![]() |
| | #1 (permalink) |
| son damlasına kadar Kanın tadını, küçükken parmağımı kesip akan kanı yaladığımdan beri çok severim. Bazılarına göre iğrenç olan bu tat, ayrıca kendimi farklı hissetmeme de sebep olduğundan bazen ihtiyaç bile duyabiliyordum. Kan içerek yaşamaya ise Marcus ile başladım. Marcus 17 sinde yakışıklılığının zirvesinde, her kızın rahatlıkla başını döndürebilen ender erkeklerdendi. Yakışıklılığı yabancı olmasından gelmiyordu kuşkusuz, Türk yada ecnebi erkeklerin arasında onu tek geçerdim. Ona çevremde ki her kız kadar aşıktım. Bunun için kollarına düşmem fazla uzun sürmedi. Gerçekten harika bir aşıktı. Bir gece “kanımın tadına bakmak ister misin” dedi. İşte o an hayatımın dönüm noktasıydı. Hiç düşünmemiştim zaten, hemen “evet” dedim. Marcus’sa güldü; “seni küçük vampir” Hayatımda hiç bu kadar heyecanlanmamıştım. Marcus bileğini uzattı, damarına ufak bir yarık açmıştı. Oradan içtim. O beni durdurana kadar içtim. Kan tüm bedenimi yenilemiş gibi hissediyordum, o kadar güçlü ve enerji dolu. Marcus ne hissettiğimi çok iyi biliyordu. Daha sonra pek çok kereler beni beslemesine rağmen, hiç benden içmedi. “Senin kokun bana yetiyor” derdi. Ne kokuyordum acaba. Bizimle kanını paylaşacak çok çılgın vardı. En azından marcusun beni tanıştırdığı pek çok kişi bir kere olsun bunu denemek istiyordu. Denemelerinin sonucunda bu yolda devam eden pek fazla kişi yoktu. Ama ben her geçen gün daha çok bağlanıyordum kan içmeye. Neredeyse başka bir şeyle beslenmemeye başlamıştım. Arkadaşlarım bende ki değişime hayret ediyorlardı. Güzelleşmiştim, üstelik bu güzellik görünenin ötesinde kadın erkek herkesi derinlemesine etkiliyordu. Güzelliğim ve güçlü oluşum gururumu okşuyordu. Derken bir gün rüya bitti. Marcusu kanını başkasıyla paylaşırken yakaladım. Her şeyi yapsaydı ama bunu yapmasaydı, onun kanı bana aitti, son damlasına kadar. Hiç aklına gelmediği anda başını gövdesinden ayırıverdim. Bu benim için çok kolay olmuştu. Sonra onun cesedinin başında oturup ne yapacağımı düşündüm. Her şeyden bir anda soğumuştum. Teslim oldum. Çocuk yaşıma rağmen cinayet o kadar kasıtlı bulunmuştu ki tam on bir yıl mahkûm yattım. Cezaevinde de asıl besin kaynağım “kan” dı. Para karşılığı , bazen başka şeyler karşılığı, bazen sadece tatlı tatlı ikna ederek çok kişiden beslendim, bunlara gardiyanlarda dahildi. Ben çıkarken çok kişi üzüldü. Kendimi sevdirme yeteneğim harikaydı, ben bile hayrandım bu özelliğime. Ancak düşmanda edinmemiş değildim. Bu kadar sevilmek kıskançlık da yapıyordu. Koğuşların birinde beni sıkıştıran iki tane iri yarı kadını yakaladığım gibi yere çarpmıştım. Olayı gören tanıklar olmasına rağmen müdüriyetten ceza almadım, aralarında o kadar sıska kalıyordum ki, kavgaya benim sebebiyet vermediğim aşikârdı. Kadınlar yedikleri dayak ve madara olmakla kaldılar yinede. Bana o şekilde sataşan kimse olmadı bu olay kulaktan kulağa yayıldıktan sonra, yinede sinsi sinsi kuyumu kazmaya çalışanlar vardı. Kimseyi tınmadım. Bir kere hiç biriyle bir alışverişim yoktu. Annemin getirdiği parayla geçiniyordum. O da sigara, kola, uyuşturucu almak için değil, benim bağımlılığım başkaydı ve parasız kalan herkes kolayca vermeye tav oluyordu. Sonunda hapisten çıktım. Annemle yeni sevgilisi beni almaya geldiler. Anneme şaşmamak elde değildi her ay sevgili değiştirirdi. Öyle böyle sıradan insanlar değildir sevgilileri zengin ve yakışıklı. Annem 49 yaşındayken bile bir taş bebek kadar güzeldi. Sanırım güzelliğimi ondan almışım. Babamın kim olduğunu bana hiç söylemedi. Birkaç kez sordum. Ama o kadar çok sevgilisi ve tanıdığı erkek vardı ki, içlerinden hangisi olduğunu belki o da bilmiyordu. Annemin yanında uzun zaman kalmadım. Uzun süredir dört duvar arasında kalmaktan sıkıldığım için ülke çapında bir tura çıktım. Üzeri açık bir araba aldırdım kendime, annem için çerez denecek meblağa, sonra benzini fullettirdim, annemin kasasından da yanıma yeterince para alıp yola çıktım. Tam yirmi dört ayrı şehrin insanından beslendim. Gittikçe egzotik bir yaratığa dönüşüyordum. Gündüzleri uyuyup, geceleri o bar benim bu köy senin geziyordum. Doğuya da gidiyordum, batıya da. İzmir’den sıkıldım mı Van'a atıyordum kapağı. Saatlerce yol gitmek hiç yormuyordu beni. Hatta şevk katıyordu. Bir gün benim gibilerle karşılaşacağım hiç aklıma gelmemişti. | |
| | |