![]() |
| |||||||
| Gerçek Aşk Hikayeleri Kendi aşk hikayelerinizi ya da yaşanmış aşk hikayelerini bu alanda yazabilirsiniz |
![]() |
| | Seçenekler | Stil |
| | #6 (permalink) |
| Daimi Üye ![]() ![]() | --->: Efsane Aşklar NAZIM İLE PİRAYE NAZIM İLE PİRAYE Nazım Hikmet yaşamı boyunca bir çok kez aşık oldu.Nazım' ın en güzel aşk şiirlerinin yazdığı, en uzun süre evli kaldığı kadın ise Piraye'ydi. Nazım Hikmet ile Piraye'nin aşkı dillere destan oldu. Nazım hapse girince bu aşk daha da güçlendi. Büyük şair, 13 yıl süren mahpusluğun son demlerine yaklaştığı zaman bu kez Münevver Andaç'a aşık oldu. Piraye ise Nazım'a duyduğu büyük aşka rağmen aradan çekilmek zorunda kaldı. Nazım ile Piraye genç kadın eşinden henüz boşandığı sırada tanıştılar.Sanat eleştirmeni ile 16 yaşında evlenen Piraye nin 2 çoçuğu vardı.Bunlardan biri eleştirmen Mehmet Fuat Bengü' ydü. Nazım Piraye' yi çok sevdi ,evlilik yaşamlarının 13. yılında büyük şair ceza evindeydi. Nazım 1933 den 1950 ye kadar 17 yıl boyunca kendisine yazdığı mektupları, Piraye bir tahta bavulda sakladı. MEKTUP Sevgili! Bütün bir uykusuz geçen geceden sonra sana bu mektubu sabah sabah yazıyorum.Oğlumla beraber çıkarıp gönderdiğiniz resim uyutmadı beni.Niçin uyutmadı?Neden uyutmadı? Bu niçine nedene cevap vermek için baştanbaşa bir şiir kitabı yazmak lazım. O kitap günün birinde yazılacaktır.Şimdi muhakkak olan bir şey varsa bütün bir gece uyumadığımdır. Bana aşk mektubu gönder diyorsun şimdiye kadar gönderdiklerimin çoğu neydi zaten.Sen benim gözlerimin içine bakarak bir kere olsun seni seviyorum dememişsindir. Ben her yerde her zaman yıldızlı bir denizin üstünde çam agaçlı bir balkonda olsun, karanlık yalnız senin gözlerinin ışıltısını gördüğüm ılık bir odada , bir hapishanenin görüşme yerinde olsun ,mektupla olsun, mektupsuz olsun , nesirle olsun şiirle olsun ,içimden her gelişte sana seni seviyorum demişimdir. Ben aşk mektubu yazmasını beceremedim sen yazda bana model olsun diyorsun.Buranın ölçüsüyle böyle bir mektup için üç sene yatılır billahi…Zati sen benden daha iyi şairsin ,sen benden çok daha derinsin yavrum.Ben belki daha sanatkarım. Benden emin olmam beni öyle bahtiyar öyle mağrur kıldı ki…Bir binbir gece şehrinin altın kakmalı kapılarından muzaffer girmiş bir eski kahramanı gibi hissediyorum kendimi… Nazım KARIMA MEKTUP 11/kasım/1933 Bursa Hapishanesi Bir tanem! Son mektubunda: Başım sızlıyor yüreğim sersem! diyorsun."seni asarlarsa seni kaybedersem";diyorsu n;"yaşayamam!"Yaşars ın karıcığım,kara bir duman gibi dağılır hatıram rüzgarda;yaşarsın,ka lbimin kızıl saçlı bacısı en fazla bir yıl sürer yirminci asırlılarda ölüm acısı. Ölüm bir ipte sallanan bir ölü.Bu ölüme bir türlü razı olmuyor gönlüm.Fakat emin ol ki sevgili;Zavallı bir çingenenin kıllı ,siyah bir örümceğe benzeyen eli geçirecekse eğer ipi boğazıma,mavi gözlerimde korkuyu görmek için boşuna bakacaklar Nazım a! Ben alacakaranlığında son sabahımın dostlarımı ve seni göreceğim ve yalnız yarı kalmış bir şarkının acısını toprağa götüreceğim. Karım benim!iyi yürekli altın renkli gözleri baldan tatlı arım benim: ne diye yazdım sana idamımın istendiğini daha dava ilk adımda ve şalgam gibi koparamıyorlar