![]() |
| |||||||
| Serbest Kürsü (off topic) Hiçbir başlığa uymayan kouları bu alana yazabilirsiniz |
![]() |
| | Seçenekler | Stil |
| | #1 (permalink) |
| Evrim Teorisi'nin çöküşü: Yaratiliş Gerçeği I. BÖLÜM: HAYATIN KÖKENİ Yaşadığı evreni inceleyen insan, her biri içlerinde ortalama 300 milyar yıldız bulunduran 250 milyarı aşkın galaksi ile karşılaşır. Bu muhteşem sistemlerin her biri, belirli kurallara göre ve belirli bir düzen içinde işler. Evrenin, her parçasında bir plan, tasarım ve denge vardır. Bu dev evrende çok küçük bir yer tutan dünya ise, son derece karmaşık ve hassas dengeler üzerine kurulmuş mükemmel bir sistemdir. Bilinen tüm diğer gök cisimlerinin aksine, yaşama elverişli bir atmosfere ve yüzeye sahiptir. Dünya yüzeyinin büyük bölümünü kaplayan su, hayatın temel şartlarından birini oluşturur. Dünyanın ısısı, yörüngesi ve yüzeyi de bu gezegenin yaşam için özel olarak tasarlandığını göstermektedir. Bu özel gezegende son derece kapsamlı bir canlılık vardır. Milyonlarca farklı bitki ve hayvan türü dünya üzerinde kusursuz bir uyum içinde yaşar. Bu öyle sağlam bir uyumdur ki, insanın müdahalesi olmadıkça, hiçbir bozulmaya uğramadan kesintisiz devam eder. Peki bu sistemler ve bu canlılar nasıl var olmuştur? Dünya üzerindeki canlılara bakıldığında açık bir tasarım gözlemlenir. Hepsi, yaptıkları işi en iyi biçimde yerine getirmelerini sağlayacak son derece kompleks sistemlerle donatılmıştır. Canlılık planlanmış, tasarlanmış ve düzenlenmiş olduğuna göre de, mutlaka bir Yaratıcısı olması gerekir. Nitekim o Yaratıcı, tarihin başından bu yana insanlara kendini tanıtmıştır. O, gökleri ve yeri yoktan var eden, tüm canlıları da yaratıp şekillendiren Allah'tır. 19. yüzyılda ortaya atılmış olan evrim teorisi ise, bu apaçık yaratılış gerçeğini reddeder. Teori, yeryüzündeki canlı türlerini Allah’ın yaratmadığını, canlıların tesadüflere dayalı bir süreç sonucunda oluştuklarını öne sürer. Evrim teorisini ortaya atan kişi, amatör bir doğa bilimci olan Charles Darwin'di. Darwin, teorisini, 1859 yılında yayınlanan Türlerin Kökeni adlı kitabında açıklamıştı. Kitap kısa sürede popüler oldu. Bunun nedeni ise, kitabın bilimsel değeri değil, ideolojik anlamıydı. Darwin, Allah'ın varlığını inkar eden materyalist felsefeye çok önemli bir destek sağlamıştı ve bu felsefenin bağlıları onu hararetle destekledi. Diyalektik materyalizmin kurucusu olan Karl Marx, ünlü kitabı Das Kapital'i Darwin'e ithaf etmiş ve ona yolladığı nüshaya da şöyle bir not düşmüştü: "Charles Darwin'e, ateşli bir hayranından." Darwin'in teorisine göre canlılar ortak bir atadan geliyordu ve uzun bir süre içinde küçük küçük değişimlere uğrayarak farklılaşmıştı. Darwin, ortaya bu iddiayı ispatlayan hiçbir somut bulgu koyamıyordu. Hatta teorisini geçersiz kılan pekçok gerçeğin de farkındaydı. Bunları, kitabına eklediği "Teorinin Zorlukları" başlıklı bölümde kabul etmek zorunda kalmıştı. Darwin, bilimin gelişmesiyle birlikte bu zorlukların ortadan kalkacağını umuyordu. Oysa tam aksine, gelişen