Etrafı denizlerle çevrili oları ülkelerde yaşayan insanlar için deniz ürünleri, önemli protein kaynağıdır. Bunların içinde de balıklar başta gelir. Diğer protein kaynaklarından istifade edebilmek için çok fazla emek sarfedilmesine karşılık denizlerdeki balıklar, Allah'ın insanlara husûsî hediyesidir sanki. İnsanlara düşen iş sadece onları yakalayıp tüketmektir. Denizlerdeki balıkları ne üretmek ne de büyütmek için çalışırlar ve masraf ederler. Yeter ki onların yaşamaları ve gelişmeleri için Allah tarafından hazırlanmış olan dünyalarındaki dengeyi bozacak müdahalelerde bulunmasınlar. Ne var ki biz kendi yaşadığımız ortamı değişik şekillerde kirletiyor ve tabiî dengeyi bozuyorsak, aynı şekilde bu canlıların yaşadıkları çevreyi de onlar için zaman zaman yaşanmaz hâle getirebiliyoruz. Neticede hem bu canlıların yok olmasına hem de insanların onlardan faydalanamamasına yol açıyoruz.
Son yıllarda yeni yeni kazanılmaya başlayan çevre şuurunun yıllar önce ihmal edilmesinin tehlikeli sonuçları görülmeye başlamıştır. Bunlardan birisi sorumsuzca çevreye bırakılan atıkların denizlerde birikmesiyle deniz ürünlerinde, özellikle balıklarda görülen civa kirlenmesidir. Bazı metaller insan vücudunda değişik görevler için bulunurlar. Meselâ demir, kandaki alyuvarların yapısında yer alır, kobalt B12 vitamininin yapısında, çinko saçlarımızda bulunur. Ancak bu elementler, vücut için lüzumlu olmalarına rağmen, belli miktarlardan fazlası zararlıdır. Vücudumuzdaki bazı enzimlerin yapısında yer alan bakır, 50 ppm'den fazla alındığı zaman zehirlenmeye yol açar. Vücudumuz için hiç lüzumlu olmayan, alındıkları zaman miktarlarına bağlı olarak zehir tesiri yapan metallerin başında da civa, kurşun ve kadmiyum gibi ağır metaller gelir. Bunlardan özellikle civa 1950'li yıllardan sonra ciddî bir mesele olarak ortaya çıkmıştır. Japonya'da büyük bir sunî gübre fabrikasının atıklarının Minimata körfezine bırakılmasından üç yıl sonra bölgenin sakinlerinde birtakım hastalık belirtileri görülmüştür. Konuşma zorluğu, uzuvlarda uyuşukluk, görme ve işitmede bozukluklar gibi belirtilerle tahribata yol açan ve bu safhadan sonra da tedavi edilemeyen bu hastalığa körfezin adına atfen "Minimata hastalığı" adı verilmiştir. Birçok kişinin ölümüne ve sakat kalmasına yol açan bu hastalığın sebebinin, körfeze bırakılan civalı bileşikler ve bunlarla kirlenen balıkların yenmesi olduğu anlaşıldıktan sonra, körfezde balık tutulması yasaklanmıştır.1 Benzer olaylar başka ülkelerde de meydana gelmiştir. 1972 yılında Irak'ta civalı bileşiklerle kirlenmiş buğday ve unların yenmesi sonucu 6530 kişi zehirlenmiş ve bunlardan 500 kadarı hayatını kaybetmiştir.2
Günlük hayatımızın çeşitli alanlarında yer alan civa, toprakta, havada ve suda değişik şekillerde bulunur. HgS (civa sülfür) filizleri şeklindeki civa. kavrularak metalik hâle geçer. Topraktan suya, sudan nehirlere, denizlere ve okyanuslara taşınan civa, genellikle su ortamında birikmektedir. Bazı bakteriler metalik civayı, metil civaya dönüştürürler. Metil civa (CH3Hg+) suda çözünür. Dimetil civa, (CH3)2 Hg) suda çözünmez. Fakat havada buharlaşır. Bazik pH da daha fazla uçucu olan dimetil civa bileşiği oluşur. Asit pH da ise daha az uçucu olan metil civa meydana gelir. Hayvan dokularındaki civanın % 90'ının metil civa olduğu dikkate alındığında bu, bileşiğin çökeltilerde bakteriler vasıtasıyla organik civaya dönüştüğünü göstermektedir. Toprakta bulunan civanın bir kısmı buharlaşarak havaya geçtikten sonra yağmur ve karla tekrar ortamına taşınır.
Civa kirlenmesini iki başlık altında toplamak mümkündür.
