Sanalkampus Türkiyenin ilk Sanal Kampüsü -  

Geri git   Sanalkampus Türkiyenin ilk Sanal Kampüsü - > Nekadar İlginç > İlginç Videolar Resimler Yazılar > Hikayeler & Yazılar

Konuyu değerlendir - kötü çocuk.
(0)
Değerlendirme: Toplam 0 oy almıştır, ortalama Değerlendirmesi puandır.

Yeni Konu aç Cevapla
 
Seçenekler Stil
Alt 11.10.07, 12:43 PM   #1 (permalink)
Daimi Üye
Bilgiler
Üyelik tarihi: Aug 2007
Yaş: 13
Mesajlar: 1.202
Karizma
Rep Gücü : 481
Rep Puanı : 46594
Rep Seviyesi : death knight has a reputation beyond reputedeath knight has a reputation beyond reputedeath knight has a reputation beyond reputedeath knight has a reputation beyond reputedeath knight has a reputation beyond reputedeath knight has a reputation beyond reputedeath knight has a reputation beyond reputedeath knight has a reputation beyond reputedeath knight has a reputation beyond reputedeath knight has a reputation beyond reputedeath knight has a reputation beyond repute
İletisim
kötü çocuk

Güneş in batışıyla sahne alan sessizliği kavak ağaçlarının alkışları yırtıyor, bütün kavaklar rüzgarın sahne alışını alkışlıyor yapraklarını bir birine olanca güçleriyle vuruyorlar. Kavakların ardında kalan meşe ağaçları, daha bir olgun karşılıyor rüzgarı. Gece hayatı canlanmaya başlıyor yavaş yavaş.

Önce ses ayarı yapıyor elçin böcekleri, başlıyorlar geceyi gece yapan o büyülü melodileri söylemeye. Gece gıri ve siyah tonlarla kaplı ressamın tualini oluştururken, çam ağaçlarının kısık sesle söyledikleri şarkı takılıyor kulağıma. Derinden gelen, ney sesine benzeyen sesiyle tasavvuf musikisi üfürüyor, derin ormanın karanlığına. Huzur! Huzur kaplıyor her yanı.

Kendi aralarında konuştuklarını duyuyorum ağaçların. Meşe biraz inat, ne söyleseler tersini iddia ediyor hiçbir arkadaşına katılmıyor hiçbir fikirde. Çam kalın kabuklarıyla koca bir tarihi seslendiriyor “daha dün akıncılar geçmişti buradan” diyor. “Bu koca gövde ne günler gördü ne savaşlara ne aşklara tanıklık etti” diyor, ve kavak ağaçlarına sesleniyor. “ size diyorum genç ve toy kardeşlerim her rüzgarda gürültünüzle yıkıyorsunuz etrafı biraz sessiz, biraz sessiz olun” Çam başlıyor anlatmaya “Vakti zamanında gök kubbe delinmiş ve öyle yağmur yağmıştı ki, çobanlarla beraber ineklerin de önümdeki dereden sele karışıp akıp gittiklerini görmüştüm. Şehri sel basmıştı” diyor ve “şu gövdemdeki büyük yara da o gün bedenime çakan şimşekten hatıra kaldı. Bak bir yanım hafif kambur ve yaralıdır bedenimin” diyor.

Cırtlak bir sesle çam ağacının lafı kesiliyor “ hadi be! Nerde şimşek çaktı, senin beline yunanın top mermisi çarptıydı” çam ağacının lafını küçük bir ardıç ağacı cırtlak sesiyle kesiyordu. Sinirlenen çam ağacı öyle güçlü bir ses çıkarıyor ki kozalaklarını ardıcın üstüne doğru öyle fırlatıyor ki, uğultudan bütün orman uçup gidecek sandım. Ardıcın bu lafı onu kızdırmıştı. Ardıç yanındaki dikenli karapıynara yaslanıp sinsice gülüyor ve çam ağacının hiddetinden memnun oluyordu. Karapıynar çok kahraman ve baba bir çalıydı yapraklarının ucu kırmızı sık ve dikenli asla içi görünmez, ve kimin başı sıkışsa onun dalları arasına saklanır o da gövdesini siper eder, ona sığınan canlılara kimsenin ulaşılmasına izin vermezdi.

Bir ara çam ağacı bana seslendi “gel sana minder serdim şöyle kollarımın altına gel” bende sözünü dinleyip yumuşacık olan yapraklarından yaptığı minderin üzerine doğru sürünüp yaslandım, kalın kabuklu gövdesine. İçime bir güven serpildi o çam beni tanıyor ve bütün karanlığa o ney sesiyle sesleniyordu.
“ Hey! Bütün orman! Size diyorum, daha dün elinde sopasıyla ineklerin ardından koşan yırtık ayakkabılı yaramaz arkadaşımız, bizi ziyarete gelmiş” ben biraz utanıyorum çam ağacından. Çünkü oyuncak traktör ve kayık yapmak için o koca gövdesine çok acı çektirmiştim. Meşe ağacından yaptığım kazıkları çam ağacının gövdesine saplıyor ve onun kabuklarını bir yaranın kabuğunu sökermişçesine kaldırıyordum. O kabuğun söküldüğü yerden kan misali akan yapışkan sıvıyı elimden temizleyemiyor onun için de sinirleniyordum eskiden. Ama çam ağacı bunu benim çocukluğuma vermiş, yüzüme çarpmamıştı. O çok asil bir ağaçtı. Halbuki kuşkonmazlar beni görünce hemen tanımış ve gömleğimin arkasından tutup gömleğimi yırtmışlardı, ormana gelirken. Onlardan düdük yapmak için bir çoğunun kolunu kanadını kırmıştım hiç unutmamışlar. Ne yapsalar haklılar.