kellesini adamın. Haydi bunları boş ver bunlar uzak bir ihtimal!Paran varsa bana fanila bir don al,tuttu bacağımın siyatik ağrısı,ve unutma ki daima iyi şeyler düşünmeli mahpusun karısı Nazım PİRAYE İÇİN Ne güzel şey hatırlamak seni; ölüm ve zafer haberleri içinden, hapiste ve yaşım kırkı geçmiş iken... Ne güzel şey hatırlamak seni: bir mavi kumaşın üstünde unutulmuş olan elin ve saçlarında vakur yumuşaklığı canımın içi İstanbul toprağının... İçimde ikinci bir insan gibidir seni sevmek saadeti... Parmaklarının ucunda kalan kokusu sardunya yaprağının, güneşli bir rahatlık ve etin daveti: kıpkızıl çizgilerle bölünmüş sıcak koyu bir karanlık... Ne güzel şey hatırlamak seni, yazmak sana dair hapiste sırtüstü yatıp seni düşünmek: filanca gün, falanca yerde söylediğin söz, kendisi değil edasındaki dünya... Ne güzel şey hatırlamak seni. Sana tahtadan bir şeyler oymalıyım yine: bir çekmece bir yüzük, ve üç metre kadar ince ipek dokumalıyım. Ve hemen fırlayarak yerimden penceremde demirlere yapışarak hürriyetin sütbeyaz maviliğine sana yazdıklarımı bağıra bağıra okumalıyım... Ne güzel şey hatırlamak seni: ölüm ve zafer haberleri içinden, hapiste ve yaşım kırkı geçmiş iken... NAZIM HİKMET PİRAYE İÇİN YAZILMIŞ 21-22 ŞİİRLERİ 22 Eylül 1945 Kitap okurum: içinde sen varsın, şarkı dinlerim: içinde sen. Oturdum ekmeğimi yerim: karşımda sen oturursun, çalışırım: karşımda sen. Sen ki, her yerde "hâzırı nâzır"ımsın, konuşamayız seninle, duyamayız sesini birbirimizin: sen benim sekiz yıldır dul karımsın... 23 Eylül 1945 O şimdi ne yapıyor şu anda, şimdi, şimdi? Evde mi, sokakta mı, çalışıyor mu, uzanmış mı, ayakta mı? Kolunu kaldırmış olabilir, - hey gülüm, beyaz, kalın bileğini nasıl da çırçıplak eder bu hareketi... O şimdi ne yapıyor, şu anda, şimdi, şimdi? Belki dizinde bir kedi yavrusu var, okşuyor. Belki de yürüyordur, adımını atmak üzredir, - her kara günümde onu bana tıpış tıpış getiren sevgili, canımın içi ayaklar!.. Ve ne düşünüyor beni mi? Yoksa ne bileyim fasulyanın neden bir türlü pişmediğini mi? Yahut, insanların çoğunun neden böyle bedbaht olduğunu mu? O şimdi ne düşünüyor, şu anda, şimdi, şimdi?.. 24 Eylül 1945 En güzel deniz: henüz gidilmemiş olandır. En güzel çocuk: henüz büyümedi. En güzel günlerimiz: henüz yaşamadıklarımız. Ve sana söylemek istediğim en güzel söz: henüz söylememiş olduğum sözdür... 30 Eylül 1945 Seni düşünmek güzel şey ümitli şey dünyanın en güzel sesinden en güzel şarkıyı dinlemek gibi bir şey. Fakat artık ümit yetmiyor bana, ben artık şarkı dinlemek değil şarkı söylemek istiyorum... 1 Ekim 1945 Dağın üstünde: akşam güneşiyle yüklü olan bir bulut var dağın üstünde. Bugün de: sensiz, yani yarı yarıya dünyasız geçti bugün de. Birazdan açar kırmızı kırmızı: gecesefeları birazdan açar kırmızı kırmızı. Taşır havamızda sessiz, cesur kanatlar vatandan ayrılığa benzeyen ayrılığımızı... 