Sanalkampus Türkiyenin ilk Sanal Kampüsü -  

Geri git   Sanalkampus Türkiyenin ilk Sanal Kampüsü - > Kültür & sanat & edebiyat > Kültür Sanat > Hikaye, Roman, Deneme

Yeni Konu aç Cevapla
 
Seçenekler Stil
Alt 01.10.06, 01:07 AM   #1 (permalink)
Üye
 
SanaLKampuS - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Sep 2006
Nerden: sefiliz
Mesajlar: 41
Thanks: 0
Thanked 0 Times in 0 Posts
Rep Gücü: 612 SanaLKampuS has a reputation beyond reputeSanaLKampuS has a reputation beyond reputeSanaLKampuS has a reputation beyond reputeSanaLKampuS has a reputation beyond reputeSanaLKampuS has a reputation beyond reputeSanaLKampuS has a reputation beyond reputeSanaLKampuS has a reputation beyond reputeSanaLKampuS has a reputation beyond reputeSanaLKampuS has a reputation beyond reputeSanaLKampuS has a reputation beyond reputeSanaLKampuS has a reputation beyond repute
annemsiz cay saati düşünülemez..

Kardeşim geldi İstanbul’dan. Ne zamandır görmemişim. Nasıl sevindim. Gece uykudan ağırlaşan göz kapaklarımıza inat uzattığımız bir sohbetin orta yerinde “Abla” dedi, “Annemin çay saatlerini hatırlıyor musun?”
Aklıma nedense reçelli ekmek ve süt geldi. İkisinden de nefret ederdim. Ama annemin çay saatlerinden asla. Bu saatlerden hiçbirinde reçelli ekmek ve süt ikilisiyle karşılaşmamıştım çok şükür.
Eğer annemin keyfi yerindeyse, dışarıda yağmur varsa (Eskişehir’in yağmuru da soğuğu kadar ünlüdür) ve biz ödevlerimizi yapmışsak... Annemin bütün işleri bitmişse... İki yaş küçük kardeşim Ayşegül’le kavga etmemişsek, yani yüzümde tırmık izleri, ellerimde onun saçları yoksa... en ufağımız Gülten uyuyorsa ya da en azından ağlamıyorsa... mutfaktan gelen dayanılmaz vanilyalı şekerli kokuyu duyardık.
Mutfak kapısından başımızı uzatır sorardık anneme “Nazan’ı da çağıralım mı?”
Annem hiç “Hayır” demedi bu soruya ama nedense “Evet”i duyunca sevinir, iki ev öteye koştururduk. Nazan, kardeşimle benim paylaşamadığımız en önemli şeydi.Ama onunla ve annemle birlikteyken sesimizi çıkarmaz, çayla keki paylaşırdık. Dışarıda hep yağmur yağardı böyle günlerde. Belki de ben şimdi öyle hatırlıyorum.
Yağmurun ve çaydanlık sesinin verdiği huzurdu sanırım bizi her zamanki gürültümüzden vazgeçiren. Toprağın ıslandığı zamanki neşesi; yani kokusu kekin, çayın ve en önemlisi annemin evinin kokusu. Bir de elimizdeki sıcaklık. Yalnızca çaydan ve kekten gelmiyordu o sıcaklık. O zamanlar ben bu yüzden sanıyordum ama değildi. Değişikti. Sıcaklık çay saatleri kışa rastlıyorsa sobadan derdim. Onun sıcaklığı da çok güzeldi ama bizim farkında olduğumuz sıcaklık, sobadan değil başka bir yerden geliyordu sanki. Masa başından ya da daha keyiflisi, yer sofrasından. Onun başında hep birlikte oturuşumuzdan, sessizlikten. Bütün bunların hepsinden, bir de kendimizden. Huzur bu demekti benim için, ev bu demekti. Kavgalar, gözyaşları, pazar günü yakılan banyo sobası, yıkanan çamaşır kokusu, pazartesiye ödevlerimi yetiştirememenin kalbimi boğan sıkıntısı değil, arada bir yaşadığımız çay saatleriydi annemin evini ev yapan.
Bazen babam da katılırdı çay saatlerine. Bir gün önce eve gelmeyişine bedel aldığı izni kullanmış olurdu. Babamın “uçuşa kalması” bu yüzden birlikte geçirilecek bir çay saati müjdesiydi bize. Babam havacı astsubaydı ve Eskişehir’de iş kazası geçirerek ölmüş astsubayların öyküleri anlatılırdı kadın günlerinde. Yine de babamın olmadığı gecelerde başına bir şey gelir mi korkusu uykumuzu bölse, sabah ölmediğini görüp sevinsek de ertesi gün babam geç uyanacak, annem onunla birlikte bize de bir şeyler hazırlayacak, çay saatlerine babamın neşesi de katılacak demekti “gece uçuşa kalmak”

