![]() |
| |||||||
| Serbest Kürsü (off topic) Hiçbir başlığa uymayan kouları bu alana yazabilirsiniz |
![]() |
| | Seçenekler | Stil |
| | #1 (permalink) |
| Üye ![]() Üyelik tarihi: Sep 2006 Nerden: sefiliz
Mesajlar: 41
Thanks: 0
Thanked 0 Times in 0 Posts
Rep Gücü: 612 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() | MÜZİSYEN BİOGRAFİLERİ Wolfgang Amadeus Mozart (Salzburg, 1756 - Viyana, 1791) Dünyanın gelmiş geçmiş en büyük müzik dehalarından biri olarak kabul edilen Wolfgang Amadeus Mozart, 27 Ocak 1756’da Salzburg Başpiskoposu’nun Yardımcı Müzik Direktörlüğü görevini yapan, kemancı ve besteci Leopold Mozart’ın oğlu olarak dünyaya geldi. Müzikte çok erken bir gelişme göstererek 3 yaşında piyano çalmaya ve 5 yaşında beste yapmaya başladı. Ablası Maria Anna da (1751–1829) başarılı bir yorumcuydu. Leopold yetenekli çocuklarını Avrupa’ya tanıtmaya karar verdi. İlk olarak 1762’de Münih ve Viyana’ya gittiler. Mozart bu tarihte ciddi bir eğitim almamasına karşın keman çalmaya da başlamıştı. 1763’ten 1766’ya değin süren ilk uzun turnede Münih, Augsburg, Frankfurt, Cologne, Brüksel, Paris ve Londra’ya gittiler. Paris’te Versailles Sarayı’nda 15. Louis ve Londra’da III. George tarafından kabul edildiler. Mozart Londra’da J.C Bach, Abel ve Manzuoli ile çalışma imkânı buldu. Hollanda ve Avusturya ziyaretlerinin ardından, Mozart ailesi 1766’da Salzburg’a geri döndü. 1767’de ikinci kez Viyana’ya gitti. 1769’a değin Bastien und Bastienne ve La Finita Semplice adlı iki opera besteledi. 1769’da, babası Mozart’ı İtalya’ya götürdü. Artık Mozart’ın dehası herkes tarafından kabul ediliyordu. Martini, Nardini ve Jomelli ile çalışma imkanı buldu. Allegri’nin Miserere adlı eserini ilk kez dinledikten sonra eksiksiz olarak yazması İtalya’da Mozart’a olan hayranlığı daha da artırdı. Aralık 1770’te Mitiridate, re di Ponto operası Milano’da gösterildi ve büyük başarı kazandı. 1777’de babasının sağlığı el vermediği için, Mozart turnelerine annesi ile devam etti. Münih, Augsburg ve Mannheim’in ardından 1778’te Paris’e geldiler. Annesi aynı yılın Temmuz ayında öldü. Paris o dönemde Piccini ile Gluck arasındaki çekişmeye odaklanmış olduğu için, Mozart’a fazla ilgi gösterilmedi. Mannheim’da bulunduğu sırada 18 yaşındaki Aloysia Weber’e aşık oldu. Aloysia ile İtalya’ya gitmek istedi; ancak reddedildi. Morali bozuk ve sinirli bir şekilde Salzburg’a dönen Mozart artık keman çalmayacağını, sadece klavyeli enstrümanlar ve aryalar üzerinde çalışacağını söyler; ancak Sinfonia Concertante isimli keman ve viyola için konçertoyu besteler. 1781 yılında Salzburg Başpiskoposu’nun oyunları sonucu görevden alınır. Buna çok sinirlenen Mozart, hakarete uğradığını ve intikamını alacağını söyler; ama böyle bir durum olmaz. Viyana’ya yerleşen Mozart bu kez Weber ailesinin ortanca kızı Constanze’ye aşık olur ve evlenir. Weber ailesi Bohem tarzı yaşamaktadır. Constanze de aynı Mozart gibi elinde para tutmayı beceremez. Yine de bu evlilik Mozart’ı babasının baskısından kurtardığı için iyi olmuştur. Evliliğinin ardından Mozart verimli bir döneme girer. Her türde şaheser eserler verir. Le Nozze di Figaro (1786), Don Giovanni(1787) ve Cosi fan tutte (1790) operalarını besteler. Bu dönemde iyi gelir elde etmesine rağmen parayı elinde tutmayı bilemez. 