6 Ekim 1945 Bulutlar geçiyor: haberlerle yüklü, ağır. Buruşuyor hâlâ gelmeyen mektup avucumda. Yürek kirpiklerin ucunda uzayıp giden toprak uğurlanır. Benim bağırasım gelir: -"Pîrâye, Pîrâye!.." diye NAZIM HİKMET PİRAYE İÇİN YAZILMIŞ SAAT ŞİİRLERİ MEKTUP 01 Saat dört yoksun Saat beş yok Altı, yedi, ertesi gün, daha ertesi ve belki kim bilir... Hapisane avlusunda bir bahçemiz vardı. Sıcak bir duvar dibinde on beş adım kadardı. Gelirdin, yan yana otururduk, kırmızı ve kocaman muşamba torban dizlerinde... Kelleci Memedi hatırlıyor musun? Sübyan koğuşundan. Başı dört köşe, bacakları kısa ve kalın ve elleri ayaklarından büyük. kovanından bal çaldığı adamın taşla ezmiş kafasını. 'hanım abla' derdi sana. Bizim bahçemizden küçük bir bahçesi vardı, tepemizde, yukarda, güneşe yakın, bir konserve kutusunun içinde... Bir cumartesi gününü, hapisane çeşmesiyle ıslanan bir ikindi vaktini hatırlıyor musun? Bir türkü söylediydi kalaycı Şaban Usta, aklında mı: 'Beypazarı meskenimiz, ilimiz, kim bilir nerede kalır ölümüz....? ' O kadar resmini yaptım senin bana birini bırakmadın. Bende yalnız bir fotoğrafın var: bir başka bahçede çok rahat çok bahtiyar yem verip tavuklara gülüyorsun. Hapisane bahçesinde tavuklar yoktu, fakat pek ala gülebildik ve bahtiyar olmadık değil. Nasıl haber aldık en güzel hürriyete dair, nasıl dinledik ayak seslerini yaklaşan müjdelerin, ne güzel şeyler konuştuk hapisane bahçesinde... NAZIM HİKMET MEKTUP 02 Bir akşamüstü oturup hapisane kapısında rubailer okuduk Gazalî'den: 'Gece: büyük lâciverdî bahçe. Altın pırıltılarla devranı rakkaselerin. Ve tahta kutularda upuzun yatan ölüler. Bir gün eğer, benden uzak, karanlık bir yağmur gibi, canını sıkarsa yaşamak tekrar Gazalî'yi oku. Ve Pîrâyende'm benim, ben eminim sen sadece merhamet duyacaksın ölümün karşısında onun ümitsiz yalnızlığı ve muhteşem korkusuna. Bir akar su getirsin Gazalî'yi sana: '- Toprak bir kâsedir çömlekçinin rafında tâcidar, ve zafer yazıları yıkılmış duvarlarında Keyhüsrevin...' Birikip sıçramalar. Soğuk sıcak serin. Ve büyük lâciverdi bahçede başsız ve sonsuz ve durup dinlenmeden devranı rakkaselerin... Bilmiyorum, neden aklımda hep ilkönce senden duyduğum Çankırılı bir cümle var: 'Pamukladı mıydı kavaklar kiraz gelir ardından.' Kavaklar pamukluyor Gazalî'de, fakat görmüyor, üstat, kirazın geldiğini. Ölüme ibadeti bundandır. Şeker Ali yukarda, koğuşta bağlama çalıyor. Akşam. Dışarda çocuklar bağrışıyorlar. Çeşmeden akıyor su. Ve jandarma karakolunun ışığında akasyalara bağlı üç kurt yavrusu. Açıldı demirlerin dışında büyük, lâciverdî bahçem. A s l o l a n h a y a t t ı r... Beni unutma Hatçem... NAZIM HİKMET MEKTUP 03 Bugün çarşamba: - biliyorsun - Çankırı'nın pazarı. Demir kapımızdan geçip kamış sepetimizde bize kadar gelecek yumurtası, bulguru, yaldızlı, mor patlıcanları... Dün köylerden inenleri seyrettim: yorgundular, kurnaz ve şüpheli, ve kaşlarının altında keder. Erkekler eşeklerde, kadınlar çıplak ayaklarının üstünde geçtiler. Herhalde içlerinde senin bildiklerin vardır. Herhalde iki çarşambadır pazarda: kırmızı başörtülü 'kibirsiz' İstanbulluyu aramışlardır... NAZIM HİKMET MEKTUP 04 Sıcaklar bildiğin gibi değil ve ben ki yalı uşağıyım, deniz ne kadar uzak... İkiyle beş arası cibinliğin altına uzanarak ter içinde kımıldanmadan gözlerim açık dinliyorum sineklerin uğultusunu. Biliyorum: şimdi avluda duvarlara çarpıyorlardır suyu, kızgın, kırmızı taşlar tütüyordur. Ve dışarda, otları yanmış kalenin eteğinde bir kezzap aydınlığı içindedir