Sanalkampus Üniversiteliler Unikampus  

Geri git   Sanalkampus Üniversiteliler Unikampus > Aşk ve Sevgi > Aşk ve sevgiye dair herşey > Gerçek Aşk Hikayeleri

Gerçek Aşk Hikayeleri Kendi aşk hikayelerinizi ya da yaşanmış aşk hikayelerini bu alanda yazabilirsiniz

Yeni Konu aç Cevapla
 
Seçenekler Stil
Alt 02.06.07, 01:53   #6 (permalink)
Daimi Üye

 
nOktaLıV!rgüL - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Bilgileri
Üyelik tarihi: May 2007
Kullanıcı No: 4045
Nerden: JerusAlem
Mesajlar: 3.453
Teşekkürler Durumu
Ettiği Teşekkür: 321
76 Mesajına 158 kere teşekkür edildi
Karizma
Rep Puanı : 564286
Rep Seviyesi : nOktaLıV!rgüL has a reputation beyond reputenOktaLıV!rgüL has a reputation beyond reputenOktaLıV!rgüL has a reputation beyond reputenOktaLıV!rgüL has a reputation beyond reputenOktaLıV!rgüL has a reputation beyond reputenOktaLıV!rgüL has a reputation beyond reputenOktaLıV!rgüL has a reputation beyond reputenOktaLıV!rgüL has a reputation beyond reputenOktaLıV!rgüL has a reputation beyond reputenOktaLıV!rgüL has a reputation beyond reputenOktaLıV!rgüL has a reputation beyond repute
İletişim
--->: Efsane Aşklar

NAZIM İLE PİRAYE


NAZIM İLE PİRAYE
Nazım Hikmet yaşamı boyunca bir çok kez aşık oldu.Nazım' ın en
güzel aşk şiirlerinin yazdığı, en uzun süre evli kaldığı kadın ise
Piraye'ydi. Nazım Hikmet ile Piraye'nin aşkı dillere destan oldu.
Nazım hapse girince bu aşk daha da güçlendi. Büyük şair, 13 yıl
süren mahpusluğun son demlerine yaklaştığı zaman bu kez Münevver
Andaç'a aşık oldu. Piraye ise Nazım'a duyduğu büyük aşka rağmen
aradan çekilmek zorunda kaldı.
Nazım ile Piraye genç kadın eşinden henüz boşandığı sırada
tanıştılar.Sanat eleştirmeni ile 16 yaşında evlenen Piraye nin 2
çoçuğu vardı.Bunlardan biri eleştirmen Mehmet Fuat Bengü' ydü. Nazım
Piraye' yi çok sevdi ,evlilik yaşamlarının 13. yılında büyük şair
ceza evindeydi.
Nazım 1933 den 1950 ye kadar 17 yıl boyunca kendisine yazdığı
mektupları, Piraye bir tahta bavulda sakladı.



MEKTUP
Sevgili!
Bütün bir uykusuz geçen geceden sonra sana bu mektubu sabah sabah
yazıyorum.Oğlumla beraber çıkarıp gönderdiğiniz resim uyutmadı
beni.Niçin uyutmadı?Neden uyutmadı? Bu niçine nedene cevap vermek
için baştanbaşa bir şiir kitabı yazmak lazım. O kitap günün birinde
yazılacaktır.Şimdi muhakkak olan bir şey varsa bütün bir gece
uyumadığımdır.
Bana aşk mektubu gönder diyorsun şimdiye kadar gönderdiklerimin çoğu
neydi zaten.Sen benim gözlerimin içine bakarak bir kere olsun seni
seviyorum dememişsindir. Ben her yerde her zaman yıldızlı bir
denizin üstünde çam agaçlı bir balkonda olsun, karanlık yalnız senin
gözlerinin ışıltısını gördüğüm ılık bir odada , bir hapishanenin
görüşme yerinde olsun ,mektupla olsun, mektupsuz olsun , nesirle
olsun şiirle olsun ,içimden her gelişte sana seni seviyorum
demişimdir.
Ben aşk mektubu yazmasını beceremedim sen yazda bana model olsun
diyorsun.Buranın ölçüsüyle böyle bir mektup için üç sene yatılır
billahi…Zati sen benden daha iyi şairsin ,sen benden çok daha
derinsin yavrum.Ben belki daha sanatkarım.
Benden emin olmam beni öyle bahtiyar öyle mağrur kıldı ki…Bir binbir
gece şehrinin altın kakmalı kapılarından muzaffer girmiş bir eski
kahramanı gibi hissediyorum kendimi…
Nazım

KARIMA MEKTUP

11/kasım/1933
Bursa Hapishanesi
Bir tanem!
Son mektubunda: Başım sızlıyor yüreğim sersem! diyorsun."seni
asarlarsa seni kaybedersem";diyorsu n;"yaşayamam!"Yaşars ın
karıcığım,kara bir duman gibi dağılır hatıram
rüzgarda;yaşarsın,ka lbimin kızıl saçlı bacısı en fazla bir yıl sürer
yirminci asırlılarda ölüm acısı.
Ölüm bir ipte sallanan bir ölü.Bu ölüme bir türlü razı olmuyor
gönlüm.Fakat emin ol ki sevgili;Zavallı bir çingenenin kıllı ,siyah
bir örümceğe benzeyen eli geçirecekse eğer ipi boğazıma,mavi
gözlerimde korkuyu görmek için boşuna bakacaklar Nazım a!
Ben alacakaranlığında son sabahımın dostlarımı ve seni göreceğim ve
yalnız yarı kalmış bir şarkının acısını toprağa götüreceğim.
Karım benim!iyi yürekli altın renkli gözleri baldan tatlı arım
benim: ne diye yazdım sana idamımın istendiğini daha dava ilk adımda
ve şalgam gibi koparamıyorlar kellesini adamın.
Haydi bunları boş ver bunlar uzak bir ihtimal!Paran varsa bana
fanila bir don al,tuttu bacağımın siyatik ağrısı,ve unutma ki daima
iyi şeyler düşünmeli mahpusun karısı
Nazım