9 yılda 11 kez ev değiştirir. Ayrıca mason olur. Müziğinin en güzel örneklerinden biri olan The Magic Flute operasını besteler. Mozart ömrünün son dönemlerinde yine sıkıntılı günler geçiriyordu. Requiem üzerinde çalıştığı sıralarda böbrek yetmezliğinden 5 Aralık 1791’de öldü. Mezarının üzerine herhangi bir yazı yazılmadığı için tam olarak nereye gömülü olduğu bilinmemektedir. Requiem ise, öğrencisi Franz Xavier Sussmayr tarafından tamamlandı. Mozart çok küçük yaşlardan itibaren saraylarda konserler vermiş, normal bir çocukluk yaşayamamıştır. Müzikte çok erken olgunluğa ulaşmasına karşın diğer konular göz önüne alındığında çocuk kalmıştır. Bunda yeteneklerini sömüren babasının da büyük payı vardır. Herkesten daha yetenekli olduğu için, diğer müzisyenler tarafından pek sevilmemiş, ömrünün büyük bölümünü iyi maaşlı bir iş arayarak geçirmiştir. Disiplinden uzak bir şekilde büyüyen Mozart’ın elindeki para da su gibi akıp gitmiştir. Mozart’ın müziğinde mükemmel bir denge, berraklık ve duygusal yoğunluk vardır. Özellikle sonatlarında başka hiçbir bestecinin eserlerinde bulunmayan düzeyde tema bolluğu görülür. Mozart eşsiz yeteneğiyle bütün müzik formlarında eserler verdi. 41 senfonisi, 27 piyano, 5 keman, 2 flüt, 4 korno, 1 klarinet konçertosu, 20 piyano sonatı vardır. Buna karşın Mozart’ın en başarılı eserleri operalarıdır. Canlı opera kişileri oluşturmakta başarısını ise ondan sonra yalnızca Verdi yakalayabilmiştir. |
| | |
| | #2 (permalink) |
| Üye ![]() Üyelik tarihi: Sep 2006 Nerden: sefiliz
Mesajlar: 41
Thanks: 0
Thanked 0 Times in 0 Posts
Rep Gücü: 612 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() | --->: MÜZİSYEN BİOGRAFİLERİ Niccolò paganini Niccolo Paganini, 27 Ekim 1782 yılında Genoa’da doğmuştur. Babası tersane işçisidir. Aynı zamanda keman çaldığı için Paganini’nin ilk müzik öğretmenidir. Niccolo 11 yaşına geldiği zaman usta bir kemancı olmuştur artık. Çevresindeki ünlü bütün keman öğretmenleri ona parasız ders verirler. İlk turnesini yaptığında henüz 13 yaşındadır. Bu arada, kendi yeteneğine uygun, zor yorumlanacak yapıtlar besteler. Yalnız keman değil, gitar, viyola ve mandolin de çalar. 1805 – 1813 yılları arasında LUCCA prensesinin müzik yönetmeni olur. Paganini’nin içki ve kumara olan düşkünlüğü de çok ünlüdür. Elde ettiği büyük başarılar onu kumara ve içkiye alıştırır. Kumar alışkanlığı ona herşeyini, hatta kemanını kaybettirir. Zengin bir işadamı ona Guamerius yapımı bir keman armağan eder. Sonradan Stradivarius ve Amati yapımı kemanlara da sahip olur. Bu kemanlar onun hazinesidir. 23 yaşına geldiğinde konserlerini azaltır. 1824 yılında bunalıma girer ve 1827 yılında iyileşip Avrupa turnelerine çıkar. Avusturya, Almanya ve Fransa’ya gider. Paris ve Londra’da ilk sahneye çıkış tarihi 1831 yılıdır. 1833 yılında Paris’te Berlioz’a içinde viyola solo olan bir senfonik yapıt ısmarlar. Ortaya “Harold en İtalie” adlı eser çıkar. Ancak Paganini bu yapıtı hiçbir zaman seslendirmez. 