simsiyah kiremitleriyle şehir... Geceleri birdenbire rüzgâr çıkıyor. sonra kayboluyor birdenbire. Ve karanlıkta canlı bir mahluk gibi soluyup, yumuşak, tüylü ayaklarıyla dolaşarak bizi bir şeylerle tehdit ediyor sıcak. Ve zaman zaman ürpermelerle duyuyoruz derimizin üstünde bir korku halinde tabiatı... Bir zelzele olabilir. Zaten üç günlük yere geldi, salladı çapanoğlu Yozgad'ı. Ve yerlilerin kavlince: altı tekmil tuz madeni olduğundan yıkılacak Çankırı şehri kıyametten kırk gün önce. Yatıp bir gece başın bir kalasla ezilmiş, çıkmamak sabaha... Ölümün bu kadar körü ve mendeburu... Ben yaşamak istiyorum biraz daha, daha bir hayli yaşamak. Bunu birçok şey için istiyorum, birçok çok mühim şeyler. NAZIM HİKMET MEKTUP 05 Saat beşte akşam oluyor: insanın üstüne doğru yürüyen bulutlarla. Yağmur taşıdıkları belli. Birçoğu elle tutulacak kadar alçaktan geçiyorlar... Bizim odanın yüz mumluğu, terzilerin gaz lambası yandı. Terziler ıhlamur içiyorlar... Kış geldi demektir... Üşüyorum. Fakat kederli değilim. Yalnız bize mahsus bir imtiyazdır: kış günleri hapisanede, sade hapisanede değil, bu kocaman bu ısınası bu ısınacak dünyada üşüyüp kederli olmamak... NAZIM HİKMET MEKTUP 06 Bu geç vakit bu sonbahar gecesinde kelimelerinle doluyum; zaman gibi, madde gibi ebedî, göz gibi çıplak, el gibi ağır ve yıldızlar gibi pırıl pırıl kelimeler. Kelimelerin geldiler bana, yüreğinden, kafandan, etindendiler. Kelimelerin getirdiler seni, onlar : ana, onlar : kadın ve yoldaş olan... Mahzundular, acıydılar, sevinçli, umutlu, kahramandılar, kelimelerin insandılar... NAZIM HİKMET |
| | |
| | #7 (permalink) |
| Daimi Üye ![]() ![]() Üyelik tarihi: May 2007 Kullanıcı No: 4045 Nerden: JerusAlem
Mesajlar: 3.453
Ettiği Teşekkür: 321 76 Mesajına 158 kere teşekkür edildi Rep Puanı : 564286 Rep
Seviyesi : ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() | --->: Efsane Aşklar ABİDİN DİNO İLE GÜZİN DİNO ABİDİN DİNO İLE GÜZİN DİNO İstanbul'da 1913'te doğan ve çağdaş Türk resim sanatının öncülerinden olan Abidin Dino'nun yaşamı çoğunlukla yurt dışında geçmiştir. Daha doğduğu yıl ailesi İstanbul'dan ayrılarak İsviçre'nin Cenevre kentine yerleşmiştir. Sanatsever bir ailenin ve çevrenin içinde büyüyen Abidin Dino'nun resme olan ilgisi erken yaşlarda başlamıştı. Bir süre de Fransa'da kaldıktan sonra, 1925'te ailesiyle birlikte İstanbul'a dönen Dino, Robert Kolejine girdi Dino'nun edebiyata olan ilgisi, ressamlığın yanı sıra daha sonra da sürdü. 1931'de artist adlı dergide ilk çizgileri ve yazıları yayımlanmaya başladığında 18 yaşındaydı. Bu arada Nazım Hikmet'in şiir ve oyun kitaplarına kapak desenleri çizdi. Çizgileri gelirli bir olgunluğa ulaşmış, ressam olarak kendini kabul ettirmişti. Ama henüz hiçbir resim akımına bağlı değildi. Ağabeyi şair Arif, Dino'nun yenilikçi düşüncelerinden etkileniyor, resim çalışmalarını yenilik arayışları içinde sürdürüyordu. 1933'te ressam arkadaşları Nurullah Berk, Cemal Tollu, Zeki Faik İzer, Elif Naci ve heykeltraş Zühtü Müritoğlu ile birlikte "D grubu" adıyla anılacak olan topluluğun kurucuları arasında yer aldı 1933'te SSCB'li yönetmen Sergay Yutkeviç Türkiye'nin kalbi Ankara adlı filmi çekmek için Türkiye'ye geldiğinde, Abidin Dino'nun resimlerini görerek ilgilendi. Dino'nun SSCB'de dekoratör ve ressam olarak kendi çalışmalarına akıtılmasını istedi. Dino bu çağrıya uyarak, SSCB'ye gitti ve 3 yıl orada kaldı. 