Çocukluğumun bir kısmını Eskişehir’de geçirdim ama kendimizi bildiğimizden beri göçebe köksüzlerdik aslında. Tüm memur aileleri gibi bir kentte ne kadar kalacağımızı bilemezdik. Dostlukların bitişi acı veriyordu ama hazırlıklıydık her zaman. Annem eşyaları toplamanın, babam evi taşıyacak kamyonu ayarlamanın kolay yollarını bilirdi. Biz çocuklar arkadaşlardan ayrılmanın kolay yolunu bulamadık bir türlü. Hiçbir zaman kolay olmadı. Mektuplar birlikte oynamanın yerini tutmazdı ki. Hep kendini bütün sınıfa kabul ettirmek zorunda kalırdın yeni okulda.
Ama zamanın ayrılıklara ilaç olduğunu böyle öğrendik. Yeni yerlerdeki insanların yalnızca yüzlerinin yeni olduğunu, aslında bütün çocukların birkaç grupta toplanabileceğini de. Yurtsuzluğun gerçek yurt olabileceğini, gerçekte köklerin farklı da olsa anlaşılabileceğini.. . Her küçük şehir bir başka küçük şehre benziyordu sonuçta.
Kentler değişiyor, biz büyüyorduk. Fakat çay saatleri hep aynı kalıyor, kardeşimle paylaşamadığımız sürekli davetlilerin adları değişiyordu yalnızca. Her yeni şehre yerleşir yerleşmez çay saatleri başlıyordu. Çay saatlerindeki değişme şehre değil, zamana ayarlıydı çünkü: Mevsimlere bir de ayın günlerine. Ay sonuna yaklaşırken, evdeki tatsız suratlar çay saatine izin vermezdi: Geçim derdi.
Yine de çay saatlerinin asıl belirleyicisi annemin “moral”iydi. Neşeliyse, yüzü gülüyorsa çay saati için bir umut var demekti. Yok eğer onu kızdırdıysak, o gün için böyle bir umudumuz olamazdı: Kek ya da yumurtalı ekmek yoktu işte o gün. Çay da. Ama daha önemlisi evde neşe yok demekti. Asıl dayanılmaz olan, içimizi ağırlaştıran da buydu zaten.
Sonra biz büyüdük, kentler iyice küçüldü. Yaşadığımız evler, gezdiğimiz sokaklar küçüldü. Evlere sığamadık, taşra kentlerinin sokaklarına da. Evden uzakta olduğumuz zamanlarda yeni güzellikler bulduk. Annemin işleri azaldı böylece, çay saatleri için vakti çoğaldı. Ama artık bizim için eski tadı yoktu çay saatlerinin. Çocuk değildik, dışarıda kocaman bir dünya bizi bekliyordu. Keşfedilmemiş, el değmemiş. Annem ve onun çay saatleri bu dünya hakkında ne bilebilirdi ki?
Ah, o zamanlar öyle diyordum tabii. Ama herkes o yaşlarda öyle söyler. Annemizin doğruları bizim de doğrularımız olsaydı dünyada ne değişirdi ki zaten? Ayrılma-anlaşma-birleşme: Hayat da bizim çay saatlerine benziyormuş işte. Karşı çıkma-değiştirme-değiştirdiğini sahiplenme... Ta ki birisi gelip, ortaya koyduğunuz “yeni”yi de “eski” olmakla suçlayana kadar.
Kekin yerini dışarıda yediğimiz hamburger alana kadardı annemin çay saatlerinin ömrü. Ama nereden bakarsanız bakın, bizim şimdi karşı çıktığımız onun da yenisiydi bir zamanlar: Onun çay saatleri okulda Marshall yardımıyla Amerika’dan gelen süttozlarının hikayesiydi çünkü.