1834 yılından sonra konserlerini çok azaltır. Gırtlak kanseri hastalığına yakalanır ve 27 Mayıs 1840 yılında Nice’de ölür. Gelmiş geçmiş en büyük keman virtüözü olan Paganini, baş döndürücü çevikliği, son derece duygusal yorumu ile inanılmaz bir müzisyendir. Yeteneği o kadar olağanüstüdür ki, şeytanla işbirliği yaptığı inancı yayılmıştır. Teknik olarak çağının çok ilerisindedir. Bugün bile eşliksiz keman için yazdığı “24 Caprices”i tek resitalde seslendirecek ustalıkta kemancı sayısı çok azdır. Özellike “24. Kapriçyo”nun teması üstüne en çok çeşitleme yapılmış tema olarak müzik tarihine geçmiştir. Brahms, Rachmaninof, Blacher, Lutoslawski, Snitke, Ernst ve Rochberg gibi besteciler kendi çağlarına, kendi akımlarına göre, Paganini temasını çeşitlemişlerdir. Paganini, ne Berlioz gibi büyük orkestraların bestecisidir, ne de Chopin gibi minyatür müziğin ustasıdır. Oysa tarih boyu yaşamış her türlü çalgı yorumcusunun en üstünüdür. Temelde virtiözitesi yaratıcılığa dayanır. Müziğinin dış görünüşündeki buzlu pırıltılar, romantik armonideki sıcakkanlı yapının ters çevrilmişi gibidir. Romantik ısıyı şeytansı bir çerçeveye yaraştırır. Piyanonun gündeme geldiği, en duyarlı çalgı olarak saygı gördüğü günlerde keman ile cambazlık yapan bir besteci, büyük bir ilgiyle karşılanır. Bu nedenle onun keman yapıtlarını, örneğin “24 Caprices”ini, Schumann ve Liszt piyanoya uyarlamışlardır. Liszt’in “Etudes d’execution transcentande” adlı yapıtları, Paganini’nin yapıtlarını örnek alır, piyanoda onlara koşut gelişir. Her birinde yaratıcı enerji, parlak bir teknik, soluksuz bir yorum egemendir. Paganini’nin bestlerinin çoğu teknik bir beceri gösterisidir. Konçertoları, kaprisleri ve oda müziği çalışmaları vardır. Yapıtlarının çoğu, zamanında basılmamıştır. Paganini’nin çalış tekniğindeki şeytansı tılsım, uzun yıllar çözülememiştir. Armonikleri kullanmaktaki öncülüğü, kemanını değişik tınılar elde etmek için akort edişi, yay tekniğindeki ustalığı, staccato ve pizzicato yönetmini yaygınlaştırması, Paganini’ye özgü, daha önce hiç duyulmamış yeniliklerdir. Kemandaki doğru tonlaması, net ve temiz sesleri yine onun hüneridir. Keman konçertosunun son bölümünde pizzicatolar en alımlı şekliyle canlanır. Paganini’nin müziği kendi yorumuna göre yazılmış, çok zor yapıtlardan oluşur. Bu yapıtlar öylesine kıvraklık, dinamizm ve üstün bir hüner gerektirir ki, halk, onun bedenine şeytanın girdiğine inanmıştır. Fiziksel görünümü de, kemikli yapısı ve sinirli davranışlarıyla şeytansı bir imgeyi çağrıştırır. Bu inanç ölümünden sonrada sürer. Paganini’yi kutsanmış toprağa gömmezler. Oradan oraya taşınan cesedi, 1926 yılına dek belli bir gömüte yerleştirilemez. |
| | |
| | #3 (permalink) |
| Üye ![]() Üyelik tarihi: Sep 2006 Nerden: sefiliz
Mesajlar: 41
Thanks: 0
Thanked 0 Times in 0 Posts
Rep Gücü: 612 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() | --->: MÜZİSYEN BİOGRAFİLERİ Şu fani dünyada insanoğlunun dinleyebileceği en keyifli müzikleri yapan eşsiz jazz kemancısı. Keyifli ve neşeli müzik yapan, aşırı lüks restoranların fonlarında, şarkılarına rastlayabileceğiniz, depresif ruh hallerini tedavi özelliği olan bir virtüöz kemancı. Jazz’a kemanı ilk sokan değil belki ama, kemanıyla jazz’ı tavlayan ilk insan… Stephane GRAPPELLİ, 26 Ocak 1908 yılında Fransa’nın Başkenti Paris’te doğdu. Fakir bir ailenin çocuğu olan Grappelli, müziğe org çalarak başladı ve İtalyan asıllı Felsefe Öğretmeni olan babasının aldığı kemanla on iki yaşında tanıştı. Paris Konservatuarı’nın solfej bölümünü bitirdi. İlk konserleri binaların avlularında ve restoranlardaydı. Annesini 4 yaşındayken