1937'de Paris'e yerleşen Dino, Bir süre burada da resim çalışmaları yaptıktan sonra 1939'da yurda döndü. O yıllarda ressamlar arasında, İstanbul'da yaşamını güç koşullar içinde kazanan yoksul insanlara, özellikle de ekmeğini denizden çıkaran balıkçılara karşı büyük bir ilgi başlamıştı. Abidin Dino'nun da içinde bulunduğu "Liman Grubu" diye de anılan "Yeniler" adında bir topluluk 1941'de Liman çevresindeki balıkçıları konu alan ve yankı uyandıran bir sergi açtı. Abidin Dino aynı yıl siyasal nedenlerle önce Mecitözü'ne sonra da Adana'ya sürgüne gönderildi. Sürgündeyken Adana'da Türk Sözü gazetesini yönetti. "Kel" adlı bir oyun yazdı. Bu dönem resimlerinde Çukurova'nın pamuk işçilerini konu aldı. Daha sonra İstanbul'a dönen ve 1951'den sonra Paris'te yaşamını sürdüren Dino zaman zaman Türkiye'ye gelerek sergiler açtı. Sanatçı ayrıca "Çingeneler" (1950) adlı bir filmin senaryosunu yazmış, ve yönettiği "Göl" adlı belgesel bir filmle yurt dışında Flaherty Ödülü'nü almıştır. (1966) Tabloları bugün pek çok müzede ve koleksiyonda bulunan ünlü ressamımız Abidin Dino, yaşamının önemli bir bölümünü karısıyla birlikte sürgünde geçirdi. 1950'li yılların başında güçlükle Paris 'e giderek orada yeni bir yaşam düzeni kurdu. Eşi Güzin Dino ile birlikte başlayan mutluluklarla, acılarla, hüzünlerle dolu yeni döneminde, gerek Türkiye'de gerekse sürgünde Fransa'da, güç koşullar altında geçen yıllarda pek çok dünyaca ünlü resimlerini hazırladı. Nâzım Hikmet, Aragon, Picasso, Avni Arbaş, Çetin Altan, Yaşar Kemal, Orhan Veli ve daha niceleri A. Dino'nun her zaman yanıbaşında en yakın dostlarıydı. "Abidin bu hafta Paris'te Villejuif Hastanesi'nde öldü. Sesini yitirdikten, konuşamayacak hale geldikten üç gün sonra... Ona ait aklıma gelen imgelerin hepsi ister istemez yollar, kervansaraylar, yolculuklarla ilgili. Gezginlerin tetikte olma hali vardı onda... Stüdyosundaki küçük kitaplığının ya da geceleri kaldırdığı portatif şövalesinin önünde Abidin durmadan yolculuklara çıkardı. Gezegenlere dönüşen kadın resimleri yapardı... Sonra çiçek resimleri yapardı, onların boyunlarını, aşka giden Boğaziçi geçitlerini... Şimdi acaba Abidin gene yolculuğa mı çıktı..." John Berger Abidin Dino`ya Sen mutluluğun resmini yapabilir misin Abidin işin kolayına kaçmadan ama gül yanaklı bebesini emziren melek yüzlü anneciğin resmini değil ne de ak örtüde elmaların ne de akvaryumda su kabarcıklarının arasında dolanan kırmızı balığınkini sen mutluluğun resmini yapabilir misin Abidin 1961 yazı ortalarında Küba'nın resmini yapabilir misin... Nazım Hikmet Ve işte MUTLULUĞUN RESMİ: Eşi Güzin Dino (Dikel) dilci, öğretim üyesi, çevirmen, yazardır. 1942 yılında İstanbul Üniversitesi Roman Filolojisi Profesörü Eric Auerbach'ın asistanlığını yapmıştır. 1943 yılında, Adana'da ikamete memur edilmiş olan Abidin Dino ile evlenmiştir. 