![]() |
| | #1 (permalink) |
| son damlasına kadar 5 Hala Ali’yi düşünüyordum. Hala o olasılığı düşünüyordum. Bilinçaltımda Ali’yi yanımda götürmeyi çok istemiştim ama babasını öldürecek kadar değil. Ayrıca benim vampir dişlerim yoktu. Olsa bilirdim. Olsa bilir miydim gerçekten? Bütün hafta boyunca o gece ne halt yediğimi hatırlamaya çabalayıp durmuştum. Korkunç kâbuslar görmüştüm üstelik. Ali’nin babasının üzerine eğilmiş kanını içerken ki hallerimdi bunlar. Tabi bu kâbuslara birde Bekir’in babasının uzattığı Kuran’ın acısı eklenmişti. Rüyalarımda Kuran’ı elime her alışımda alev alıp cayır cayır yanıyordum. Kimi zaman Zuhal, kimi zaman Ayşin zorla uyandırıyordu beni. Annemin evinde bir hafta kaldık. Sonra onun kredisini kullanarak çok daha kullanışlı bir karavan satın alıp tekrar yollara koyulduk. Durumum her geçen gün zorlaşıyordu. Gündüz hiç uyanamaz olmuştum. Sürekli yorgundum. Yaşanmış son haftalar aklıma geldiğinden kan içemiyordum. Bir vampire dönüşme fikri aklıma geldikçe midem bulanıyordu. Önüme ne getirirlerse getirsinler ret ediyordum. Hastalanmak üzereydim ama inatla kendimin güçsüzleşmesine izin veriyordum. Zuhal ne düşündüğümü ve neden böyle davrandığımı çok iyi biliyordu, diğerlerine söylemiyorduk. Onları ürkütmekten korkuyordum. Kuran olayını anlattığımızda yeterince şaşırmışlardı. Ama gülüp geçmişlerdi. Hiçbir şeyin farkında değillerdi. Ve böyle kalsın istiyordum. Kâbuslarıma her geçen gün yenileri eklendi. Ali, babası, Bekir’ in babası, Zuhal hepsini bir arada görür oldum. Bir gün rüyamda hiç tanımadığım biri bana seslendi. “AyKan”dedi.”Se n AyKan’sın” Tuhaf rüyalardan biriydi ve uyanınca diğerleri gibi unutmaya çalışmıştım. Mevsim kışa dönmeden önce Antalya’ya geldik. Baharın son günlerinden yararlanarak, çocuklar biraz eğlenmek istiyorlardı. Onlar gece plajda yakılan ateşin etrafında delikanlıların ve kızların peşinde koşarken ben sürekli vampirler ile ilgili araştırmalar yapıyordum. İnternette yüzlerce sayfa vardı kan emicilerle ilgili. Çoğu hayali şeylerden bahsediyordu ama bazıları gayet ciddiydi. Bir gece “Bloodest” diye bir siteye rast geldim. Sitenin açılışında “isminizi yazın”diyordu. Bende yazdım ama “bu isme kayıtlı vampir bulunmamaktadır” diye bir yanıt aldım. “Aman be sende” diye söylenerek başka sayfalara daldım. Sonunda bir forumda aynı sitenin ismine rastladım. İsminiz size bildirilmemişse filanca mailden yardım alın yazıyordu. Zaman kaybından başka bir şey değildi ama benimde harcayacak çok zamanım vardı. Maile söylendiği gibi adımı, soyadımı, anne adımı ve bildiğim kadarıyla istenilen bilgileri yazdım. Gelen cevap : “İsminiz sistemimizde “AyKan” olarak kayıtlıdır” oldu. “Sayın kullanıcı isminizin size bildirilmediğine emin misiniz ?“ Klavyeyi, mouseyi, artık elimde önümde ne varsa geri ittim. Kendimi alıştırmam birkaç dakikamı aldı. İçimden sadece küfür etmek geçiyordu. Hiç düşünmek bile istemediğim bir andı. Ben bir vampir sitesinde, önceden kayıtlı bir kullanıcıydım ve ismim bana rüyalarla bildirilmişti. Bu iş gittikçe fantastik bir hal alıyordu ya, hadi hayırlısı… Siteye girdim, bana bildirilen isimle… “ Hoş geldin, Aykan” Siteyi baştan sona incelemem yaklaşık üç saatimi aldı. Vampirliğin tarihinden, o güne kadar gelmiş geçmiş herkesin isminden, kan tariflerinden, son dönem vampir kayıplarından aklınıza gelebilecek her türlü bilgiyi içeriyordu. Onsekizbin üyesi olduğu yazıyordu. Tek tek isimleri de verilmişti. Gerçek isimler değildi bunlar, ya da onlar için gerçek isimler bunlardı. O an sitede online yetmiş altı kişi vardı. Sürekli mesaj butonu yanıp sönüyordu. Birini tıkladım. “ sonunda aramızda seni de gördük. Öyle uzun zamandır bekliyordum ki bu anı. Sevgili Aykan sana saygılarımı sunmama izin ver. Ben Parlakan.” Buna benzer birçok mesaj vardı. Herkes bana saygılarını sunuyordu. Saygısızlık etmek istemiyordum ama neler olup bitiyordu Allah aşkına. On küsur mesajı okumuştum ki birden bağlantı koptu. Yeniden bağlandığımda hiç mesaj kalmamıştı. Kimdi bunlar, neredeydiler? Neden o güne kadar hiç karşılaşmamıştım. Acaba hiç merak edip araştırmış mıydım? Eğer bu site gerçek vampirlere aitse ve bende gerçekten bir kan emiciysem ve Ali'nin babasını öldüren o aşağılık yaratık bensem… Kendimi affetmeyi bırak, Mehmet’ in yaşadığından çok daha büyük bir depresyon beni bekliyordu. Kâbuslarıma yeni imgeler eklendi. Mesajlar! Açılıp açılıp “hoş geldin seni kan emici şeytan” diyorlardı. Bunlarla boğuşurken bir gece bana adımı söyleyen yabancı tekrar rüyama geldi. “beslenmelisin” dedi. Ertesi gün plajda bir ceset bulundu. Aynı Ali’nin babası gibi ölmüştü. Artık arkadaşlarıma anlatmak zorundaydım. Bununla tek başıma baş edemeyecektim. Önce her şeyi kendime daha yakın hissettiğim için Zuhal’a açacaktım. Ona söyleyeceklerimi kararlaştırmam üç günümü aldı. Her ağzımı açışımda vazgeçip duruyordum. Sonunda “Seninle konuşmam lazım” dedim. Zuhal en tatlı haliyle yanaştı bana. “Tabi ki konuşman lazım. Geç bile kaldın” dedi. “sana ne olduğunu hepimiz çok merak ediyoruz.” “Sanırım ben bir vampirim” deyiverdim lafa nereden başlayacağımı o kadar düşünmüş olmama rağmen. “Henüz yırtıcı bir yaratığa dönüştüğünü görmedim.” Bende kendimi o halde görmemiştim. Ama bütün belirtiler benim kana susamış bir canavar olduğumu gösteriyordu. Ona gördüğüm rüyalardan bahsettim. “Ali’nin babasına olanlar seni çok etkiledi. Bende o zaman çok aptalca davranıp katilin sen olabileceğin fikrine kapıldım. Ama sonradan çok düşündüm. Beklide ben yaptım dedim. O gece ile ilgili en ufak bir fikrim yok çünkü. Uyudum kaldım gibi geliyor, ben okul yıllarından gece uyumaya alışkınım biliyorsun ama insan uyuyup uyumadığını dahi hatırlar. Ben hiç bir şey hatırlamıyorum.” Zuhal bunları daha önce söylememişti bana. O gece aklı karışan sadece ben değildim anlaşılan. “Zeki’yle konuştum. O da, o geceyi hatırlamıyor. Garip değil mi? Aramızda o gece ne yaptığını bilen tek kişi var…” “Ayşin…” diye tahmin ettim. “evet”diyerek onayladı o da. “kafanı taktığın diğer konuyu da biliyorum. Sana şunu söyleyeyim, hayatım boyunca caminin kapısından bile giremedim. Yani bu sadece sana bahşedilmiş bir özellik değil. Biz büyük günahkârlarız ama bu bütün o saçma sapan hikâyelerde anlatıldığı gibi korkunç suratlı vampirlere dönüşeceğimiz anlamına gelmiyor. Sadece kan içiyoruz, insan öldürmeden, hayvanlara bile zarar vermeden kan içiyoruz.” İçime nasıl yıldız serpildi tahmin edebilirsiniz. Yinede hemen yelkenleri suya indirmedim. Artık güneşe dayanamadığımı da ekledim. “Çünkü gece hayatına alıştın. Güneş uzun zaman vücuduna nüfus etmediği için alerjik tepkiler veriyorsun” Her şeye bir cevabı vardı. Peki ya o internet sitesi, rüyama gelip adamın ismi söylemesi. Zuhal biraz düşündü. “Bununda muhakkak bir açıklaması vardır. Biz ne kadar kendimizi gizliyoruz zannetsek de. Bizden haberdar tarikatlar olabilir. Bilinçaltımıza etki etmenin ve bizi kendi taraflarına çekmenin bir yoludur” Eh bu kadarına pes dedirtecekti artık “hayal gücüne hayranım” dedim. Ama söyleşi iyi gelmişti. Sahildeki cesedi nasıl açıklayacaktı merak ediyordum. O konuda “Biri var” dedi. “Biri var bunu hissediyorum ama o katil biz değiliz. Ne yazık ki bizi takip ediyor” Bu cümleyi bariz bir inanç ve kararlılıkla söylemişti. Belli ki ben tüm ihtimalleri kendi üzerimde toplayıp bunalımdan bunalıma sürüklenirken o çok düşünmüştü. Kendini kaptırmamış ve pek çok sonuca varmıştı. Bana yol gösterecek böyle bir arkadaşım olduğu için çok şanslıydım. O gece onlarla birlikte eğlenmeye çıktım. Sabaha kadar ateşin çevresinde döndüm durdum. Yeniden beni aralarında görmekten hepsi memnundu. Sabaha karşı beslenmiş olarak karavana dönüp derin bir uykuya daldım. Bir rüya daha gördüm ama bu kâbus değildi. Daha önce hiç görmediğim biriyle sevişiyordum. Yüzünü açıkça göremedim. Ama sürekli “bana gel” diye fısıldayıp durdum. “bana gel.. Beni bul…” süper bir rüyaydı. Uyandığımda arkadaşlar bir sonra ki durağımızı tartışıyorlardı. Doğuya gidelim diyordu Zeki. Buraların havası boğdu beni. Biraz serinleriz. Sedat’sa “Saçmalama oğlum. Ekimdeyiz, şurda birkaç hafta sonra oralarda kar yağmaya başlar.” “İyi ya” dedi Zeki “kış uykusu için müthiş bir zamanlama…” sonrada uzun bir uluma tutturdu. Bense “ Biraz daha burada kalalım” dedim. Zeki yine muzipçe “prenses yeni uyandı” diye takıldı. Haftalardır asıl kış uykusunda olan bendim. Gerçekten kendimi uyanmış ve yenilenmiş hissediyordum. Birkaç haftayı daha orada geçirecektik. Sonra doğuya, oradan batıya, oradan kuzeye, oradan güneye gidecektik… | |
| | |