![]() |
| |||||||
| Gerçek Aşk Hikayeleri Kendi aşk hikayelerinizi ya da yaşanmış aşk hikayelerini bu alanda yazabilirsiniz |
![]() |
| | Seçenekler | Stil |
| | #1 (permalink) |
![]() KORKTUĞUM YERDEYİM Evimizin yolunun başında bir mezarlık var oradan her geçişimde bakmaya korkardım tüylerimi ürpertirdi o soğuk manzara. Fakat artık korkmuyor ve ürkmüyorum çünkü artık bende oraya gidiyorum. Senden sonrası yok, senin gidişinden sonra benim yaşamamında bir anlamı yok artık. Sensiz yaşamak ölümden beter zaten biliyor musun acı veriyor bana sensiz yaşamak tek tanem. İşte o korktuğum mezarlığı ziyarete gittim alışmak için… Ve tam dört mezar ortasında boş bir yer kalmıştı. O da benim için ayrılmıştı herhalde, bana nasip oldu. İlk günümün gecesi etrafımdaki dört mezardan sesler gelmeye başladı bir tuhaf oldum. Bir tanesi: - Hey genç kız çok gençsin neden buradasın? Dedi. - Siz kimsiniz? Dedim şaşkınlık içinde. Korkum iyiden iyiye artmıştı. Öyle ki yanından geçerken bakmaya korktuğum mezarlarla şu anda konuşuyordum. - Ben Rıza Dede yetmiş yaşında ölüp bu mezara girdim. Hadi ben yaşlılıktan buradayım ya sen? Dedi. “Bir süre sustum cevap veremedim. Diyemedim sevdim çok ama çok ben ona taptım ama o beni hiç sevmedi sanırım hiçbir şey demeden arkasını dönüp gitti. Ben ise onu ölümüne sevmiştim. İşte bu yüzden buradayım sevgim aşkım uğruna canıma kıydım diyemedim. Sustum… Bu kez küçük bir mezardan ağlama sesleri geldi daha adı koyulmamış annesinin kollarında doya doya saramadığı iki günlük bir bebek. Ne oldu minik bebek? Dedim. - Ben anneme babama doyamadım anne kokusu almadım. Dedi. O anda içim titredi gözlerimden akan damla damla yaşlarıma ‘durun akmayın ‘ diyemedim. İşte o anda sen geldin sevgilim aklıma bende aşkıma doyamamıştım. Senin kokunu doya doya içime çekememiştim. Bırak doya doya koklamayı ben senin kokunu bile bilmiyorum. Sadece hayallerimde tarif edemediğim o şeyi gerçekte hiç duymadım… Birden Rıza Dede’nin sesi geldi: — Hey genç kız hala nende buradasın söylemedin. Hastalıktan mı yoksa kaza mı? Neden? Diye bir daha sordu ve sadece; — şey… Şey… Diyebildim sadece. Bir türlü anlatamadım ben sevgim aşkım için kendimi ölümlere attım onun uğruna buradayım diye. Yine sustum derin sessizliklere boğularak… Bu kez bir kadın sesi geldi: — Ya Rıza Dede gitme kızın üzerine bu kadar dedi ve bana kendini tanıttı. Ben Emine Teyzen. Ahhh ahhhh diyerek derin derin içini çekti. Ben elli yaşımdayım burada oluş sebebim ise hayırsız evlatlarımdır dedi. — Neden Emine Teyze sebep evlatların diye sordum. Yine bir iç çekip anlatmaya başladı. — Çocuklarımın hiç birisi beni istemedi bakmadılar bana ben hep orada burada sokaklarda yaşadım. Ölmeden öncede bana çok yataklık etti bu mezarlıklar. Kimi zaman yağmurdan kaçmak kimi zamanda kötü insanlardan saklanmak için sığındım bu mezarlıklara. Daha sonra çok hasta oldum. Hastalıktan ve kimsesizlikten öldüm. Günlerce susuz bırakılan bir çiçek gibi yavaş yavaş solmaya başladım. Hep bir umut bekledim ama yağmur bile benden yana olmadı. İşte böyle evlat dedi. Şimdi çocuklarım mezarımın nerede olduğunu bile bilmiyorlar diyerek sustu. — Çok üzüldüm. Diyebildim dedim sadece. Dudaklarımdan zorlada olsa iki kelime süzülmüştü. — Üzülme be evlat bak sende daha hayatının başındayken buralara gelmişsin neden daha bu genç yaşta be evlat? Dedi. İşte yine olmuştu. Yine