PİRAYE İÇİN
Ne güzel şey hatırlamak seni;
ölüm ve zafer haberleri içinden,
hapiste
ve yaşım kırkı geçmiş iken...
Ne güzel şey hatırlamak seni:
bir mavi kumaşın üstünde unutulmuş olan elin
ve saçlarında
vakur yumuşaklığı canımın içi İstanbul toprağının...
İçimde ikinci bir insan gibidir
seni sevmek saadeti...
Parmaklarının ucunda kalan kokusu sardunya yaprağının,
güneşli bir rahatlık
ve etin daveti:
kıpkızıl çizgilerle bölünmüş
sıcak
koyu bir karanlık...
Ne güzel şey hatırlamak seni,
yazmak sana dair
hapiste sırtüstü yatıp seni düşünmek:
filanca gün, falanca yerde söylediğin söz,
kendisi değil
edasındaki dünya...
Ne güzel şey hatırlamak seni.
Sana tahtadan bir şeyler oymalıyım yine:
bir çekmece
bir yüzük,
ve üç metre kadar ince ipek dokumalıyım.
Ve hemen
fırlayarak yerimden
penceremde demirlere yapışarak
hürriyetin sütbeyaz maviliğine
sana yazdıklarımı bağıra bağıra okumalıyım...
Ne güzel şey hatırlamak seni:
ölüm ve zafer haberleri içinden,
hapiste
ve yaşım kırkı geçmiş iken...
NAZIM HİKMET


PİRAYE İÇİN YAZILMIŞ 21-22 ŞİİRLERİ
22 Eylül 1945
Kitap okurum:
içinde sen varsın,
şarkı dinlerim:
içinde sen.
Oturdum ekmeğimi yerim:
karşımda sen oturursun,
çalışırım:
karşımda sen.
Sen ki, her yerde "hâzırı nâzır"ımsın,
konuşamayız seninle,
duyamayız sesini birbirimizin:
sen benim sekiz yıldır dul karımsın...

23 Eylül 1945
O şimdi ne yapıyor
şu anda, şimdi, şimdi?
Evde mi, sokakta mı,
çalışıyor mu, uzanmış mı, ayakta mı?
Kolunu kaldırmış olabilir,
- hey gülüm,
beyaz, kalın bileğini nasıl da çırçıplak eder bu hareketi...
O şimdi ne yapıyor,
şu anda, şimdi, şimdi?
Belki dizinde bir kedi yavrusu var,
okşuyor.
Belki de yürüyordur, adımını atmak üzredir,
- her kara günümde onu bana tıpış tıpış getiren
sevgili, canımın içi ayaklar!..
Ve ne düşünüyor
beni mi?
Yoksa
ne bileyim
fasulyanın neden bir türlü pişmediğini mi?
Yahut, insanların çoğunun
neden böyle bedbaht olduğunu mu?
O şimdi ne düşünüyor,
şu anda, şimdi, şimdi?..

24 Eylül 1945
En güzel deniz:
henüz gidilmemiş olandır.
En güzel çocuk:
henüz büyümedi.
En güzel günlerimiz:
henüz yaşamadıklarımız.
Ve sana söylemek istediğim en güzel söz:
henüz söylememiş olduğum sözdür...

30 Eylül 1945
Seni düşünmek güzel şey
ümitli şey
dünyanın en güzel sesinden en güzel
şarkıyı dinlemek gibi bir şey.
Fakat artık ümit yetmiyor bana,
ben artık şarkı dinlemek değil
şarkı söylemek istiyorum...

1 Ekim 1945
Dağın üstünde:
akşam güneşiyle yüklü olan bir bulut var
dağın üstünde.
Bugün de:
sensiz, yani yarı yarıya dünyasız geçti
bugün de.
Birazdan açar
kırmızı kırmızı:
gecesefeları birazdan açar kırmızı kırmızı.
Taşır havamızda sessiz, cesur kanatlar
vatandan ayrılığa benzeyen ayrılığımızı...

6 Ekim 1945
Bulutlar geçiyor: haberlerle yüklü, ağır.
Buruşuyor hâlâ gelmeyen mektup avucumda.
Yürek kirpiklerin ucunda uzayıp giden toprak uğurlanır.
Benim bağırasım gelir: -"Pîrâye, Pîrâye!.." diye
NAZIM HİKMET


PİRAYE İÇİN YAZILMIŞ SAAT ŞİİRLERİ
MEKTUP 01
Saat dört
yoksun
Saat beş
yok
Altı, yedi,
ertesi gün, daha ertesi
ve belki
kim bilir...
Hapisane avlusunda
bir bahçemiz vardı.
Sıcak bir duvar dibinde on beş adım kadardı.
Gelirdin,
yan yana otururduk,
kırmızı ve kocaman
muşamba torban dizlerinde...
Kelleci Memedi hatırlıyor musun?
Sübyan koğuşundan.
Başı dört köşe,
bacakları kısa
ve kalın
ve elleri ayaklarından büyük.
kovanından bal çaldığı adamın
taşla ezmiş kafasını.
'hanım abla' derdi sana.
Bizim bahçemizden küçük bir bahçesi vardı,
tepemizde,
yukarda,
güneşe yakın,
bir konserve kutusunun içinde...
Bir cumartesi gününü,
hapisane çeşmesiyle ıslanan
bir ikindi vaktini hatırlıyor musun?
Bir türkü söylediydi kalaycı Şaban Usta,
aklında mı:
'Beypazarı meskenimiz, ilimiz,
kim bilir nerede kalır ölümüz....? '
O kadar resmini yaptım senin
bana birini bırakmadın.
Bende yalnız bir fotoğrafın var:
bir başka bahçede
çok rahat
çok bahtiyar
yem verip tavuklara gülüyorsun.
Hapisane bahçesinde tavuklar yoktu,
fakat pek ala gülebildik
ve bahtiyar olmadık değil.
Nasıl haber aldık
en güzel hürriyete dair,
nasıl dinledik ayak seslerini
yaklaşan müjdelerin,
ne güzel şeyler konuştuk
hapisane bahçesinde...
NAZIM HİKMET