Etrafta tabiatın gerçek sahiplerinin olduğunu hissediyorum. Beni izliyorlar ve anlam veremiyorlar, gecenin bu vaktinde eski bir dostu görmeye. Yada düşmanı. Aslında hepsi biraz tedirgin beni görmekten. Hepsinin bende, benim de hepsinde bir hatıram, bir izim vardı. Kertenkelelerin kuyruklarını, çekirgelerin bacaklarını kopardığımdan utandım, örümceklerden özür diledim, onları bir daha bir küçük ot parçasıyla kandırmayacaktım.

Karıncaları bir biriyle dövüştürmeyecek, kirpiyi suya atmayacaktım. Kaplumbağaların üstüne çıkıp beni götürmelerini beklemeyecektim. Su içtiğim pınarlarda suya düşmüş böcek ölüleri olurdu, onları bir kenara üfleyip eğilip suya, tehlikeli bir aslan gibi suyumu içerdim. Ama o suya yavrulayan hem kurbağanın, hem de yavrularının benim olduğum yerde hayati tehlikesi vardı ben acıma bilmezdim. Onların yavrulama hakları benim su içme hakkımın yanında hiçbir anlam taşımıyordu. Bütün tabiattan utanıyor ve onların beni böylesine dost karşılamalarını beklemiyordum.

Yanımda getirdiğim el fenerini karanlığa sıktığımda elmas gibi parlayan gözler hiçte yabancı gelmemişti, bu gözler ininin ağzına ateş yaktığım yavrularını dumandan boğduğum tilkinin gözleriydi. Ve yavrularını yakalamak için inine girdiğim pirelerinin saldırısına uğradığım tilkiydi. Sadece onun hakkını bile ödememe imkan yoktu. Belki de onun yavrusuydu hepsi bir birine benziyordu.

Sonra pişmanlıklarım artmaya, daha da artmaya başladı. Çünkü aklıma sapanım geldi. O lastikleri her gerdiğimde tabiatın parçası olan bir canlı daha son nefesini verir, ben de attığını vurmanın gururunu yaşardım arkadaşlar arasında. En çok kuşu ben vurmuş en fazla yılanı ben öldürmüştüm. Canlı olan her şeye karşı bir öldürme içgüdüsü taşıyordum. Hangi ağaçta hangi kuşun yavrusu olduğunu bilir, onların büyümesi için sabırsızlıkla beklerdim. Pişirilecek kadar olmalıydılar. Sincaplar beni gördüklerinde yavrularını bile bırakıp kaçıyorlar ama elimden kurtulamıyorlardı.

Ben hiçbir canlıya saygı duymuyor onların da yaşamaya hakkı olduğunu düşünmüyordum. Köy hayatında kendi kendime kaldığım orman ve dağ ortamı beni vahşileştirmiş ve ben bunun farkında olmamıştım. Şimdi bir gece vaktinde tüm geçmişimi muhasebe yaparken, aslında bütün tabiatın beni cezalandırmasını bekliyordum. Ama onlar benim gibi değillerdi. Onlar yaradılıştan asil ve adaletliydiler. Beni dostça karşılayarak utanmaktan bile utandırmışlardı.
Ben geçmiş yılların utancını yaşayalı çok olmuştum, ama onlarla yüzleşmenin korkusunu yaşıyordum. Şimdi bir zifir karanlıkta onlarla baş başayım. Hani o korkunç karanlıkta hani o içimize ürperti veren ormanda.

Anlamıştım en büyük korku en büyük ürperti bir insanın varlığıydı aslında. Kalktım yerimden bütün ormandan ve sakinlerinden özür diledim bağırarak. Ve yine bazı sakinleri rahatsız ettiğimi istemeden.

Çam ağacından kalkan güvercinlerden anladım; “şimdi onlar karanlıkta nereye konacaklardı” çok üzüldüm. Bir ders daha aldım. Ben çok değişmiştim ama onlar bunu bilmiyorlardı. Hiçbir canlıyı öldürmüyordum. Kolumdan sokan kırkayağı bile öldürmedim; o kendini savunmuştu. Ve canını kurtarmak için hızla uzaklaşmıştı. Tabiatta hiçbir canlı insan oğlu gibi serserilik olsun diye, hiçbir canlıya zarar vermiyordu. Her canlı mert ve onurlu bir hayat sürüyor ihtiyaçlarını ihtiyaçları kadar karşılıyorlar ve kimsenin kimsede hakkı kalmıyordu. Bu şaşılacak bir adalet. Bu Yaradan’ın kudretiydi…

Sonra ilerledim yavaş ve sessizce yürüdüm eve doğru, daha fazla etrafı tedirgin etmemeliydim. Ben artık o küçük canavar değilim, sadece pişmanlığını yaşıyorum ve ben sivrisineği bile seviyorum. O aciz görünen ya da korkunç görünen, canlılara saygı ve sevgi duymadan, kendime saygım ve sevgim olmayacağını biliyorum…
death knight Çevrimdışı  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla death knight isimli üyenin yazdığı bu Mesajı değerlendirin.
Cevapla

Bookmarks

Tags
cocuk, kotu


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
You may not post new threads
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı
Trackbacks are Kapalı
Pingbacks are Kapalı
Refbacks are Kapalı


Saat 07:41 AM


Powered by vBulletin Version 3.7.2
Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Optimization by vBSEO 3.2.0
http://www.puzzletr.com

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349 350 351 352 353 354 355 356 357 358 359 360 361 362 363 364 365 366 367 368 369 370 371 372 373 374 375 376 377 378 379 380 381 382 383 384 385 386