1. Tabiî olarak meydana gelen kirlenme. Bu, yer kabuğunda bulunan civanın volkanik patlamalar sonucu açığa çıkması, artan ısıyla buharlaşarak atmosfere girip yağmur ve karla toprağa, nehirlere, göllere ve denizlere taşınması şeklindedir.
2. İnsanların sebep olduğu kirlenmedir. Buna civanın endüstriyel üretimi, ziraî ve diğer gâyelerle kullanımı sebep olur. Meselâ Dünya Sağlık Teşkilatı'nın raporuna göre, civa üretimi esnasında madenlerdeki civanın % 2-3'nün atmosfere yayıldığı ve dünya civa üretiminin 10 bin ton olduğu göz önüne alındığında bunun 300 tonunun çevreye yayılacağı hesaplanmıştır. Ayrıca fosil yakıtlarının (petrol ve kömür gibi) yanması sonucu önemli miktarda civa, çevreye yayılmakta ve sulu ortama karışarak buradaki canlıların dokularında birikmektedir.3
Civalı bileşiklerle kirlenmiş gıdaların tüketilmesi sonucu meydana gelen trajedik olaylardan sonra başta Japonya ve diğer Avrupa ülkelerinde olmak üzere çeşitli gıdalardaki civa miktarlarını tespit etmeye yönelik çalışmalar yapılmıştır. Araştırmalar sonunda balık dışındaki gıdaların ihtiva ettiği civa miktarının çok düşük seviyelerde olduğu ve tehlike arzetmediği ortaya çıkmıştır. Ancak bazı balıklarda bulunan civa miktarlarının yüksek bulunması endişe meydana getirmiştir. Amerika ve Kanada'da ton balıklarında bulunan civa miktarının Gıda ve İlaç Kurumu (FDA) tarafından belirlenen 0,5 mg/kg'ın üstünde olması sebebiyle halkın bu balıkları yememeleri tavsiye edilmiş ve binlerce kilogram ton balığı piyasadan çekilmiştir.4.5 Ton balığı ve kılıç balığında diğer balıklara göre fazla miktarda civa bulunmasına, bu balıkların diğer balıklan yiyerek beslenmeleri ve uzun ömürlü olmaları sebep gösterilmiştir. Akdeniz'in Avrupa kıyılarında yakalanan kılıç balığı örneklerinde ortalama 2.96 mg/ kg civa, ton balığında da 1.20 mg/kg civa tespit edilmiştir. Türkiye'de yapılan araştırmalarda kefal ve kılıç balığı örneklerinde 1,2 mg/kg'ın üstünde civa bulunmuştur.6
Balıklardaki civanın insanlar üzerindeki tesirini belirlemek maksadıyla gönüllüler üzerinde yapılan çalışmalar sonucu biyolojik yarı ömrünün 70-80 gün olduğu bulunmuştur. Ancak beyinde daha uzun süre kaldığı, kandan ise daha hızlı ayrıldığı belirtilmiştir. Civanın gıda ile alındıktan sonra dokularda birikimi başlamaktadır. Vücuttaki civa miktarı, alınan civa ile vücuttan (ter, dışkı, idrar) atılan civa arasında bir denge oluşuncaya kadar artar. Alınan civa 6 saat içerisinde kanda maksimum seviyeye ulaşır.7
Günde 1 gram civa alındığında beyindeki seviyesinin 1 mg/100 gr olacağı, bunun da ölüme yol açtığı bildirilmiştir.8 Vücuda alınan civa daha çok saçlarda, dokularda (beyin, böbrek ve karaciğer) ve kanda birikmektedir. Yapılan deneylere göre, alınan civanın % 4'ü vücutta kalmaktadır. 30 mg civa insanlarda bazı zehirlenme belirtileri meydana getirmekte, 80 mg civa ise ölüme yol açmaktadır.
Dünyada birçok ülke bu araştırmalardan sonra balıklarda civa miktarı ile ilgili sınırlamalar koymuşlardır. Bu sınırlar genel olarak 0,5-1,0 mg/kg arasında değişmektedir. Bunları belirlerken balık tüketimi ve ticaretini de göz önünde bulundurmuşlardır. Dünya Sağlık Teşkilatı da gıdalarda bulunacak civa miktarının 0.5 mg/kg'ı geçmemesini tavsiye etmektedir.
Netice olarak tabiî olayların yanı sıra esas olarak endüstriyel sebeplerle civa kirlenmesi olmaktadır. Çevre faktörleri göz önüne alınmadan oluşan bir sanayi ve bunun getirdiği sonuçlar meydandadır. Civa kirlenmesi ise bunlardan sadece biridir.
Unutmamalıyız ki insanlara rızık kaynağı olarak bahşedilmiş denizlerimizi sorumsuzca kirletmeye devam edecek olursak, akılsızca kendi sonumuzu hazırlamış olacağız.