1946 yılında D.T.C. Fakültesi'nde doçent olarak görev yapmış, 1954 yılında Paris'e yerleşen eşinin yanına gitmiştir. Paris'te Ulusal Bilim Merkezi'nde çalışmış, Doğu Dilleri Enstitüsü'nde öğretim üyeliği yapmıştır. Türkiye'de çeşitli Türk romanları üzerine incelemeler, Fransa'da roman ve şiir çevirileri yapmıştır. Çevirileri, ünlü yayınevlerinde, denemeleri, Fransız ve Amerikan dergilerinde yayımlanmıştır. MEKTUPLAR Sevgilim, Penceremden, otelinden çıkıp koskoca valizini taşımanı seyrettim. Çabuk dön! Sevmenin de iniş çıkışları var. Hastabakıcı bugün hastalık tabelama bu duygumun derecesini çizdiye, doktor korkacaktır. Sabah komşu binada göğsüme baktılar. İyiyim. Babacan bir doktor yeşil ışık yaktı ameliyata, yine de analizlerin sonucunu beklemeliymişiz… Kaç gün? Bilmiyorum. Saat 2' de Londra ile konuştum. Monica evde idi. Octavio gidememiş, film ile ilgili kişilerin seyahatte olduğunu tellemişler. Kızmış, Londra'ya dönmüş, Monica'ya. Octavia'nın borcunu unutmamasını hatırlattım. Haber gelmezse yazar ya da telefon ederim. Ne iğne ne hap, ilaçların ilacı sensin. Sanırım en önemlisi, damla damla sevgili gözlerin. İyileşeceksem onlar iyileştirecek. Not: Tam zarfı kapatacaktım. Mm. Dessanis midir, Dessis midir,adını belleyemedim,ressam akademi müdürünün karısı geldi. Çok hoş bir bayan. Gitmiş olmana üzüldü, yarın kocası gelecek. Birkaç gün için gidecekler, gelecek hafta sonunda dönecekler. Ben de biraz sonra gazete alacağım. Tam bunları yazarken, iğne,termometre, kahvaltı geldi, paldır küldür maça hazırlıyorlar, işin ucunda senin olman, hepsinden etkili. Piyes iyi gidiyor. abidin Montpellier. 3 ŞUBAT 1967 Sevgilim Masamın başında penceremin önünden yazıyorum sana, şimdi Ferit buradaydı, Çarşamba onlara yemeğe gideceğim. Simone bu akşam St. Cere'ye gidiyor, sabah Secuirite Social'e gittim, benim reçeteleri vermeleri için, gene, senin Carte de Sejours'un lazım, onu bana hemen yolla, iki günde ben de sana yollarım, fotokopi istemiyorlar. Bu sabah, senden mektup yoktu, Octavio'nun çeki de, acaba sen doğru bankaya mı yolladın? Almanya'dan resimlerin parası geldi,senin bankana yatırdım mektubu; benim imzamla oluyormuş. Yarın vergi declarationu için gideceğim, şimdilik hep böyle işlerle meşgulüm, hizmetçiyi şimdilik tutacağım ev biraz temizlensin, sonra vazgeçerim,80 frank ayda. Ev bildiğin gibi hoş fakat sensiz. M.Demoisoin selam söyledi sana. Bir iki güne kadar muntazam çalışmaya gayret edeceğim. Sana gelecek hafta Françoise Hugo gelecek, önce telefon edecek. Cecile'de gelecek buraya dönmeden. Mmm.Yvonne (bakkal) da seni sordu. Ben seni düşünüp seni konuşmaktan başka bir şey yapamıyorum ciddi. Çok öperim. Güzin 3 NİSAN 1967 |
| | |
| | #8 (permalink) |
| Daimi Üye ![]() ![]() Üyelik tarihi: May 2007 Kullanıcı No: 4045 Nerden: JerusAlem
Mesajlar: 3.453
Ettiği Teşekkür: 321 76 Mesajına 158 kere teşekkür edildi Rep Puanı : 564286 Rep