kaybetti. Hayatını kazanmak ve babasına faturalarını ödemede yardımcı olmak için, sessiz filmlere müzik yapan ve kimi zaman da sokaklarda çalan Grappelli’yi, arkadaşı Stephane MOUGİN Fransa’nın ünlü orkestrası Gregorians’la tanıştırdı. Bu orkestrada önce piyano, sonra da keman çalarak işe başlayan Grappelli, Croix du Sud adlı klüpte gitarist Django REİNHARDT ile tanıştı. Grappelli ile Django’nun müzikal beraberliği Hotel Claridge’de başladı. Grappelli’nin anımsadığına göre Django ile kulistedirler. Django yavaş yavaş çalarken kendisi de onun çaldığı akorlar üzerine doğaçlamaya başlar. Az sonra orada bulunan kontrabasçı Louis VOLLA, Grappelli ve Django’ya kendisinin de katılması gerekliliğini hisseder. Ardından Django’nun kardeşi de gitarıyla bu üçlüye eşlik eder. Böylelikle Grappelli’ye göre yeni bir jazz tarzının kapıları çoktan açılmıştır bile… Sonraları birçok değişik gitaristin de katılmasıyla “beşli” olarak çalmaya başlayan bu grup Paris’in ünlü jazz kulübü Hot Clup of France tarafından benimsenmiş, en nihayet Quintet du Hot Club de France adı altında jazz tarihine adımını atmıştır. Kendi kendini eğiten Grappelli’nin kendine özgü hassas lirikizm ve canlı swingi birleştiren tarzı onu Birleşik Devletler’de olduğu kadar Fransa’da da yaşayan bir efsane haline getirdi. Bir anda sansasyonel bir başarı kazanan bu beşli, Grappelli ve Reinhart’ın karakter çatışmalarından ötürü zaman zaman birçok sarsıntı geçirmişse de 2. Dünya Savaşı’nın patlak verdiği 1939 yılına dek aralıksız çalışmış, plaklar yapmış ve uluslararası üne kavuşmuştur. Savaş yıllarında Londra’da kalmayı yeğleyen Grappelli, 1946 yılında tekrar Reinhardt’la çalışmalarına başlamıştır. Kendini balık tutmaya ve resim yapmaya kaptıran Reinhardt, savaş öncesi heyecanını biraz kaybetmiş ve planlanan Amerika turnesinden biraz önce ölmüştür. Django’nun ölümüyle sarsılan Grappelli, yaş***** Paris, Londra ve İtalya arasında geçirmiştir. 1972 yılında Kanadalı gitarist Diz Disley Grappelli’yi Londra’ya getirmiştir. Bu sıralarda Grappelli, Diz Disley’le eski beşlisine benzer bir grupla çalarak eski ününü yeniden kazanmıştır ve 1974 yılında başta Amerika olmak üzere dünyanın çeşitli ülkelerinde jazz klüpleriyle çalıp, konserler vererek yeniden süperstar olmuştur. Grappelli’nin 1947-1961 yılları arasında yaptığı çalışmaları “Special” adlı diskine sıkıştırılmaya çalışılmıştır. “derleme” disk dediğimiz bu diskteki en önemli özellik, Grappelli’nin Django ile 2. Dünya Savaşı sonrasında tekrar bir araya gelişinin ( yarım yamalak da olsa) belgelenmesidir. Grappelli’yi 1969 yılında daha blues’vari bir gitarist sayılan Barney KESSEL ve yine jazz tarihinin en önemli kemancılarından biri olan Joe VENUTİ ile yaptığı “Venupelli Blues”da dinliyoruz. Plağın ardından da hemen anlaşılacağı gibi bu çalışma jazz’daki iki ayrı “okul” un önemli ve başarılı bir birleşimidir. Grappelli’nin 1970-1979 yılında yaptığı çalışmalar “Compact Jazz” adı altında üç ayrı diskte toplanmıştır. Bu disklerde özellikle bir Django Reinhardt müridi olduğunu söyleyen Belçikalı gitarist Philippe CATHERİNE ile yine günümüzün önemli kemancılarından sayılan Jean-Luc PONTY ile yaptığı çalışmalar kayda değer. 