bilim, Darwin'in iddialarını birbiri ardına çürütecekti. Darwin tüm canlıların tek bir ortak atadan geldiklerini ve birbirlerinden türeyip evrimleştiklerini savunmuştu. Peki ama bu ilk canlı nasıl ortaya çıkmıştı? Darwin, kitabında bu konudan hiç söz etmemişti. Çünkü bunun teorisi için büyük bir sorun olduğunun farkında değildi. Yaşadığı dönemdeki ilkel bilim anlayışı, canlılığın çok basit bir yapıya sahip olduğunu varsayıyordu. Ortaçağ'dan beri inanılan spontane jenerasyon adlı teoriye göre, canlı varlıkların kolaylıkla cansız maddelerden oluşabileceği sanılıyordu. Bu dönemde kurbağaların çamurdan, böceklerin yemek artıklarından oluştuğu yaygın bir düşünceydi. Bunu ispatlamak için de ilginç deneyler yapılmıştı. Kirli bir paçavranın üzerine biraz buğday konmuş ve biraz beklendiğinde bu karışımdan farelerin oluşacağı sanılmıştı. Etlerin kurtlanması da hayatın cansız maddelerden türeyebildiğine bir delil sayılıyordu. Oysa daha sonra anlaşılacaktı ki, etlerin üzerindeki kurtlar kendiliklerinden oluşmuyorlar, sineklerin getirip bıraktıkları gözle görülmeyen yumurtalardan çıkıyorlardı. Darwin'in evrim teorisini ortaya attığı dönemde ise, mikropların cansız maddelerden kolaylıkla oluşabildikleri inancı, bilim dünyasında yaygın bir kabul görüyordu. Oysa Darwin'in Türlerin Kökeni adlı kitabının yayınlamasından beş yıl sonra, ünlü fransız biyolog Louis Pastör, evrime temel oluşturan bu inancı kesin olarak çürüttü. Pastör yaptığı uzun çalışma ve deneylerde vardığı sonucu şöyle özetlemişti: Cansız maddelerin hayat oluşturabileceği iddiası artık kesin olarak tarihe gömülmüştür. (Fox & Dose, Molecular Evolution, s.2) 20. yüzyılda hayatın kökeni konusunu ele alan ilk evrimci, ünlü Rus biyolog Alexander Oparin oldu. Amaç, evrim teorisi tarafından tüm canlıların ortak atası olduğu iddia edilen ilk canlı hücrenin nasıl ortaya çıktığını açıklayabilmekti. Oparin, 1930'lu yıllarda ortaya attığı bir takım tezlerle, canlı hücresinin cansız maddelerden kendi kendine, tesadüfler sonucu oluşabileceğini savundu. Ancak bu çaba başarısızlıkla sonuçlanacak ve Oparin şu itirafı yapmak zorunda kalacaktı: Maalesef hücrenin kökeni, evrim teorisinin tümünü içine alan en karanlık noktayı oluşturmaktadır. (Alexander Oparin, Origin of Life, s.36) Oparin'in yolunu izleyen evrimciler, hayatın kökeni konusuna evrimci bir açıklama getirebilmeyi amaçlayan deneyler düzenledi. Bu deneylerin en ünlüsü, Amerikalı kimyacı Stanley Miller tarafından 1953 yılında yapıldı. Miller, ilkel dünya atmosferinde olduğunu iddia ettiği gazları bir deney düzeneğinde reaksiyona sokarak birkaç basit organik molekül elde etti. O yıllarda evrim adına önemli bir aşama gibi tanıtılan bu deneyin gerçekleri yansıtmadığı ilerleyen yıllarda anlaşıldı. Deneyde kullanılan gazların dünyanın ilk dönemlerinde atmosferde bulunan gazlardan çok farklı olduğu, daha sonra ortaya çıktı. Miller de deneyinin geçersiz olduğunu ilerleyen yıllarda itiraf edecekti. Hayatın kökeni sorununu açıklamak için 20. yüzyıl boyunca