Seviyesi : ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() | --->: Efsane Aşklar BEETHOVEN VE ÖLÜMSÜZ SEVGİLİSİ BEETHOVEN VE ÖLÜMSÜZ SEVGİLİSİ Ludwig van Beethoven hiç evlenmedi. Ama çevresinde, kendisine yakınlık gösteren epeyce kadın vardı. Öldükten sonra çekmecesinde " Ölümsüz Sevgiliye" ait bir mektup bulundu. Kimdi bu ölümsüz Sevgili? Ünlü bestecinin1816'da yayımladığı "Uzaktaki Sevdiğime" adlı yapıtından ve müzik öğretmenine umutsuz bir aşktan sözedişinden yola çıkan uzmanlar üç işim üstünde durdular. Antonie Brentano, Josephine Deum ve Dorothea Ertmann. Fakat bunlar arasında en güçlü aday ilkiydi. Ve Beethoven 1823 yılında Diabelli Çeşitlemeleri'ni ona adadı. 57 yaşında gözlerini hayata kapadığı zaman hala Ölümsüz Sevgilisi'ne duyduğu sonsuz aşkı hasta yüreğinde en değerli sır olarak taşıyordu. ÖLÜMSÜZ SEVGİLİYE MEKTUP Ezeli yarim, Yataktayken bile düşüncelerim üzerinize üşüşüyor. Kimileyin sevinçle, kimileyin hüzünle. Yazgı'nın dualarımızı işitmesini bekliyorum. Bu hayata göğüs gerebilmem için ya tümüyle sizinle birlikte olmalıyım ya da sizi hiç görmemeliyim. Evet, kollarınıza uçup göğsünüzde gerçek barınağımı bulduğumu söyleyene ve kollarınız arasında ruhumu kutsal ruhlar aleminde savrulmaya bırakana dek yaban ellerde bir avare olma azmindeyim. Heyhat, ne yazık ki bu böyle olmak zorunda. Dinginliğe ereceksiniz, size olan sadakatimden emin olduğunuzda bu dinginliğiniz daha da büyüyecek. Şunu iyice bilmelisiniz ki sizden gayri hiçbir kadın bu yüreğin sahibi olamaz.Asla asla! Ah Tanrım, insan böylesine değerli bir kadınla neden hicranı yaşamak zorunda! Şu anda Viyanal'daki yaşamım sefilce. Aşkınız beni fanilerin hem en mutlusu hem de en mutsuzu kıldı. Bu yaşta, artık hayatımda bir düzene ve dengeye gereksinim duyuyorum.Yaşamakta olduğumuz ilişkide bu iki duygu bir arada olabilir mi? Meleğim, az önce postanın gideceğini duydum. Dolayısıyla bu mektubun eline hemen ulaşabilmesi için burada kesmem gerekiyor. Sakin olun. Beni sein. Bugün.. dün..ne gözyaşartıcı bir özlem size duyduğum.. size.. siz..hayatımherşeyim .. size en içten dileklerimi sunuyorum. Ah n'olur beni sevmeye devam edin, bu aşığınızın sadık yüreğini kesinlikle yanlış değerlendirmeyin. Hep sizin Hep benim Hep ikimizin Ludvig van Beethoven I. ABDÜLHAMİD İLE RUHŞAH I. ABDÜLHAMİD İLE RUHŞAH İmparatorluğa hükmeden, orduları kumanda eden koca bir Osmanlı padişahı, haremindeki kadınlardan birine delicesine aşık olur mu? Ona mektuplar yazıp " Ayaklarının altına yüzünü sürerek rica ederim" diye odasına davet eder mi? Topkapı Sarayı Müze'si Arşiv'indeki mektuplar gösteriyor ki ,Osmanlı İmparatorluğu'nun başına geçen 1. Abdülhamit böyle büyük, derin bir aşkı yaşamış Ruhşah'ıyla. I. Abdülhamid tahta geçtiğinde 49 yaşındaydı. Ömrünün 43 yılını saraydan hiç çıkmadan, kapalı kaldığı odada, kitaplarla uğraşarak geçirmişti. Ruhşah için yazdığı mektuplar belki, bu okumaların izlerini taşıyordu: "Kuşca canım, efendim yoluna feda olsun. Hak Taalâ'nın birliği hakkıyçün bilesiz kademin turabına yüz sürerim." Ruhşah'ın ikbal ya da Kadın Efendi olduğuna dair bir kayıt yok . Bu yüce aşkın varlığı ise Topkapı Sarayının içinden dışarı taştığı biliniyor yalnızca.. Ruhşah'ın akibeti ise belki kıskanç bir el tarafından sona erdirildi.. 