susuyordum sanki boğazımı sıkıyorlar da sesimin çıkmasını önlüyorlar gibiydi. Konuşmak istiyorum ama konuşamıyorum ya da daha farklı bir şey çözemiyorum. Dördüncü mezardan gelen bir sesle irkildim - Ya durun bu kadar üzerine gitmeyin. Ben anladım o neden burada. Dedi. - Siz kimsiniz? Dedim sadece biraz korkulu sesimle. - Ben Deli Âşık sende benim gibi aşk yüzünden ölümü seçenlerdensin değil mi? Dedi. - Şey. Şey ama nasıl anladınız? Dedim. - Sevenin halinden ancak seven anlar bende bir vefasızı çok sevmiştim. Ona tapmıştım adeta benim sevgim çok büyüktü ama onun her sevgi sözcüğü aşkımıza dair verdiği sözler hepsi yalanmış meğer. Beni bir hiç uğruna terk etti. Ona verdiğim değerin kıymetini hiç bilmedi. Ve bu aşk beni en sonunda delirtti ve adım Deli Âşık’ a çıktı. Bir gün onu başkası ile gördüm ve daha fazla dayanamadım. Yüreğim kaldıramadı onu başka kollarda görmeye. Nasıl odluda bana verdiği tüm bu sözlerden ve ölümüne sevgisinden bir anda vazgeçip başka kolların onu sarmasına izin verdi? İşte daha fazla dayamadım dağların en yükseğine çıktım. Aşağıya baktım ilk önce ve bağırmaya başladım ‘seni çok sevdim be insafsız hem de ölümüne’ diye. İşte o an daha fazla dayanamadı ruhum, özgür kalmak istercesine beni aşağıya doğru itti ve yavaş yavaş düşmeye başladım. Aşağıya düşerken bile düşündüğüm şey nasıl acı çekeceğim nasıl öleceğim değildi. O insafsızı hala ne kadar sevdiğimdi. - … - Hani kanatları kırık olan bir kuş yere çakılır ya işte bende onun gibiydim sanki kurtulamayacağımı bile bile direnmeden ölüme gitmek… İşte benim ölüm sebebim bu tek günahım ise çok sevmek… Sevmenin günah olduğunu bilsem sever miydi? Dedi Deli Âşık. İşte bende son noktama gelmiştim artık. Biten bir cümle gibi ve daha fazla dayanamayıp bende anlatmaya başladım. - Evet, Âşık Abi çok haklısın bende çok sevdim dedim. İşte bende bu yüzden buradayım. - Ahh yavrum dedi Rıza Dede buruk ve acı dolu sesi ile. - Anlat kızım sevdin de sevilmedin mi? Dedi Emine Teyze titreyen sesi ile. - … Hıçkırıklarla sesinin son zirvesine kadar ağlıyordu minik bebek. - Ne oldu minik bebek? Dedim. - Abla sana üzüldüm. Dedi daha ismi bile koyulmamış olan bu masum şey. - Aşk adamı neyliyor görün dedi Âşık Abi. - Hadi anlat artık belki biraz rahatlarsın dedi. Küçük bebek. Bende onlardan olmuştum artık. Şimdi anlatmayacağımda ne zaman anlatacağım dedim kendi kendime ve kimselere anlatamadığım bu sevdanın kapılarını onlara açtım. Ve başlamıştım işte. Ben aşkı hiç yaşamamıştım ve ilk defa birisini sevdim hem de çok. Ona taptım onun için her şeyi yapardım. Canımı isteseler verirdim. Kanımın son damlasına kadar onun için savaşırdım. Yeter ki o mutlu olsun. O gülen yüzü hiç solmasın ve her zaman gülerek kalsın. Her şeyin en iyisi en güzeli onun olsun diye neler vermezdim ki. O ise sanki beni hiç sevmiş gibiydi. Bana aşkım derken yalan mı söylüyordu anlayamamıştım. Biliyor musunuz sessiz sedasız hiçbir şey demeden ve sebepsiz olarak anlamsızca gidişleri vardı. Çözemediğim küsüşler... Kafam karışıyordu hep ‘neden, niçin?’ lerle boğuşuyordum ama bir türlü sebep bulamıyordum. İşte yine bir gün bana hiç bilmediğim bir şekilde arkasına bile dönüp bakmadan gitti. Adeta beynim uyuşmuş gibiydi şaşkın ve bir o kadarda üzgündüm. Bir uçurumun ucuna bırakılmış gibi biçare ve amaçsızca kalakalmıştım. Olsun ben onu her şeye rağmen hala çok seviyorum o bana acı verse de git öl dese de seni sevmiyorum deyip sus pus çekip gitse de ben onu yüreğimden atamazdım. O benim hayattaki tek varlığım aldığım nefesimdi sanki. Fakat bir gün duydum ki o beni hiç sevmemiş benden sıkılmış. İşte o zaman dünyam alt üst oldu ve tüm hayallerim yıkıldı. Keşke sessizce gideceğine bana açıklama yapsaydı ‘sıkıldım senden sevmiyorum’ diyerek bana bir elvedayı çok görmeseydi. Bunu ondan duysam belki bu kadar acı vermezdi. Ama başkalarının söyleyişi… İşte o zaman bitmiştim ben. Sanki insanlar bana acırcasına bakıyorlardı. İşte o diyorlardı sanki. O mutlu olsun diye çekilirdim bir köşeye uzaktan uzaktan severdim. Ama anladım ki ben ondan başka birisini sevemem. Başka bir aşka yelken açamam. Artık onu onsuz yaşayacağımı anladım. Hiç tutamadığım o ellerini. Hissedemediğim o masum sıcaklığını. Başımı bir kez bile yaslayamadığım omzunu, bir kere bile yatamadığım o dizlerini, bir buse konduramadığım yanağını yani onu o büyük aşkımı kaybettikten sonra ne anlamı vardı ki hayatın? Ben zaten onu ölümüne sevdim ilk ve son kez. O bende hep öyle kalacak. ![]() Bana bir sözü vardı ‘bizi artık ölüm ayıramaz’ diye. Belki bir ara aklına bu sözü gelirde beni hatırlarsa diye bir not bıraktım ölmeden önce ona işte şöyle dedim: Bir gün beni hatırlarda ararsan ve benden bir ses yoksa ne olur o hiç gelmediğin evimizin sokağına bir uğra ve bir bak odamın camına. Odamda ışık yoksa ve ağlama sesleri geliyorsa kulağına işte o zaman evimizin yolunun sonuna doğru ilerle. Yolun sonunda bir mezarlık göreceksin. Bu mezarlık bizim evin sokağındaki mezarlık. Gir mezarlığa dört mezar arasında bir mezar var bak ona. 1030 numaralı mezar. Mezar taşını oku ben yazdırdım ölmeden önce. Biliyordum bir gün buraya geleceğimi oku hadi.İlk ve son kez ölümüne sevdi…İşte ben buradayım buldun şimdi beni. Önünden geçerken bakmaya ürktüğüm yer artık yattığım yer oldu. Şimdi bıraktığım vasiyeti dinle sana bir tek şeyimi bıraktım hep sende olan o minik yüreğimi. Ona iyi bak tamam mı? Şimdi bir isteğim var senden bir dua et başımda ve yavaş yavaş git. Gitmeden unutma o hiç dokunamadığım ellerinle üzerimde çıkan yabani otları kopartmayı. İşte şimdi gitmeden birkaç söz sana. Hep mutlu ol ömrün boyunca bir daha bulur musun bilmem ama inşallah bulursun seni benim kadar seveni. Hadi elveda son yolculuğuma giderken son sözlerim bunlar… Seni çok sevdim, seni çok seviyorum ve seni çok seveceğim… Bilirsin sevmem uzun elvedaları. Hadi artık gitme vakti geldi. Bu arada sakın ağlama arkamdan senin gözünden dökülen bir damla gözyaşı için her şeyi yakarım. Artık yoksun göremezsin deme. Bilmediğin bir şey var Âşıklar Ölmez… Gökyüzünden koruyacağım seni. Elveda… ![]() İşte dedim. İşte benim hikâyem. Hepsi üzüldüler. Rıza dede: - Lanet olsun ya diye inletti mezarlığı. Minik bebek çığlık çığlığa ağlamaya başladı. Emine Teyze ise hıçkırıklarını adeta haykırıyordu. Deli Âşık ise ‘ şey ben şey of of ‘ diyebildi sadece. İşte ben ölümüne sevdim ve aşkım için öldüm. Şimdi anladınız mı neden buradayım? Derin bir sessizlik kapladı koca mezarlığı… Gelecek misin şimdi beni görmeye? Çürümeye başlayan bedenimin gerçek kokusunu değil de toprak kokan tarafını koklayacaksın. ![]() BU HİKÂYENİN YAZARI: ÖZNUR ECEVİT =)
__________________ ![]() né hasta béklér sabahı né tazé ölüyü mézar né dé şéytan bir günahı séni béklédiğim kadar.... | |
| | |