MEKTUP 02
Bir akşamüstü
oturup
hapisane kapısında
rubailer okuduk Gazalî'den:
'Gece:
büyük lâciverdî bahçe.
Altın pırıltılarla devranı rakkaselerin.
Ve tahta kutularda upuzun yatan ölüler.
Bir gün eğer,
benden uzak,
karanlık bir yağmur gibi,
canını sıkarsa yaşamak
tekrar Gazalî'yi oku.
Ve Pîrâyende'm benim,
ben eminim
sen sadece merhamet duyacaksın
ölümün karşısında onun
ümitsiz yalnızlığı
ve muhteşem korkusuna.
Bir akar su getirsin Gazalî'yi sana:
'- Toprak bir kâsedir
çömlekçinin rafında tâcidar,
ve zafer yazıları
yıkılmış duvarlarında Keyhüsrevin...'
Birikip sıçramalar.
Soğuk
sıcak
serin.
Ve büyük lâciverdi bahçede
başsız ve sonsuz
ve durup dinlenmeden
devranı rakkaselerin...
Bilmiyorum, neden
aklımda hep
ilkönce senden duyduğum
Çankırılı bir cümle var:
'Pamukladı mıydı kavaklar
kiraz gelir ardından.'
Kavaklar pamukluyor Gazalî'de,
fakat
görmüyor, üstat,
kirazın geldiğini.
Ölüme ibadeti bundandır.
Şeker Ali yukarda, koğuşta bağlama çalıyor.
Akşam.
Dışarda çocuklar bağrışıyorlar.
Çeşmeden akıyor su.
Ve jandarma karakolunun ışığında
akasyalara bağlı üç kurt yavrusu.
Açıldı demirlerin dışında
büyük, lâciverdî bahçem.
A s l o l a n h a y a t t ı r...
Beni unutma Hatçem...
NAZIM HİKMET


MEKTUP 03
Bugün çarşamba:
- biliyorsun -
Çankırı'nın pazarı.
Demir kapımızdan geçip
kamış sepetimizde bize kadar gelecek
yumurtası, bulguru,
yaldızlı, mor patlıcanları...
Dün köylerden inenleri seyrettim:
yorgundular,
kurnaz
ve şüpheli,
ve kaşlarının altında keder.
Erkekler eşeklerde,
kadınlar çıplak ayaklarının üstünde geçtiler.
Herhalde içlerinde senin bildiklerin vardır.
Herhalde iki çarşambadır pazarda:
kırmızı başörtülü
'kibirsiz' İstanbulluyu aramışlardır...
NAZIM HİKMET


MEKTUP 04
Sıcaklar bildiğin gibi değil
ve ben ki yalı uşağıyım,
deniz ne kadar uzak...
İkiyle beş arası
cibinliğin altına uzanarak
ter içinde
kımıldanmadan
gözlerim açık
dinliyorum sineklerin uğultusunu.
Biliyorum:
şimdi avluda
duvarlara çarpıyorlardır suyu,
kızgın, kırmızı taşlar tütüyordur.
Ve dışarda, otları yanmış kalenin eteğinde
bir kezzap aydınlığı içindedir
simsiyah kiremitleriyle şehir...
Geceleri birdenbire rüzgâr çıkıyor.
sonra kayboluyor birdenbire.
Ve karanlıkta canlı bir mahluk gibi soluyup,
yumuşak, tüylü ayaklarıyla dolaşarak
bizi bir şeylerle tehdit ediyor sıcak.
Ve zaman zaman
ürpermelerle duyuyoruz derimizin üstünde
bir korku halinde tabiatı...
Bir zelzele olabilir.
Zaten üç günlük yere geldi,
salladı çapanoğlu Yozgad'ı.
Ve yerlilerin kavlince:
altı tekmil tuz madeni olduğundan
yıkılacak Çankırı şehri
kıyametten kırk gün önce.
Yatıp bir gece
başın bir kalasla ezilmiş,
çıkmamak sabaha...
Ölümün bu kadar körü ve mendeburu...
Ben yaşamak istiyorum biraz daha,
daha bir hayli yaşamak.
Bunu birçok şey için istiyorum,
birçok
çok mühim şeyler.
NAZIM HİKMET


MEKTUP 05
Saat beşte akşam oluyor:
insanın üstüne doğru yürüyen bulutlarla.
Yağmur taşıdıkları belli.
Birçoğu
elle tutulacak kadar alçaktan geçiyorlar...
Bizim odanın yüz mumluğu,
terzilerin gaz lambası yandı.
Terziler ıhlamur içiyorlar...
Kış geldi demektir...
Üşüyorum.
Fakat kederli değilim.
Yalnız bize mahsus bir imtiyazdır:
kış günleri hapisanede,
sade hapisanede değil,
bu kocaman
bu ısınası
bu ısınacak dünyada
üşüyüp
kederli olmamak...
NAZIM HİKMET


MEKTUP 06
Bu geç vakit
bu sonbahar gecesinde
kelimelerinle doluyum;
zaman gibi, madde gibi ebedî,
göz gibi çıplak,
el gibi ağır
ve yıldızlar gibi pırıl pırıl
kelimeler.
Kelimelerin geldiler bana,
yüreğinden, kafandan, etindendiler.
Kelimelerin getirdiler seni,
onlar : ana,
onlar : kadın
ve yoldaş olan...
Mahzundular, acıydılar, sevinçli, umutlu, kahramandılar,
kelimelerin insandılar...
NAZIM HİKMET
__________________

nedervişlergelmiştia leme
nebağrıyanıkYunuslar ,,
şimdihancınınbirsoru sundasaklıydıhercüml e
şimdihanınkütüphanes indesaklıydıbirrüya
adımderviş,,adım bilmiş,,adımhiç,,adı m
sonsuzlukaynasındabi rkervan
nOktaLıV!rgüL Çevrimiçi  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla nOktaLıV!rgüL isimli üyenin yazdığı bu Mesajı değerlendirin.
Alt 02.06.07, 01:56   #7 (permalink)
Daimi Üye

 
nOktaLıV!rgüL - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Bilgileri
Üyelik tarihi: May 2007
Kullanıcı No: 4045
Nerden: JerusAlem
Mesajlar: 3.453
Teşekkürler Durumu
Ettiği Teşekkür: 321
76 Mesajına 158 kere teşekkür edildi
Karizma
Rep Puanı : 564286
Rep Seviyesi : nOktaLıV!rgüL has a reputation beyond reputenOktaLıV!rgüL has a reputation beyond reputenOktaLıV!rgüL has a reputation beyond reputenOktaLıV!rgüL has a reputation beyond reputenOktaLıV!rgüL has a reputation beyond reputenOktaLıV!rgüL has a reputation beyond reputenOktaLıV!rgüL has a reputation beyond reputenOktaLıV!rgüL has a reputation beyond reputenOktaLıV!rgüL has a reputation beyond reputenOktaLıV!rgüL has a reputation beyond reputenOktaLıV!rgüL has a reputation beyond repute
İletişim
--->: Efsane Aşklar