1972 yılında yaptığı “Joue Porter et Gershwin” in biraz şen şakrak, adlı tatlı bir romantizm ve birazda umursanmadan çalınmış havası veren parçalarla dolu olmasına karşın yine aynı yıl çıkan “To Django “ adlı plak 2. Dünya Savaşı öncesi Grappelli/Reinhardt günlerine öykülenen hasret giderme terapisi sanki. 1970-1980 yılları arası sayısız plak çalışması yapan Grappelli’nin belki de en iyi plağı, gitarist Joe PASS ve kontrabasçı Niels Oersted PEDRSEN ile gerçekleştirdiği konser kayıtlarından oluşan Tivoli Gardens, Copenhagen, Denmark adli plaktır. Grappelli’nin plakları dinlendiğinde kulağa çalınan ilk özellik onun 1930’lara saplanmayıp kendisini ve çalışını sürekli ilerletip mükemmelleştirdiğidi r. Tıpkı ilk bakışta olanaksız ikili denilebilecek piyanist McCoy Tyner/ Grappelli diskinde duyulabileceği gibi. Jazz tarihinin önemli trompetçilerinden Bill COLEMAN’dan, klasik kemancı Yehudi MENUHİN’e kadar çalmadığı müzisyen kalmayan, doğaçlamaları, görkemli tekniği, jazz’ın en önemli Sense of Humour unsurlarından sayılan nükte kabiliyeti ve nihilistik sevgiden arınmışlığı ile yıllanmış, eski Fransız şarabı gibi gün geçtikçe tatlanıyor ve kıvamlanıyor. Klasik kemancı Yehudi Menuhin, Grappelli’nin imrovize maharetinin büyük hayranlarından biri. Bir kere şöyle yorumladı: “Stephane on tane tabağı havaya atan ve hepsini geri alabilen jonglörlere benziyor.” Grappelli’nin kendine özgü jazz keman sentezi, üslubu neşeli,ateşli ve hareketlidir. Pink Floyd’un “Wish You Were Here” albümünde, aynı adlı şarkıda keman çalmıştır. Grappelli, piyanoya duyduğu aşkı unutamamış ve sonraları “My First Love was Solo Piano” adlı bir albüm çıkartmıştır. Müzikten hiçbir zaman kopmamaya çalışan ve yarım yüzyılı aşkın zamanda dinleyicileri zarif ve canlı tarzı ile büyüleyen Fransız jazz keman ustası artık 85. doğum gününde emekli olur. 85 . doğum gününde emekliliği göz önüne alır mısınız diye sorulduğunda , Grappelli şöyle cevap verdi : “Emeklilik ! Kulaklarım için bundan daha acı verici bir söz olamaz . Müzik beni yaşatıyor . Bana her şeyimi o veriyor . Müzik benim gençlik kaynağım.” Son konserinde kullandığı “retirement” ibaresi orada bulunan birçok cazcı arkadaşı tarafından çok acı veren bir hatıra olarak saklanır. Jazz kemancıların büyükbabası olarak sayıldı, dünyanın her tarafında , keskin göze çarpan stili zayıf beyazlaşmış saçları çiğ renkli baskılı t-shirt’ü çenesinin altına sıkıştırdığı kemanı ile akıldan çıkmayacak şekilde yaptığı müzikle , 80 li yaşlarına kadar sahne aldı. Çalmaya başladığı zaman o kendisine ait dünyada gibi görünüyor. Gözleri yarım kapalı ve ona tam bir mutluluk veren görüntüde hafif bir gülümsemeyle… Kemanla jazz yapılmaz diyen insanlara nasıl yapıldığını gösteren, son zamanlarına doğru yaşlılığından dolayı sahneye başkalarının yardımıyla çıkan fakat, kemanından çıkardığı ilk notayla birden 50 yaş gençleşen keman virtüözü, 1 Aralık 1997 yılında, geçirdiği bir fıtık ameliyatı sonrası, ameliyat olduğu klinikte yaş*************** son verdi. Stephane GRAPPELLİ’nin kendi ağzıyla söylenen ve akıllarda kalıcılık bırakan birkaç sözü: “Mikrofon yok, bu yüzden kemanın duyulması çok zor. Jazz’ın sadece telli enstrumanlarla çalınması bir devrimdi.” “Sinemadayken , prensip olarak Motzart çalmam gerekiyordu. Bazı neşeli filmlerde Gershwin’e izin vardı. Daha sonra jazz’ı ve kendi yolumu keşfettim ve sonra Amadeus’a öpücüklerle hoşçakal