yürütülen tüm evrimci çabalar hep başarısızlıkla sonuçlandı. Evrim teorisinin ünlü savunucularından jeokimya profesörü Jeffrey Bada, evrimci literatürün önde gelen yayınlarından Earth dergisinin Şubat 1998 sayısında bu gerçeği şöyle itiraf eder: Bugün, 20. yüzyılı geride bırakırken, hala, 20. yüzyıla girdiğimizde sahip olduğumuz en büyük çözülmemiş problemle karşı karşıyayız: Hayat yeryüzünde nasıl başladı? (Jeffrey Bada, Earth, Şubat 1998) Evrim teorisinin en büyük açmazını, canlı hücresinin rastlantılarla açıklanması mümkün olmayan akıl almaz derecedeki kompleks yapısı oluşturur. Bütün canlılar, bir milimetrenin yalnızca yüzde biri büyüklüğünde olan bu hücrelerden meydana gelir. Bazı canlılar, sadece bir tek hücreden oluşur. Ancak bu tek hücrenin bile, son derece kompleks yapısı vardır. Yaşamını sürdürebilmesi için gerekli karmaşık fonksiyonlara, hatta hareket etmesini sağlayan küçük motorlara sahiptir. Darwin döneminde hücrenin bu kompleks yapısı bilinmiyordu. O zamanın ilkel mikroskopları altında hücre sadece basit bir leke gibi görülüyordu. Ancak 20. yüzyılın ortalarında geliştirilen elektron mikroskopları, canlı hücresinin hiçbir şekilde tesadüflerle açıklanamayacak derecede karmaşık ve düzenli bir yapı olduğunu ortaya çıkardı. Canlı hücresi birbiriyle uyum içinde çalışan, binlerce küçük parçacıktan oluşur. Hücrenin içinde, bir benzetme yapmak gerekirse; enerji santralleri; kompleks fabrikalar; dev bir bilgi bankası; depolama sistemleri ve gelişmiş rafineriler vardır. Hücrenin zarında ise, hücreye giriş-çıkış kontrollerini yapan adeta bilinçli kapılar bulunur. Hücrenin varlığını sürdürebilmesi için bütün bu organellerinin aynı anda var olması zorunludur. Bu denli içiçe geçmiş ve karmaşık bir sistemin rastlantılarla ortaya çıkması ise mümkün değildir. Bugün en ileri teknolojiye sahip laboratuvarlarda bile cansız maddeler biraraya getirilerek canlı bir hücre üretilememektedir. Öyleki bunun imkansız olduğu görülmüş ve cansız maddeden hücre üretme çalışmaları terk edilmiştir. Evrim teorisi ise, insanoğlunun tüm akıl, bilgi ve teknoloji birikimi ile yapmayı başaramadığı bu sistemin, "tesadüfler sonucu kendiliğinden" oluştuğunu öne sürer. Ünlü İngiliz matematikçi ve astronom Profesör Fred Hoyle, bunun imkansızlığını şöyle bir benzetmeyle açıklar: Tesadüfler sonucu bir canlı hücresinin meydana gelmesi, bir hurda yığınına isabet eden kasırganın savurduğu parçalarla tesadüfen bir Boeing 747 uçağının oluşması kadar imkansızdır. (Fred Hoyle, Nature, 12 Kasım 1981) Modern biyokimya, sadece hücrenin değil, hücre çekirdeğinde bulunan DNA molekülünün de akıl almaz bir tasarıma sahip olduğunu gösterdi. DNA molekülünün bir tasarım harikası olan karmaşık yapısı, 1955 yılında James Watson ve Francis Crick adlı iki bilim adamı tarafından keşfedildi. Bu, canlılığın daha önceden tahmin edilenlerin çok ötesinde bir kompleksliğe sahip olduğunu gösterdi. Bu buluşuyla Nobel Ödülü alan Francis Crick, kendi de bir evrimci olmasına rağmen, DNA gibi kompleks bir yapının