![]() |
| | #1 (permalink) |
| kınalı Çocukluğumda ahşap ve ker*********ten yapılmış eski bir evde otururduk. Hemen arka tarafta da dedemlerin evi vardı. Sekiz yaşlarında iken, arka bahçemizdeki ahırda, bir de ineğimiz vardı. Çocukluğumda onun sütlerini içerdik. Annem çok severdi onu, sarımtırak bir rengi vardı ve annem bu yüzden adını Kınalı koymuştu. Bizde severdik Kınalıyı, çocukluğumuzun canlı oyuncağı ve bir arkadaştı bizim için. Anneme karşı o kadar sadıktı ki, annem bahçede bir yere oturduğu zaman dizlerinin üstüne çökerdi, annem ayağı kalkınca da kalkardı. Çocukluğumda, çocuk aklımla bu durumu anlamaya çalışırdım. Bahçede ara sıra üstüne binmeye çalışır ve bazen kısa süreli olsa da binerdim. Kınalıyı otlatmaya, genelde abim götürürdü. Ara sıra bende götürürdüm. Boynuna bağladığım iple yakın bir yere yavaş yavaş götürür ve de akşam olunca getirirdim.. Bu yaşımdaki hayvan sevgimin temellerini Kınalıyla atmıştım. Sonra evin yan tarafındaki arsamıza ev yaptıracağımız zaman, Kınalıyı satıyorduk. Annem istemeyerekte olsa bu duruma razı geldi. İyi hatırlıyorum, Kınalıyı götürmeye geldiklerinde, annemle etkileyici bir şekilde vedalaşıyorlardı ki, gerçek şevkat ve bir hayvana duyulan gerçek sevgi bu olmalıydı. Annem Kınalının başını okşayıp, öpücük kondurmuştu. Sonra betonun üzerine oturup sessizce ağlıyordu ve Kınalının gidişini izliyordu. Bende bahçeden kopardığım kelem yaprağını Kınalıya yediriyordum. Kınalının başının okşayıp.. "anne Kınalıyı nereye götürüyorlar.." diyordum. Annem üzüntüsünden bir şey demiyor, Babam, "oğlum şimdi gidiyor, Kınalıyı paramız biriksin yine getiririz.." diyerek beni teselli ediyordu. O zaman ki aklımla geri geleceğini zannediyordum. Kınalının gözlerine baktığımda, gözlerini hiç öyle görmemiştim. Kınalının gözlerinde yaş vardı. Bir havyanın ağladığına çocuk yaşta şahit oluyordum. Kınalıyı kamyonete bindirirlerken, anneme yönünü dönmüş "bırakma beni" dercesine öyle bir seslenişi vardı ki, sesi hala kulaklarımda. Ve Kınalıyı son görüşümüzdü. Dedemlerin evi bizim evin hemen arkasındaydı. Dedemlerinde inekleri vardı. Genellikle inekleri otlatmaya, babamdan küçük amcalarım götürürdü. Bende bazen onlarla giderdim. Erbaa’nın yukarı bölgelerinde Kör Kova denen otlak bir dağ vardı ve genellikle oraya giderdik. Doğa ve hayvanların o saf güzelliği insanın içini rahatlatsa gerek. O çocuk halimle o kadar mutlu olurdum ki. Sabah çıkar, akşam güneş batıncaya dek inekleri otlatırdık. Amcalarımla birlikte karnımız acıktığın da evden getirdiğimiz yiyecek ne varsa, onları yerdik. Genellikle el ekmeği, domates, soğan, biber ve peynir benzeri yiyecekler olurdu. O kadar hoşuma giderdi ki. Birde üstüne buz gibi kaynak suyunu içtiğimde, yediklerimin lezzeti ikiye katlanırdı. Ara sıra yanımızda plastik futbol topu götürür, inek otlatmaya gelen diğer çocuklarla top oynardık. En küçükleri ben olduğum için genelde kaleye geçerdim. Yine bir gün öğle civarları maç yaparken, kaleyi belirlemek için koyduğumuz biraz büyükçe taşlardan birine kafamı vurmuş ve kafam kanamıştı. Eve girer girmez annem hemen fark etmişti, “ne oldu oğlum kafana” diyerekten hemen yanıma geldi. Baktı ve inceledi kafamdaki kanayan yeri, küçük bir yarıktı, kanama durmuştu zaten. Biraz kızaraktan söylenmişti bana, üzüldüğünü yüzünden anlayabiliyordum. Hiç sesimi çıkarmamıştım. Bu sıralar da daha ilkokul ikinci sınıfa giderdim. Ders notlarımın hepsi güzeldi. Matematik genelde iyi olur diğer derslerim ise pekiyi olurdu. Bir matematiğimi pekiyi yapamıyordum. Öğretmenim beni çok severdi. Okulumu seviyordum. Her gün zevkle giderdim okuluma. Annem her sabah abim ve beni okula gitmemiz için kaldırırdı. “Şimdi daha iyi anlıyorum; annemin annelik abidesi gibi her yanına gittiğimde beni karşılayan anne şefkatini, kelimeler kifayetsiz kalır…” Sabah soframızda mutlaka sütümüz olurdu. Zihin ve bedenimize iyi gelsin diye her gün süt içirirdi annem. Kınalının sütleriydi. Kınalının sütleri olduğu için sabahları süt içmek daha da bir hoşuma giderdi. Ama Kınalıyı sattıktan sonra artık her gün yerine ara sıra süt içmeye başlamıştık. Kınalı bizim için artık anılarda yerini almıştı. Bize hayallerimizde her zamanki olduğu gibi o sıcaklığıyla bize bakıp sesleniyordu! Bırakmayın dercesine! Sevgi ve muhabbetlerimle hayatınız hep ay ışığı kadar parlak ve ayınlık olsun! | |
| | |