dedim.” “Hastanede ve askeri üslerde çalmak için bir bando oluşturdum. Fakat tüm İngilizler askere çağırıldığından dolayı ben sakatları topladım. Kör George Shearing piyanoda, basçımızında bir ayağı yoktu.” Savaştan sonra hot club’ü tekrar reforme etmeye çalıştı. Fakat, yeni stil ortaya çıktı. Şöyle dedi “Beatles gibi müziğin yönünü komple değiştiren gruplar ortaya çıktı.” “En iyisini çalarım mutlu veya üzgün olduğumda, gençken aşık olduğumda. Eğer sıradan dertlerim varsa çalarken her şeyi unuturum. İki insana bölünürüm ve diğeri çalar dedi.” Hayatının sonlarına doğru kendi tekniğini geliştirdi. “Bir şeyi duyduğunda kaydedilmiş müziği dinlediğinde onu çalarken duymadığı zaman kendinizi “haydi” derken bulursunuz. Biri bunu değişik şekilde yaparken biri yapamaz.” |
| | |
| | #4 (permalink) |
| Üye ![]() Üyelik tarihi: Sep 2006 Nerden: sefiliz
Mesajlar: 41
Thanks: 0
Thanked 0 Times in 0 Posts
Rep Gücü: 612 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() | --->: MÜZİSYEN BİOGRAFİLERİ Antonio Vivaldi (Venedik, 1678- Viyana, 1741) Antonio Vivaldi, Giovanni Vivaldi ve Camillo Calichio’nun ilk çocuğu olarak 1687’te Venedik’te dünyaya geldi. Lakabı Kızıl Rahip’ti. Babası, önceleri berberlik yapmış, daha sonra ise başarılı bir kemancı olmuştu. Vivaldi, ilk müzik eğitimini babasından almıştır. Annesi ise bir terzinin kızıydı. 1693-1703 yılları arasında dinî eğitim aldı. Bu arada 1696’da St. Mark kilisesinde kemancı olarak çalıştı. 1703’te ilk resmî işine, Venedik’teki dört yetimhaneden biri olan ve kızların müzik eğitiminin verildiği, Pio Ospedale della Pietà’da başladı. 1709 yılında bu görevinden ayrılmak zorunda kaldi. Bu dönemde Vivaldi besteci olarak dikkat çekmeye başladı. Op.1 sonat seti 1705 yılında yayımlandı. 1709’da Op.2 keman sonatını Danimarka Kralı IV. Frederik’e ithaf eden Vivaldi, bu sıralarda konçerto yazmaya başlamıştır. Hollandalı yayıncı Estienne Roger, Vivaldi’nin 12 konçertodan oluşan "L'estro Harmonico" adli eserini yayımladı. Bu dönemin en etkili müziksel yayını oldu. Almanya dışına hiç çıkmayan Bach’in müziğinin İtalyan yanının oluşmasında önemli bir yeri vardır. 1714’te Vivaldi’nin konçertolarını duyan Quantz, Albinoni ile birlikte Vivaldi’ye konçertoda reform yapmaları için ödenek bağlamıştır. 1723 ile 1724’te Roma’daki karnaval mevsimi için üç opera yazdı. Yine 1723’te Vivaldi, Pieta’nın yöneticileriyle ayda iki konçerto besteleme konusunda anlaştı. 1725’te yazdığı eseri Op. 8, "Il cimento dell'armonico e dell'inventione" ile ünü daha da yayıldı. Bu yıllarda opera sanatçısı Anna Giraud ile ilişkisi başladı. 1737’de görevde yaptığı Ferrara’nın yöneticileriyle Vivaldi arasında sergilenecek operaların seçimi konusunda çıkan anlaşmazlık Vivaldi’nin işinden olmasına yol açtı. Bu olayın ardından Vivaldi, Amsterdam’a yerleşti. 1741’de Graz’da Anna’yı dinlemek için Avusturya’ya yaptığı yolculuğu sırasında Viyana’da konakladığı bir dulun evinde öldü. Hemen aynı gün kimsesizler mezarlığına gömüldü. Vivaldi’nin 500’den fazla konçertosu vardır. Farklı enstrümanlardan yararlanmayı çok seviyordu. Hiç kimse viyolonselden solo enstrüman olarak onun yararlandığı kadar yararlanmamıştır. Fransız Barok müziğinde nefesli çalgılar ağırlıktayken, onun müziğinde yaylı çalgılar önem kazanır. 