kesinlikle tesadüfen ortaya çıkamayacağını kabul etmek zorunda kaldı. DNA, her canlı hücresinin çekirdeğinde saklı duran dev bir moleküldür. Canlının sahip olduğu bütün fiziksel özellikler, bu sarmal biçimindeki molekülde şifrelenmiştir. Gözümüzün renginden iç organlarımızın yapısına, hücrelerimizin şekil ve fonksiyonlarına kadar her türlü bilgi, DNA'daki gen adı verilen bölümlerde programlanmıştır. DNA şifresi, dört farklı molekülün diziliminden oluşur. Bu dört molekülün herbirini birer harfe benzetirsek, DNA'yı dört harfli bir alfabeden oluşan bir bilgi bankası olarak kabul edebiliriz. Bedenin tüm bilgisi, bu bilgi bankasında depolanmıştır. DNA'daki bilgileri kağıda dökmeye kalkarsak, bu bilgiler yaklaşık bir milyon ansiklopedi sayfası büyüklüğünde bir yer tutar. Bu, insanlığın en büyük bilgi birikimlerinden biri olan Britannica Ansiklopedisi'nin 40 katı büyüklüğünde bir ansiklopediye eşittir. Ama bu inanılmaz bilgi, milimetrenin yüzde biri kadar olan hücrelerimizin, ondan daha da küçük çekirdeklerinde saklanmıştır. Çay kaşığına sığabilecek boyuttaki bir DNA zincirinin, bugüne kadar dünya üzerinde basılmış bütün kitapların bilgisini saklayabilecek kapasitede olduğu hesaplanmaktadır. Elbette ki böyle muhteşem bir yapı, kendiliğinden ve tesadüfen oluşamaz. Tüm canlılığı tesadüflere dayandırmaya çalışan evrim teorisi, DNA'nın bu inanılmaz kompleksliği karşısında tümüyle çaresiz kalmıştır. DNA'nın, hücrenin ve tüm canlılığın, çok üstün ve kusursuz bir yaratılışın ürünü oldukları açıktır. Bu denli üstün bir yaratılış olduğuna göre de, sonsuz bir güç, bilgi ve akla sahip bir Yaratıcı vardır. İnsan doğadaki hangi canlıyı gözlemlese, Yaratıcı'nın ne derece büyük bir kudret sahibi olduğunu görür. Doğada var olan milyonlarca tür canlının her biri, birer sanat eseridir. Ve her sanat eseri gibi, bizlere kendilerini var eden sanatçıyı tanıtır. O, göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunan her şeyin Rabbi olan Allah'tır. | |
| | |
![]() |
| Bookmarks |
| Tags |
| alfabe, allah, ansiklopedi, astronom, bilgi, bilincli, birikim, biyokimya, canliyi, cansiz, cay, darwin, derece, dna, dogada, elektron, evrim, fiziksel, gen, goklerin, guc, hucrenin, karmasik, kasigi, kudret, kusursuz, maddeler, matematikci, mikroskoplari, milyonlarca, molekul, muhtesem, nobel, organeller, rabbim, sanat, sarmal, sifre, sonsuz, teknoloji, teorisi, tesaduf, ustun, yapi, yaratici, yerin |
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir) | |
| Seçenekler | |
| Stil | |
| |
Benzer Konular | ||||
| Konu | Yazan | Forum | Cevaplar | son Mesaj |
| Evrim Teorisi Çöktü mü? | metin54 | Çöp Kutusu | 1 | 12.10.07 10:06 AM |
| Bill gates'in çöküşü :) | Sanalist | Komik yazılar | 2 | 30.12.06 07:25 PM |
| işte evrim gerçeği flaş flaş.. | Sanalist | Komik resimler | 0 | 19.12.06 07:46 PM |
| MATERYALİZMİN BİLİMSEL ÇÖKÜŞÜ | SanaLKampuS | Bunları biliyor musunuz? | 0 | 14.10.06 10:10 PM |
| 20 SORUDA EVRİM TEORİSİNİ ÇÖKÜŞÜ! | Puzzletr.net | E-kitap | 1 | 26.09.06 11:41 PM |