ABİDİN DİNO İLE GÜZİN DİNO

ABİDİN DİNO İLE GÜZİN DİNO
İstanbul'da 1913'te doğan ve çağdaş Türk resim sanatının
öncülerinden olan Abidin Dino'nun yaşamı çoğunlukla yurt dışında
geçmiştir. Daha doğduğu yıl ailesi İstanbul'dan ayrılarak
İsviçre'nin Cenevre kentine yerleşmiştir.
Sanatsever bir ailenin ve çevrenin içinde büyüyen Abidin Dino'nun
resme olan ilgisi erken yaşlarda başlamıştı. Bir süre de Fransa'da
kaldıktan sonra, 1925'te ailesiyle birlikte İstanbul'a dönen Dino,
Robert Kolejine girdi
Dino'nun edebiyata olan ilgisi, ressamlığın yanı sıra daha sonra da
sürdü. 1931'de artist adlı dergide ilk çizgileri ve yazıları
yayımlanmaya başladığında 18 yaşındaydı. Bu arada Nazım Hikmet'in
şiir ve oyun kitaplarına kapak desenleri çizdi. Çizgileri gelirli
bir olgunluğa ulaşmış, ressam olarak kendini kabul ettirmişti. Ama
henüz hiçbir resim akımına bağlı değildi. Ağabeyi şair Arif,
Dino'nun yenilikçi düşüncelerinden etkileniyor, resim çalışmalarını
yenilik arayışları içinde sürdürüyordu.
1933'te ressam arkadaşları Nurullah Berk, Cemal Tollu, Zeki Faik
İzer, Elif Naci ve heykeltraş Zühtü Müritoğlu ile birlikte "D grubu"
adıyla anılacak olan topluluğun kurucuları arasında yer aldı
1933'te SSCB'li yönetmen Sergay Yutkeviç Türkiye'nin kalbi Ankara
adlı filmi çekmek için Türkiye'ye geldiğinde, Abidin Dino'nun
resimlerini görerek ilgilendi. Dino'nun SSCB'de dekoratör ve ressam
olarak kendi çalışmalarına akıtılmasını istedi. Dino bu çağrıya
uyarak, SSCB'ye gitti ve 3 yıl orada kaldı.
1937'de Paris'e yerleşen Dino, Bir süre burada da resim çalışmaları
yaptıktan sonra 1939'da yurda döndü. O yıllarda ressamlar arasında,
İstanbul'da yaşamını güç koşullar içinde kazanan yoksul insanlara,
özellikle de ekmeğini denizden çıkaran balıkçılara karşı büyük bir
ilgi başlamıştı.
Abidin Dino'nun da içinde bulunduğu "Liman Grubu" diye de anılan
"Yeniler" adında bir topluluk 1941'de Liman çevresindeki balıkçıları
konu alan ve yankı uyandıran bir sergi açtı.
Abidin Dino aynı yıl siyasal nedenlerle önce Mecitözü'ne sonra da
Adana'ya sürgüne gönderildi. Sürgündeyken Adana'da Türk Sözü
gazetesini yönetti. "Kel" adlı bir oyun yazdı. Bu dönem resimlerinde
Çukurova'nın pamuk işçilerini konu aldı.
Daha sonra İstanbul'a dönen ve 1951'den sonra Paris'te yaşamını
sürdüren Dino zaman zaman Türkiye'ye gelerek sergiler açtı.
Sanatçı ayrıca "Çingeneler" (1950) adlı bir filmin senaryosunu
yazmış, ve yönettiği "Göl" adlı belgesel bir filmle yurt dışında
Flaherty Ödülü'nü almıştır. (1966)
Tabloları bugün pek çok müzede ve koleksiyonda bulunan ünlü
ressamımız Abidin Dino, yaşamının önemli bir bölümünü karısıyla
birlikte sürgünde geçirdi.
1950'li yılların başında güçlükle Paris
'e giderek orada yeni bir yaşam düzeni kurdu. Eşi Güzin Dino ile
birlikte başlayan mutluluklarla, acılarla, hüzünlerle dolu yeni
döneminde, gerek Türkiye'de gerekse sürgünde Fransa'da, güç koşullar
altında geçen yıllarda pek çok dünyaca ünlü resimlerini hazırladı.
Nâzım Hikmet, Aragon, Picasso, Avni Arbaş, Çetin Altan, Yaşar Kemal,
Orhan Veli ve daha niceleri A. Dino'nun her zaman yanıbaşında en
yakın dostlarıydı.
"Abidin bu hafta Paris'te Villejuif Hastanesi'nde öldü. Sesini
yitirdikten, konuşamayacak hale geldikten üç gün sonra... Ona ait
aklıma gelen imgelerin hepsi ister istemez yollar, kervansaraylar,
yolculuklarla ilgili. Gezginlerin tetikte olma hali vardı onda...
Stüdyosundaki küçük kitaplığının ya da geceleri kaldırdığı portatif
şövalesinin önünde Abidin durmadan yolculuklara çıkardı. Gezegenlere
dönüşen kadın resimleri yapardı... Sonra çiçek resimleri yapardı,
onların boyunlarını, aşka giden Boğaziçi geçitlerini... Şimdi acaba
Abidin gene yolculuğa mı çıktı..."
John Berger
Abidin Dino`ya
Sen mutluluğun resmini yapabilir misin Abidin
işin kolayına kaçmadan ama
gül yanaklı bebesini emziren melek yüzlü anneciğin resmini değil
ne de ak örtüde elmaların
ne de akvaryumda su kabarcıklarının arasında dolanan kırmızı
balığınkini
sen mutluluğun resmini yapabilir misin Abidin
1961 yazı ortalarında Küba'nın resmini yapabilir misin...
Nazım Hikmet
Ve işte MUTLULUĞUN RESMİ:
Eşi Güzin Dino (Dikel) dilci, öğretim üyesi, çevirmen, yazardır.
1942 yılında İstanbul Üniversitesi Roman Filolojisi Profesörü Eric
Auerbach'ın asistanlığını yapmıştır. 1943 yılında, Adana'da ikamete
memur edilmiş olan Abidin Dino ile evlenmiştir. 1946 yılında D.T.C.
Fakültesi'nde doçent olarak görev yapmış, 1954 yılında Paris'e
yerleşen eşinin yanına gitmiştir. Paris'te Ulusal Bilim Merkezi'nde
çalışmış, Doğu Dilleri Enstitüsü'nde öğretim üyeliği yapmıştır.
Türkiye'de çeşitli Türk romanları üzerine incelemeler, Fransa'da
roman ve şiir çevirileri yapmıştır. Çevirileri, ünlü yayınevlerinde,
denemeleri, Fransız ve Amerikan dergilerinde yayımlanmıştır.