230 keman konçertosunun yanında, flüt, obua, çello, viyola, mandolin konçertoları vardır. Klasik müzikle ilgisi olmayanların bile bildiği Dört Mevsim Konçertosu en sevilen eseridir. Kendisinin 94 tane opera yazdığını söylemesine karşın, bunların ancak 50’si günümüze ulaşabilmiştir. Bitmek tükenmek bilmeyen bir müzik dehası olan Vivaldi’nin hırslı ve güçlü kişiliği, müziğine de yansımıştır. Ölümünün üzerinden yaklaşık üç asır geçmiş olmasına rağmen eserlerinin hâlâ büyük hayranlık uyandırması ve konser salonlarında çalınması, Vivaldi’nin çok büyük bir besteci olduğunu kanıtlamaktadır. |
| | |
| | #5 (permalink) |
| Üye ![]() Üyelik tarihi: Sep 2006 Nerden: sefiliz
Mesajlar: 41
Thanks: 0
Thanked 0 Times in 0 Posts
Rep Gücü: 612 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() | --->: MÜZİSYEN BİOGRAFİLERİ Francesco Vincent Zappa (21 Aralık 1940 - 4 Aralık 1994) Frank Zappa 21 Aralık 1940’da Baltimore’da doğdu. Stravinsky, Stockhausen, Varèse’nin müziklerinden çok etkilendi. Varese ile tanışmak için çok uğraştı, mektup yazdı ve bir gün Varese ile telefonda görüştü. Buluşma için sözleştiler ama bu gerçekleşemedi Varese göçtü gitti bu dünyadan. Lise yıllarında davulcu olarak müziğe başladı, sonra gitara yöneldi. Can dostu Don Van Vilet (Captain Beefheart) ile Ruben and the Jets grubunu kurdu ve Doo- Wop Rock and Roll yaptı. Buraya kadar tamam, iş 1960’ların başında karmaşık bir hâl almaya başlıyor zaten. Zappa’nın müziğini belirli bir sınıflama içerisine sokmak imkansızdır. Zappa’nın müziğinde çeşitli müzikal formlar bulunmaktadır oratoryo, rock, jazz, big band gibi. Müzikal kalite Zappa’da üst düzeydedir, müziğinin alt yapısına yerleştirdiği ve titizlikle seçtiği melodileri dinlemek ayrı bir keyiftir. Çalınması çok zor olan bu melodiler günler süren provalarda grup üyelerine ezberletilir. Önemli gitar virtüözlerinden olan Zappa, bir rock’çı olarak da anılmak istemez. O kendisini “Ben enstrümanı gitar olan bir besteciyim” diye tanımlar. Bu nedenle Zappa’nın müziğine bir isim bulmak da kolay değildir. Benim uydurduğum bir isim var, progressive avant garde (buradaki progressive, tür olarak değil kelime anlamı olarak kullanılmalıdır). Zappa müziğini tarif eden en iyi isim bence şudur: Zappa, ZAPPA MÜZİĞİ yapmaktadır. İlk albüm Freak Out, The Mothers adıyla çıkacakken plak şirketinin tavsiyesi üzerine grubun adı Mothers of Invention olarak değiştirildi. Freak Out albümü Amerikan yaşam tarzını derinlemesine inceleyen ve hicveden bir albümdür, bu albüm aynı zamanda ilk konsept rock albümü olarak tarihe de geçecektir. Freak Out’ta yer alan “Hungry Freak Dady” Amerikan elitistleri tarafından büyük bir tepki ile karşılandı.Aslında en önemli problemlerden biri We’re Only in it fort he Money albümü ile gelir, albüm 1968 yılında yayınlandığında büyük gürültü koparır. Çünkü albüm kapağı The Beatles’ın “Sgt. Pepper’s Lonely Heart Club’s Band” kapağı ile dalga geçer. Şarkı sözlerinde Hippi felsefesi ve Hippiler yerden yere vurulur. Bu nedenle Zappa, Woodstock’a davet edilmez. Bu albüm aynı zamanda orkestrasyon kullanılan ilk rock albümü unvanını da alır. 1970’lerin başına kadar Zappa, -etkilendiği çağdaş bestecilerin etkisi aldığında kaldığında- anlaşılması çok kolay olmayan çalışmalara imza atmaktadır. 