Biz büyümüştük, annem aynıydı. Dünya değişmeliydi.
Şimdi aradan çok zaman geçti. Ben çok yakında otuz yaşıma giriyorum. Yılda en fazla birkaç kez birleşiyoruz çay saatlerinde. Bu kez herkes herkesi anlıyor artık. Ailenin bir araya gelmesi her zaman ele geçen bir olanak değil, bir şans. Çay saatlerini paylaşmak bir şans ve bu şansı iyi değerlendirmek gerek.
Bir sürü yıl aşmışız, yollarımız ayrılmış. Her kardeş kendini başka türlü tanımlıyor artık. Babamla giriştiğimiz vatan hainliğimi konu alan tartışmalar bitmiş. Beni görünce asi kızı değil, onu ne kadar özlediği geliyor aklına. Ben annemin de haklı olabileceğini anladım. Ama aramızda bir kuşak bulunan en küçük kardeşimin, Gülten’in de haklı olduğunu hatırlıyorum hala, o kadar da büyümedim.
Anlayacağınız çay saatlerinin öyküsü hepinizin bildiği şekilde bitti. Çoğunuzun yaşadığı bir büyüme öyküsüydü anlattığım.
Şimdi anlıyorum ki, çocukluktan hatırlananlar tüm duyu organlarınızla kavrayabildikleriniz . Divan örtülerinin rengi, annenizin kullandığı kremin kokusu, yağmurun sesi, okul önlüğünün giydikçe yumuşayan dokusu, kek ve çay ikilisinin bir daha hiç yakalayamadığınız tadı. Bunlardan herhangi birini algılamak eskilere götürebiliyor sizi.
Sonra bugüne dönünce oğlunuza bakıyorsunuz. Gözlerindeki endişeyi fark ediyorsunuz “Annemin neşesi yerinde mi? Bana sütlü bisküvi hazırlayacak mı?” diyor gözleri. Daha önemli olan soruyu hatırlıyorsunuz. Dileği karnını doyurmanız değil, sofrayı sizinle paylaşmak.
Ah, o zaman anlıyorsunuz hayat biz olmadan da devam edecek ama çocuklarımızda bizden kalan anılarda biz de yaşamaya devam edeceğiz. Annemizin çay saatleri gibi.




1997’de Pazartesi Dergisi’nde yayınlandı
SanaLKampuS Çevrimdışı  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla SanaLKampuS isimli üyenin yazdığı bu Mesajı değerlendirin.
Cevapla

Tags
annemsiz, cay, saati, dusunulemez


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
You may not post new threads
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı
Trackbacks are Kapalı
Pingbacks are Kapalı
Refbacks are Kapalı


Saat 12:48 PM


Powered by vBulletin Version 3.7.3
Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Optimization by vBSEO 3.2.0
http://www.puzzletr.com
Inactive Reminders By Icora Web Design

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349 350 351 352 353 354 355 356 357 358 359 360 361 362 363 364 365 366 367 368 369 370 371 372 373 374 375 376 377 378 379 380 381 382 383 384 385