MEKTUPLAR
Sevgilim,
Penceremden, otelinden çıkıp koskoca valizini taşımanı seyrettim.
Çabuk dön! Sevmenin de iniş çıkışları var. Hastabakıcı bugün
hastalık tabelama bu duygumun derecesini çizdiye, doktor
korkacaktır. Sabah komşu binada göğsüme baktılar. İyiyim. Babacan
bir doktor yeşil ışık yaktı ameliyata, yine de analizlerin sonucunu
beklemeliymişiz… Kaç gün? Bilmiyorum. Saat 2' de Londra ile
konuştum. Monica evde idi. Octavio gidememiş, film ile ilgili
kişilerin seyahatte olduğunu tellemişler. Kızmış, Londra'ya dönmüş,
Monica'ya. Octavia'nın borcunu unutmamasını hatırlattım. Haber
gelmezse yazar ya da telefon ederim.
Ne iğne ne hap, ilaçların ilacı sensin. Sanırım en önemlisi, damla
damla sevgili gözlerin. İyileşeceksem onlar iyileştirecek.
Not: Tam zarfı kapatacaktım. Mm. Dessanis midir, Dessis midir,adını
belleyemedim,ressam akademi müdürünün karısı geldi. Çok hoş bir
bayan. Gitmiş olmana üzüldü, yarın kocası gelecek. Birkaç gün için
gidecekler, gelecek hafta sonunda dönecekler.
Ben de biraz sonra gazete alacağım. Tam bunları yazarken,
iğne,termometre, kahvaltı geldi, paldır küldür maça hazırlıyorlar,
işin ucunda senin olman, hepsinden etkili. Piyes iyi gidiyor.
abidin
Montpellier.
3 ŞUBAT 1967

Sevgilim
Masamın başında penceremin önünden yazıyorum sana, şimdi Ferit
buradaydı, Çarşamba onlara yemeğe gideceğim. Simone bu akşam St.
Cere'ye gidiyor, sabah Secuirite Social'e gittim, benim reçeteleri
vermeleri için, gene, senin Carte de Sejours'un lazım, onu bana
hemen yolla, iki günde ben de sana yollarım, fotokopi istemiyorlar.
Bu sabah, senden mektup yoktu, Octavio'nun çeki de, acaba sen doğru
bankaya mı yolladın? Almanya'dan resimlerin parası geldi,senin
bankana yatırdım mektubu; benim imzamla oluyormuş. Yarın vergi
declarationu için gideceğim, şimdilik hep böyle işlerle meşgulüm,
hizmetçiyi şimdilik tutacağım ev biraz temizlensin, sonra
vazgeçerim,80 frank ayda. Ev bildiğin gibi hoş fakat sensiz.
M.Demoisoin selam söyledi sana. Bir iki güne kadar muntazam
çalışmaya gayret edeceğim. Sana gelecek hafta Françoise Hugo
gelecek, önce telefon edecek. Cecile'de gelecek buraya dönmeden.
Mmm.Yvonne (bakkal) da seni sordu.
Ben seni düşünüp seni konuşmaktan başka bir şey yapamıyorum ciddi.
Çok öperim.
Güzin
3 NİSAN 1967
__________________

nedervişlergelmiştia leme
nebağrıyanıkYunuslar ,,
şimdihancınınbirsoru sundasaklıydıhercüml e
şimdihanınkütüphanes indesaklıydıbirrüya
adımderviş,,adım bilmiş,,adımhiç,,adı m
sonsuzlukaynasındabi rkervan
nOktaLıV!rgüL Çevrimiçi  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla nOktaLıV!rgüL isimli üyenin yazdığı bu Mesajı değerlendirin.
Alt 02.06.07, 01:58   #8 (permalink)
Daimi Üye

 
nOktaLıV!rgüL - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Bilgileri
Üyelik tarihi: May 2007
Kullanıcı No: 4045
Nerden: JerusAlem
Mesajlar: 3.453
Teşekkürler Durumu
Ettiği Teşekkür: 321
76 Mesajına 158 kere teşekkür edildi
Karizma
Rep Puanı : 564286
Rep Seviyesi : nOktaLıV!rgüL has a reputation beyond reputenOktaLıV!rgüL has a reputation beyond reputenOktaLıV!rgüL has a reputation beyond reputenOktaLıV!rgüL has a reputation beyond reputenOktaLıV!rgüL has a reputation beyond reputenOktaLıV!rgüL has a reputation beyond reputenOktaLıV!rgüL has a reputation beyond reputenOktaLıV!rgüL has a reputation beyond reputenOktaLıV!rgüL has a reputation beyond reputenOktaLıV!rgüL has a reputation beyond reputenOktaLıV!rgüL has a reputation beyond repute
İletişim
--->: Efsane Aşklar

BEETHOVEN VE ÖLÜMSÜZ SEVGİLİSİ

BEETHOVEN VE ÖLÜMSÜZ SEVGİLİSİ
Ludwig van Beethoven hiç evlenmedi. Ama çevresinde, kendisine
yakınlık gösteren epeyce kadın vardı. Öldükten sonra çekmecesinde "
Ölümsüz Sevgiliye" ait bir mektup bulundu. Kimdi bu ölümsüz Sevgili?

Ünlü bestecinin1816'da yayımladığı "Uzaktaki Sevdiğime" adlı
yapıtından ve müzik öğretmenine umutsuz bir aşktan sözedişinden yola
çıkan uzmanlar üç işim üstünde durdular. Antonie Brentano, Josephine
Deum ve Dorothea Ertmann.
Fakat bunlar arasında en güçlü aday ilkiydi. Ve Beethoven 1823
yılında Diabelli Çeşitlemeleri'ni ona adadı. 57 yaşında gözlerini
hayata kapadığı zaman hala Ölümsüz Sevgilisi'ne duyduğu sonsuz aşkı
hasta yüreğinde en değerli sır olarak taşıyordu.