1970-1971 yılları ortak çalışmalar yılları olarak karşımıza çıkar. Bu yıllarda Jean Luc Ponty, Zubin Metha, Ravi Shankar gibi isimlerle çalışmalarını sürdürür. 1974 yılı Zappa’nın müziğinin daha dinlenebilir olduğu yıldır. Özellikle bu yılda New York, Roxy’de verdiği konserler Zappa’nın jazz rock müziği ögelerini müziğinde daha çok kullanmaya başladığı yıllardır. 1981 yılında Steve Vai, Zappa ile çalmaya başlar. Aslında Vai, gruba 1979 yılının sonlarına doğru katılmıştır ve 4 yıllık bir Satriani eğitiminden gelmektedir. Ancak, Zappa 1981 yılına kadar Steve Vai’i, konserlerine çıkartmaz. Vai, Zappa yıllarının en ilginç anılarını şöyle anlatmaktadır : “Zaten çalınması çok zor melodileri çalmaya çalışıyorduk. Frank bunları nasıl yazıyordu bir türlü anlayamadım. Ayrıca konsere çıkıyoruz grup yaklaşık 10 kişi ve her defasında, herkese şu şarkının şu kısmında yanlış nota bastın diye uyarılarda bulunuyordu. Sanırım sihirli kulaklara sahipti”. Vai, özellikle şarkı yazımında ve çalış tekniğinde Zappa’dan çok şey öğrendiğini dile getirmektedir. 1988 yılı Zappa için sonun başlangıcı olmuştur. Çünkü Zappa bu yılda, Amerikan Başkanlığına adaylığını koyar ve bu yılda gerçekleştirdiği Amerika ve Avrupa turnelerinde ana tema Ronald Reagan’dır. Özellikle “You Are What You Is” şarkısının klibinde Ronald Reagan’ı kullanması ve sonunda Reagan’ın elektrikli sandalyeye gitmesi bardağı taşıran son damla olur. Devreye hemen PMRC girer ve Zappa’yı bitirmek için önlemler alınır. Defalarca mahkemeye gider, avukat istemez, kendime savunabilecek güçteyim der. PMRC’nin avukatı zamanın senatörlerinden Al Gore’dur. Sıradan bir avukat yerine bir senatörün kurumu savunması da ilginçtir. Al Gore, “Şarkılarınız şiddet içeriyor ve tehlikeli, yasaklanması gerekir” der. Zappa, “işe Amerikan Televizyonlarını kapatmakla başlayalım mı?” cevabını verir. Çünkü asıl olay Zappa’nın “You are What You Is” şarkısından önce kaleme aldığı ve Reagan’la dalga geçtiği şarkıdan dolayı patlak vermiştir. Son, bu noktada başlamaktadır. Mahkeme sonrası Zappa, albümlerini yayınlayacak şirket bulamaz. Kendi kurduğu plak şirketiyle albümlerini yapar ancak albümlerin basım masraflarını karşılamak çok kolay değildir. Aslında bu işin kolay kısmıdır, en önemli problem dağıtım sorununun halledilmesindedir. Zappa, bu nedenle yaptığı albümleri çok sınırlı bir kitleye dağıtabilir (albümler genellikle fan club üyelerine mail order sistemiyle satılmaya başlar). 1988 turnesinin sponsorları da Zappa’dan sponsorluğundan çekildiklerini açıklarlar. Ancak Zappa, “dinleyicime söz verdim, bu konserler gerçekleştirilecek” der ve turne çok büyük bir mali zarar ile tamamlanır. Zappa, UMRK’ya kapanır ve artık tüm enstrümanları kendisinin çaldığı albümler yapmaya başlar. 30 Haziran 1991 günü Zappa, Budapeşte’ye davet edilir. 3 yıl aradan sonra ilk kez gitar çalar. Yellow Shark ile başladığı opera çalışmalarına devam eder Zappa yaşamı boyunca hep şunu söylemiştir : “UYUŞTURUCUDAN UZAK DURUN”, “Bazı müzisyenler, müzikten kazandığı paraları burunlarına sokuyor (kokaini kastederek) ben müziğe yatırıyorum, daha iyi ekipmanlar için”. Frank Zappa, 4 Aralık 1994 günü Prostat Kanserine yenik düşerek yaşama veda eder. |
| | |
![]() |
| Tags |
| mzisyen, biografileri |
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir) | |
| Seçenekler | |
| Stil | |
| |