Bu yüzden toplumun önemli bir bölümü, evrimin ispatlanmış bir gerçek olduğunu sanır.
Darwinizm’in propagandası okullarda da ısrarla yürütülür. Evrimci otoritelerin bile literatürden çıkardıkları pekçok sahte delil, ders kitaplarında çocuklara insanın atası olarak öğretilir.
Oysa evrimcilerin gizlemeye çalıştığı gerçek, açıkça ortadadır. Fosil kayıtları, canlı türlerinin bu dünya üzerinde bir anda ve kusursuz bir şekilde ortaya çıktıklarını göstermektedir. Yani canlılar yaratılmıştır. Tüm doğaya hakim olan üstün bir Yaratıcı, her canlı türünü ayrı ayrı ve mükemmel özellikleriyle birlikte var etmiştir.
O üstün Yaratıcı, göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunan her şeyin Rabbi olan Allah'tır.
Ey insan, üstün kerem sahibi olan Rabbine karşı seni aldatıp yanıltan nedir? Ki O, seni yarattı, sana biçim verdi... (İnfitar Suresi, 6-7)
Saba Aslan Çevrimdışı  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Reply With Quote Add to Saba Aslan's Reputation
Reply

Tags
ager, ata, biyoloji, canlilari, canlilarin, darwin, deniz, derek, dunya, dunyanin, evrim, fosiller, hava, hayalkompleks, huzreli, kalintilar, kambriyen, kokeni, kuslar, milyon, molekuler, omurgasiz, ortak, paleontolog, petek, salyangozlar, surungenler, tabaka, tek, temasi, teorisi, trilobitler, turlerin


Currently Active Users Viewing This Thread: 1 (0 members and 1 guests)
 
Thread Tools
Display Modes

Posting Rules
You may not post new threads
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is On
Smilies are On
[IMG] code is On
HTML code is Off
Trackbacks are Off
Pingbacks are Off
Refbacks are Off


Similar Threads
Thread Thread Starter Forum Replies Last Post
Bill gates'in çöküşü :) Sanalist Çöp Kutusu 3 01.10.08 09:53
Evrim Teorisi'nin çöküşü: Yaratiliş Gerçeği Saba Aslan Serbest Kürsü (off topic) 0 26.02.08 10:27
Evrim Teorisi'nin çöküşü: Yaratiliş Gerçeği Saba Aslan Serbest Kürsü (off topic) 0 26.02.08 10:20
işte evrim gerçeği flaş flaş.. Sanalist Komik resimler 0 19.12.06 07:46
MATERYALİZMİN BİLİMSEL ÇÖKÜŞÜ SanaLKampuS Bunları biliyor musunuz? 0 14.10.06 10:10


All times are GMT +3. The time now is 10:57.


Powered by vBulletin® Version 3.8.0 Beta 1
Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Optimization by vBSEO 3.2.0
http://www.puzzletr.com
Inactive Reminders By Chaos Download

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349 350 351 352 353 354 355 356 357 358 359 360 361 362 363 364 365 366 367 368 369 370 371 372 373 374 375 376 377 378 379 380 381 382 383 384 385 386 387