ÖLÜMSÜZ SEVGİLİYE MEKTUP
Ezeli yarim,
Yataktayken bile düşüncelerim üzerinize üşüşüyor. Kimileyin
sevinçle, kimileyin hüzünle. Yazgı'nın dualarımızı işitmesini
bekliyorum. Bu hayata göğüs gerebilmem için ya tümüyle sizinle
birlikte olmalıyım ya da sizi hiç görmemeliyim. Evet, kollarınıza
uçup göğsünüzde gerçek barınağımı bulduğumu söyleyene ve kollarınız
arasında ruhumu kutsal ruhlar aleminde savrulmaya bırakana dek yaban
ellerde bir avare olma azmindeyim.
Heyhat, ne yazık ki bu böyle olmak zorunda. Dinginliğe ereceksiniz,
size olan sadakatimden emin olduğunuzda bu dinginliğiniz daha da
büyüyecek.
Şunu iyice bilmelisiniz ki sizden gayri hiçbir kadın bu yüreğin
sahibi olamaz.Asla asla!
Ah Tanrım, insan böylesine değerli bir kadınla neden hicranı yaşamak
zorunda! Şu anda Viyanal'daki yaşamım sefilce. Aşkınız beni
fanilerin hem en mutlusu hem de en mutsuzu kıldı.
Bu yaşta, artık hayatımda bir düzene ve dengeye gereksinim
duyuyorum.Yaşamakta olduğumuz ilişkide bu iki duygu bir arada
olabilir mi?
Meleğim, az önce postanın gideceğini duydum. Dolayısıyla bu mektubun
eline hemen ulaşabilmesi için burada kesmem gerekiyor.
Sakin olun. Beni sein. Bugün.. dün..ne gözyaşartıcı bir özlem size
duyduğum.. size.. siz..hayatımherşeyim .. size en içten dileklerimi
sunuyorum.
Ah n'olur beni sevmeye devam edin, bu aşığınızın sadık yüreğini
kesinlikle yanlış değerlendirmeyin.
Hep sizin
Hep benim
Hep ikimizin
Ludvig van Beethoven


I. ABDÜLHAMİD İLE RUHŞAH

I. ABDÜLHAMİD İLE RUHŞAH
İmparatorluğa hükmeden, orduları kumanda eden koca bir Osmanlı
padişahı, haremindeki kadınlardan birine delicesine aşık olur mu?
Ona mektuplar yazıp " Ayaklarının altına yüzünü sürerek rica ederim"
diye odasına davet eder mi? Topkapı Sarayı Müze'si Arşiv'indeki
mektuplar gösteriyor ki ,Osmanlı İmparatorluğu'nun başına geçen 1.
Abdülhamit böyle büyük, derin bir aşkı yaşamış Ruhşah'ıyla.
I. Abdülhamid tahta geçtiğinde 49 yaşındaydı. Ömrünün 43 yılını
saraydan hiç çıkmadan, kapalı kaldığı odada, kitaplarla uğraşarak
geçirmişti. Ruhşah için yazdığı mektuplar belki, bu okumaların
izlerini taşıyordu: "Kuşca canım, efendim yoluna feda olsun. Hak
Taalâ'nın birliği hakkıyçün bilesiz kademin turabına yüz sürerim."
Ruhşah'ın ikbal ya da Kadın Efendi olduğuna dair bir kayıt yok . Bu
yüce aşkın varlığı ise Topkapı Sarayının içinden dışarı taştığı
biliniyor yalnızca.. Ruhşah'ın akibeti ise belki kıskanç bir el
tarafından sona erdirildi..
1.Abdülhamit'den Ruhşah'a
Fesüphanallah! Ben kulun siz efendime bu kadar kavuşmayı arzularken
benim üzüntüme, elem ve kederime ve perişan halime, derman ve
açılmış yarama merhem olursun diye sizden umut beklerken, geceleri
yatağıma gelmemenizin sebebi ne olabilir? Ama Allah hakkı için benim
ızdırabımı dindirir. Sen bana bu anımda merhamet etmezsen kim
merhamet eder. Vallahi bu halimle her gece sabahlarım, bu gece de
böyle sabahlamam hak değil. Bu bir iki gecedir gelirsiniz diye
beklerken, senin böyle yapmana Allah razı olmaz. Bu gece de bana
gelmezsen bilirim ki, bana karşı sevgin yok. Benim bu halimi gören,
düşmanım bile olsa bana merhamet eder. Akşam sabah gelip bir anlık
oturman iş değildir. Kulun gelir, beni istemiyor musun diyerek,
sabaha kadar ayağına yüzünü sürerdi. Benim sana olan bu halimi de
Allah bilir. Eğer dünyada ömrüm tamam olsa, ölsem dahi seni
düşünürüm. Vallahi sümme billahi halim çok kötü oluyor. Sen de böyle
ettikçe, billahi ölüm bana daha hayırlı geliyor.
Ruhşah'ım Hamid'in sana kurban olsun. Mahlukatı ve alemi yaratan
Allah, bir kusur ile insanı azap eylemez. Efendim sana bağlanmış bir
köleyim. İster döv, istersen öldür. Bu gece gelmen lazımdır; aksi
halde vallahi hastalanmama belki de ölümüme sebeb olursun. Ayağın
altına yüzümü, gözümü sürerek rica ediyorum. Allah için kendimi
durduramıyorum.
Abdülhamid Ruhşah'ına kul kurban olsun. Bir kusur ile beni unutma.
Benim vücudum toprak oluncaya, ölünceye kadar senden vazgeçersem,
Allah bana layık olduğumu versin.
Efendim; gideyim, belki beni götür diye buyurursun diyorum, ama sen
bana götür demiyorsun. İnşallah-u Teala ömrümüz oldukça birbirimizin
oluruz. Canım efendim, ben ayağına yüzümü sürerek senden rica
ediyorum.
Efendim, Hamid sana kurban olsun. Bu gece gelirseniz, bu kulunuzu
ihya edersiniz. Billahi sabretmeye mecalim kalmadı. Hem onun
başlangıç gecesidir, kerem senindir. Bu gece kendimi güç zaptettim.
Ayağını öpeyim efendim, Allah_u Teala aşkına beni bu gece mahzun
eyleme. Sana kul ve kurban olayım efendim.
Abdülhamid


ERIC MARIA REMARQUE İLE MARLENE DIETRICH

ERIC MARIA REMARQUE İLE MARLENE DIETRICH
Biri MAVİ MELEK filminin unutulmaz yıldızı, diğeri BATI CEPHESİNDE
YENİ BİR ŞEY YOK adlı savaş karşıtı romanın yazarı…. Marlene
Dietrich ve Remarque 1937 de, Paris'te Lido da ilk kez
karşılaştıklarında sabahın ilk ışıklarına kadar sohbet ettiler ve bu
ilişki ona en güzel en özlem dolu en hüzünlü mektupları yazdırdı.
Çünkü yaşadıkları aşk dünyanın en büyük aşklarından biriydi.



