![]() |
| | #1 (permalink) |
| Daimi Üye ![]() | son damlasına kadar 2 Rize’deydim. Rize’nin yaylaları ve inatçı insanları çok hoşuma gidiyordu. Onun için yılda birkaç kez geliyordum buralara, aynı köylere pek uğramıyordum bazen ardımda öfkeli insanlarda bıraktığım olmuştu. Saf bir Karadeniz dilberini ikna edip kanından azıcık tattığım bir sıra, kız korkuya kapılıp ortalığı velveleye vermiş, ağabeyleri anında bizi basmış ve linç edilmekten zor kurtulmuştum. Kazma, kürek, sapan, traktör, vinç ne buldularsa peşime takılmışlardı. Gündüz güneşinin altında nedense hareketlerim ağırlaşıyor, ellerinden kurtulana kadar akla karayı seçmiştim. Ama ben uslanmaz bir kan içiciyim. Ve Karadeniz insanının saf kanına da bayılıyorum. O gün çay tarlalarında harıl harıl çalışan kadınları izliyordum. Daha sabahın alacakaranlığı yeni dağılmıştı. Birazdan arabamın tentesini çekip arka koltukta uykuya dalacaktım. Arabamın kapısı aniden açıldı ve boynunda kocaman bir kamera taşıyan adam içeri atladı. “Bas gaza; bas bas bas” Dikiz aynasından baktım, elinde saçmalı tüfek şalvarına dolana dolana bir adam koşturuyordu. Silahını doğrulttuğunu görünce arada kaynayacağımı fark edip dediğini yaptım, gaza var gücümle yüklendim. İki dakika sonra toprak yolları aşmış, asfaltta ilerliyorduk. “e, söyle bakim, ne yaptın adamcağıza” Öteki omzunu silkti “ahırında uyuyakalmışım” dedi. Sonra sırıtarak ekledi “kız kardeşiyle beraber” “kız kardeşine kameranın inceliklerini mi anlatıyordun.” Adının Sedat olduğunu öğrendim. O yörede haber yapmakta olan bir ekibin kameramanıydı. Çekim yaparken kız yanına gelmişti. O da doğal cazibesini kullanıp kızı ikna etmişti, bende genellikle ikna yolu olarak cazibemi kullanmıyor muydum? Sedat yirmili yaşların başında gibi duruyordu. O yüzden yaşını sormadım. Ama o bana sordu. Yaşımı, işimi, sevgilim olup olmadığını... Çok tatlı sohbet ediyordu. Çok güzel olduğumu söylediğinde adamın bana asılmasından yararlansam mı diye düşünmeye başladım. İhtiyaç duymadıkça beslenmiyordum, o gecede besili bir geyiğin kanıyla doyurmuştum kendimi. Bazen böyle yapıyordum. Hayvanların tadıda güzel oluyordu. Tercihim elbette Danadan yanaydı ama o gün tattığım geyik de hoşuma gitmişti. Ben bunları düşünürken diğeri bana iyice sokuldu. Düşününce bir gazeteciyle eğlenmemem gerektiğine karar verdim. Kendimi manşetlerde bulabilirdim. Afişe edilmek hiç işime gelmezdi. Parmağımı göğsüne dayayıp kendimden uzaklaştırdım “Saol ama sen ne çapkın şeysin. Eli silahlı adama teslim edilmek istemiyorsan rahat dur.” “Niye naz yapıyorsun” dedi öteki “bir yudum alacaktım” “Ne, ne dedin sen” farkında olmadan yola bakmayı bırakıp sonra ani bir firen duyunca tekrar bakmamla karşıdan gelen arabayla burun buruna gelmem bir oldu, tek bir çevik hareket ve tabi ki can havliyle dışarı atladım ve tabiri caizse dört ayağımın üzerine düştüm. Korkunç bir gürültüyle arabalar birbirine girerken karşıda Sedat’ın aynı benim gibi bana baktığını gördüm. Arabalar parçalanıp dağılırken biz iki kan içici karşılıklı bakışıyorduk. Sedat ve ekibiyle tanışmam böyle oldu işte. Benim araba hurdaya ayrılınca mecburen benide ekibe aldılar. Yalnız kovboyluğumda burada bitmiş oldu. Sedat gibi ekibin tamamı kanla besleniyordu. 5 kişiydiler, bende aralarına katılınca aralarındaki en uçuk kaçık tip olan Zeki “yuppi şeytanın sayısına ulaştık” diye bağırdı. “Yaptığımız şeyin şeytanlıkla ne alakası var” dedi. Ayşin ve Bekir “ Kan içmek en büyük günahlardan biridir” diye atladı. Daha sonra Bekir’in babasının bir köyün imamı olduğunu ve oğlu bu illetten kurtulsun diye çocuğu muskalara boğduğunu anlatacaklardı. Hepsinin ailesinden kaçışı zaten seçtikleri yol yüzünden olmuştu. Sedat uzun süre ablasıyla yaşamış, ama bir gün ablasının çocuklarını koklarken bulmuş kendini. Kendinden korkup uzaklaşmış oradan. “Elimden bir kaza çıksaydı ömrümce kendimi affetmezdim, o yaştaki bir çocuğun pisikolojisini nasıl etkiler düşünsenize dayısı kanını içmeye kalksa.” Mehmet sessiz sakin bir delikanlıydı ama onun vukuatı olduğunu öğrendim. Bir insanı öldürmüştü. Ne var bende öldürmüştüm ama o kanını içerek öldürmüştü. Çok sevdiğin bir yemeği çatlayana kadar yersin ya, işte sevdiğin bir kanı kana kana içmek isteği de böyledir. Çoğu kez kendimi zor engellemiştim. Ama beni en çok cezbeden Marcusun kanına yakın tatlar bulmaktı. Mehmet dudaklarındaki kan kurumadan fark edememişti kızın öldüğünü. O günden beri kaçıyordu, şehri terk etmiş, ailesini terk etmiş ama o kızın hayalini terk edememişti. Devamlı durgun ve düşünceliydi. “İntihar vakası” diyordu Ayşin. Mehmet insan kanına tövbe etmişti. Onu zaten Antalya da bir kasaptan domuz kanı alırken tanımışlardı. Haber üzerine domuz kasabına müşterilerini öğrenmeye gitmişler, Mehmet’lede söyleşi yapmışlar. Domuz kanından iğrenmiyor muydu, “Ben ona layığım” diyordu Mehmet. Bekir sırıtarak “ Domuz haram oğlum” dedi. Hep beraber gülmeye başladılar. Bende mi gülüyordum ne. Uzun zamandır ilk defa güldüm. İnsan olduğumu hissettim o an. Oradan oraya yalnız başıma dolaşmaktan ve her daim kana susamış bir yaratık olmaktan insanlığımı unutmuştum. Bununla birlikte çok iyi bir dostluğunda başlangıcı oldu bu. Mehmet, Ayşin, Bekir, Zeki ve daha sonra tanıştığım kız kardeşi Zuhal. Çok macera yaşadık, en beteri babasının Bekir’in izini bularak gelmesiyle başladı. |
| | |