MEKTUP
Küçük tatlı maymunum, bu ne acımasız bir yaşam.. sen dünyanın öbür
ucundasın ve ara sıra telgraf cekiyorsun. Mektup yazmak bu kadar zor
mu ?

Erich
7 ARALIK1937




Garip bir an dolaptan takım elbiseni çıkartıyorsun ve cebinden
kırmızı rujlu bir mendil buluyorsun.- Paristen beri unutulmuş ve
orda kalmış;-ve sevgilim birden odanın sallanmasını
önleyemedim,senin kokun,senin saçların,yumuşak dudakların ordaydı ve
kanın o uğultulu çaresiz titreyişini hissettim ve bir yıldırım beni
dizimden vurup yere fırlattığına inanırken hala ayakta olduğuma
şaşıyordum.

Bu huzursuz geceler -kitap okursun ama sonra aslında okumadığını
keşfedersin,kitabı kenara koyarsın, ve evin içinde ve bahçede
gezinirsin.-insanlarla konuşursun ama onları hiç dinlemediğini fark
edersin,-bir köşeye oturur ve birisi sana hitap edince
sıçrarsın,-ellerine bakarsın ve avucunun içinde bir şey olmamasına
rağmen senin göğsünü hissedersin.

Birden etrafında kurduğun birazcık suni huzurun aslında ne kadar
kırılgan olduğunu anlarsın siyah alev nasılda hızla çarpar ve her
şey bir titremeye sahip olma istemine dönüşür sonra mutsuz ve aynı
zamanda mutlu olur insan.

Ve sonunda benim hakkımda ne kadar az şey bildiğini düşünürüm.Gideli
çok oldu,-benim için çok uzun,_sadece sen yanımda olmadığın için
başka şeylerde üstüne eklediğin için Tanıştığımızdan beri ilk kez
çalışıyorum ilk önce antibes de başladı ve Paris le devam etti, ama
o zaman sadece bir başlangıçtı ve senin bu konuda daha çok şey
bilmeni isterdim. Çünkü eskisinden farklı.İçimde bir çok şey silindi
ve yeniden tanımlandı.

Bazen benim hakkımdaki bilgin yola çıktığındaki kadar olsa beni asla
sevmezsin diye düşünüyorum ama beklide daha fazlasını
biliyorsun.Kesinlikl e biliyorsun. Bana tamamen bir hiç olduğum
zamanda beni sevebileceğini söylemiştin. bir şeyler görmüş olman
gerekir ama bazen şimdi görmeni istiyorum. Sabırlı ol tatlı sevgili
birazcık daha sabır beni tekrar görene kadar.

Ellerimde ağırlaştı. İşte bu: Bu da her şeyde daha yetkin olduğumdan
-sadece o konuda daha az.O konuda değilim sevgilim, artık olamam.
Seni tekrar gördüğüm de nasıl olacağını kestiremiyorum-ama bazen
kollarım kopup düşecek ve göğsüm patlayacak ve bir kan gölü
oluşacakmış gibi geliyor. Ve o zaman seni tekrar göreceğimi hayal
ediyorum.

ERİCH
20 ARALIK 1938
__________________

nedervişlergelmiştia leme
nebağrıyanıkYunuslar ,,
şimdihancınınbirsoru sundasaklıydıhercüml e
şimdihanınkütüphanes indesaklıydıbirrüya
adımderviş,,adım bilmiş,,adımhiç,,adı m
sonsuzlukaynasındabi rkervan
nOktaLıV!rgüL Çevrimiçi  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla nOktaLıV!rgüL isimli üyenin yazdığı bu Mesajı değerlendirin.
Alt 02.06.07, 02:04   #9 (permalink)
Daimi Üye

 
nOktaLıV!rgüL - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Bilgileri
Üyelik tarihi: May 2007
Kullanıcı No: 4045
Nerden: JerusAlem
Mesajlar: 3.453
Teşekkürler Durumu
Ettiği Teşekkür: 321
76 Mesajına 158 kere teşekkür edildi
Karizma
Rep Puanı : 564286
Rep Seviyesi : nOktaLıV!rgüL has a reputation beyond reputenOktaLıV!rgüL has a reputation beyond reputenOktaLıV!rgüL has a reputation beyond reputenOktaLıV!rgüL has a reputation beyond reputenOktaLıV!rgüL has a reputation beyond reputenOktaLıV!rgüL has a reputation beyond reputenOktaLıV!rgüL has a reputation beyond reputenOktaLıV!rgüL has a reputation beyond reputenOktaLıV!rgüL has a reputation beyond reputenOktaLıV!rgüL has a reputation beyond reputenOktaLıV!rgüL has a reputation beyond repute
İletişim
--->: Efsane Aşklar

HENRY MİLLER İLE HOKI TOKUDA

HENRY MİLLER İLE HOKI TOKUDA
Ünlü Amerika'lı yazar Henry Miller aşklarıyla da tanınmıştır.
Marlyn Monreo'yla yaptığı evlilik herkes tarafından bilinir. Ama
Henry Miller en büyük aşkını Hoki Tokuda'yla, geç yaşlarında
yaşamıştır.
1966 da Henry Miller 75 yaşındaydı. 1966'nın şubat ayında Miller,
yakın arkadaşı Dr. Lee Siegel'in evine masa tenisi oynamaya
gittiğinde Hogi Tokuda ile karşılaştı. Tokuda 27 yaşında, çok güzel
bir kadındı ve ülkesinden yeni gelmişti. Usta bir caz şarkıcısı ve
piyanistti. Kısa süre sonra Miller, onun sahneye çıktığı " Imperial
Gardens'a gitmeye başladı ve ona sırılsıklam aşık oldu. Tokuda ve
Miller 10 Eylül 1967 de evlendiler. Ve ayrıldıktan sonra da
aşklarını tüketemediler ve aşk mektupları sürdü.
……………………………………. .


MEKTUP
Henry Miller'den Hoki Tokuda'ya
Birtaneme,
Ve aşk şarkısı hala sürüyor.
Hiç " curette" diye bir şey duydun mu? Kürtajdan sonra rahmi kazımak
için kullanılan bir aletin adı. Bu öğleden sonra sanki ruhumun
içinde "curret" kullanmışsın gibiydi. Artık " Japon hastalığı" ndan
ölmeyeceğime emin olabilirim. Hem bana acı ve azap veren bu yaranın
artık iyileştiğini hissediyorum. Bir başka savaşta çarpışmak için
yaşayacağım, belki de her zamankinden daha çılgınca aşık olmak için.
Nasıl bir cerrahsın sen! Ne sihirbazsın! Hepsi bir damla kan akmadan
kayboldu. " Romantik Şanssızlıklar Kitabı" na bugünü ve saati not
etmeliyim.
Gerçekten, sevgili Hoki, sen düşündüğümden daha güçlü, daha
cesaretli, daha dürüst ve daha hassassın. Açık sözlülüünün beni bu
deli aşk hastalığının yaratabileceği yanılgılardan korumak için
olduğunu biliyorum. Bu bana " The Tale of the Genji" ( Genji'nin
hikayesinden bir cümle hatırlatıyor. " Bizi cezbedenler genellikle
keşfedilmemiş olanlardır ve Genji ona en az cesaret verenlere en
derin bir biçimde aşık olma eğilimini gösterir."
Seni düşlediğim gibi değil, olduğun gibi kabul etmem gerektiğini
söylemiştim. Seni kendini eleştirirken, zayıflıklarını, zaaflarını,
yanlışlıklarını açıklarken dinlemek; sonunda kadının aşığını belirli
bir uzaklıkta tutarak " Tamam teslim oluyorum; bana sahip
olabilirsin ama benim bir cüzamlı olduğumu bilmeni istiyorum" dediği
duygusal bir oyunu izliyormuşum gibiydi. Onun " Benim istediğim aşkı
hiçbir erkek veremez" dediğini duymaktansa, böyle gaddar bir durum
daha iyi olabilir.
Eğer sana uykusuz bir gece ve kendimi verseydim, bu, güzel bir
kadının yanında ona dokunmaksızın yatmak zorunda olduğum,
hayatımdaki çok ender anlardan biri olurdu. Şafak söktüğünde en
azından yüzüne bakabiliyor olurdum. Geceleri yüzünde incelenip
keşfedilecek apayrı bir dünya var. Bu Hoki'nin uyanık zamanlarında
takındığından tamamiyle farklı bir çehre. Bazı okyanus
tanrıçalarınınki gibi lavdan oyulmuş, bir yabancının çehresi. Eski
zamanları hatırlatırcasına oyulmuş hatlar gözler kapalıyken daha da
gizemli. Neredeyse vahşi bir yüz; çok çok eski bir şehirden -Akor
Wat gibi- veya Atlantis'in sular altındaki kalıntılarından dirilip
de gelmiş gibi. Uykuda değil de zaman efsanesinde kaybolmuş,
yaşlanmayan biriydin. Dünyaya sunduğun yüz bir çeşit çehreyi
tanıdıktan sonra uzun süre sonra da uykudaki yüzünü hep
hatırlayacağım. Bu yüz senin hiç görmemiş olduğun hayali bir yüz
olacak ve ben onu durmadan değişen Hoki ile durmadan araştıran Henry
arasında gizli bir bağ olarak hep koruyacağım. Bu benim hazinem ve
tesellim.
……… Senin için " Seni Seviyorum" " Seni Özlüyorum" " Seni İstiyorum"
" Sana İhtiyacım Var" demek ne kadar güç olsa da , daima yanında
olacağım. (her zaman ve her koşulda orada olacağım!) Teselli edici
olmak, hiç de yabana atılacak bir görev değil. Bunu bilmek bütün
aptalca sorularıma verilebilecek en iyi cevap. Bu, Meryem Ana'nın
parmağını bir çocuğun dudaklarına koyarak, " Şşş, sus yavrum! "
demesi gibi bir şey.
Burada kesiyorum. Saat onbir ve hala yediğim birkaç lokma bir şeyle
duruyorum, üstelik dünya turuna çıkmış birkaç kaçıkla iki saatlik
olanüstü bir konuşma yaptım.
Bu gece seninle rüyalarımda buluşacağım. Beni gülüşümden
tanıyacaksın. Ve sen Azumaya'nın şu sözlerini söylüyor olacaksın. "
Kapı sürgülü değil. Çabuk gel ve benimle konuş. Ben başkasının
gelinimiyim ki böyle dikkatli ve utangaç olasın? "

ii geceler, 1966






KRAL EDWARD İLE WALLIS SIMPSON

KRAL EDWARD İLE WALLIS SIMPSON
Dünyanın en büyük aşklarından biri de İngiltere'de Kral Edward ve
uğruna tahtı bıraktığı Amerikalı Wallis Simpson'ın aşkıdır.
ABD'nin Baltimore şehrinde doğan Wallis Simpson, oldukça zengin bir
aileden gelmesine rağmen, babasının ölmesiyle sıkıntılı bir genç
kızlık dönemi geçirmişti. 19 yaşındayken bir deniz subayı ile
yaptığı ilk evliliği, eşinin çok içmesi sonunda çabucak sona
ermişti. İkinci evliliği sırasında İngiltere'de, veliaht Prens
Edward ile tanıştı. Windsor Dükü Edward çok zeki ve kültürlü üstelik
bütün kadınların aşık olduğu yakışıklı bir adamdı. Ana dili gibi
Almanca, iyi Fransızca ve İspanyolca konuşuyordu. Fakat Prens Edward
Vallis Simpon'u tanır tanımaz onun büyüsüne kapılmıştı. Oysa güzel
bir kadın sayılmazdı ama Wallis çok zevkli, neşeli ve kültürlü bir
kadındı. Bir yere girdiğinde o mekan parıldardı. O sırada Galler
Prensi ünvanını taşıyan Edward'la Londra sosyetesinde tanıştıktan
kısa bir süre sonra birbirlerine aşık olduklarını anladılar.
1936'da İngiltere'de Kral 5. George öldü. 42 yaşındaki varisi 8.
Edward adıyla tahta çıktı. Wallis ise sevdiği adamla evlenebilmek
için Haziran 1936'da boşanma davası açtı. Ancak iki kere boşanmış
bir Amerikalı kadınla, bir yabancıyla, bir kralın evlenmesine
İngiliz yasaları, kiliseleri ve gelenekleri izin vermezdi.
Evlenmesinin mümkün olmadığını bilen 8. Edward, aynı yılın 10 Aralık
günü, sevgilisi Amerikalı dul Wallis Simpson ile evlenebilmek için
tacından, tahtından vazgeçmeye karar verdi.
Kral E