1.Abdülhamit'den Ruhşah'a Fesüphanallah! Ben kulun siz efendime bu kadar kavuşmayı arzularken benim üzüntüme, elem ve kederime ve perişan halime, derman ve açılmış yarama merhem olursun diye sizden umut beklerken, geceleri yatağıma gelmemenizin sebebi ne olabilir? Ama Allah hakkı için benim ızdırabımı dindirir. Sen bana bu anımda merhamet etmezsen kim merhamet eder. Vallahi bu halimle her gece sabahlarım, bu gece de böyle sabahlamam hak değil. Bu bir iki gecedir gelirsiniz diye beklerken, senin böyle yapmana Allah razı olmaz. Bu gece de bana gelmezsen bilirim ki, bana karşı sevgin yok. Benim bu halimi gören, düşmanım bile olsa bana merhamet eder. Akşam sabah gelip bir anlık oturman iş değildir. Kulun gelir, beni istemiyor musun diyerek, sabaha kadar ayağına yüzünü sürerdi. Benim sana olan bu halimi de Allah bilir. Eğer dünyada ömrüm tamam olsa, ölsem dahi seni düşünürüm. Vallahi sümme billahi halim çok kötü oluyor. Sen de böyle ettikçe, billahi ölüm bana daha hayırlı geliyor. Ruhşah'ım Hamid'in sana kurban olsun. Mahlukatı ve alemi yaratan Allah, bir kusur ile insanı azap eylemez. Efendim sana bağlanmış bir köleyim. İster döv, istersen öldür. Bu gece gelmen lazımdır; aksi halde vallahi hastalanmama belki de ölümüme sebeb olursun. Ayağın altına yüzümü, gözümü sürerek rica ediyorum. Allah için kendimi durduramıyorum. Abdülhamid Ruhşah'ına kul kurban olsun. Bir kusur ile beni unutma. Benim vücudum toprak oluncaya, ölünceye kadar senden vazgeçersem, Allah bana layık olduğumu versin. Efendim; gideyim, belki beni götür diye buyurursun diyorum, ama sen bana götür demiyorsun. İnşallah-u Teala ömrümüz oldukça birbirimizin oluruz. Canım efendim, ben ayağına yüzümü sürerek senden rica ediyorum. Efendim, Hamid sana kurban olsun. Bu gece gelirseniz, bu kulunuzu ihya edersiniz. Billahi sabretmeye mecalim kalmadı. Hem onun başlangıç gecesidir, kerem senindir. Bu gece kendimi güç zaptettim. Ayağını öpeyim efendim, Allah_u Teala aşkına beni bu gece mahzun eyleme. Sana kul ve kurban olayım efendim. Abdülhamid ERIC MARIA REMARQUE İLE MARLENE DIETRICH ERIC MARIA REMARQUE İLE MARLENE DIETRICH Biri MAVİ MELEK filminin unutulmaz yıldızı, diğeri BATI CEPHESİNDE YENİ BİR ŞEY YOK adlı savaş karşıtı romanın yazarı…. Marlene Dietrich ve Remarque 1937 de, Paris'te Lido da ilk kez karşılaştıklarında sabahın ilk ışıklarına kadar sohbet ettiler ve bu ilişki ona en güzel en özlem dolu en hüzünlü mektupları yazdırdı. Çünkü yaşadıkları aşk dünyanın en büyük aşklarından biriydi. MEKTUP Küçük tatlı maymunum, bu ne acımasız bir yaşam.. sen dünyanın öbür ucundasın ve ara sıra telgraf cekiyorsun. Mektup yazmak bu kadar zor mu ? Erich 7 ARALIK1937 Garip bir an dolaptan takım elbiseni çıkartıyorsun ve cebinden kırmızı rujlu bir mendil buluyorsun.- Paristen beri unutulmuş ve orda kalmış;-ve sevgilim birden odanın sallanmasını önleyemedim,senin kokun,senin saçların,yumuşak dudakların ordaydı ve kanın o uğultulu çaresiz titreyişini hissettim ve bir yıldırım beni dizimden vurup yere fırlattığına inanırken hala ayakta olduğuma şaşıyordum. Bu huzursuz geceler -kitap okursun ama sonra aslında okumadığını keşfedersin,kitabı kenara koyarsın, ve evin içinde ve bahçede gezinirsin.-insanlarla konuşursun ama onları hiç dinlemediğini fark edersin,-bir köşeye oturur ve birisi sana hitap edince sıçrarsın,-ellerine bakarsın ve avucunun içinde bir şey olmamasına rağmen senin göğsünü hissedersin. Birden etrafında kurduğun birazcık suni huzurun aslında ne kadar kırılgan olduğunu anlarsın siyah alev nasılda hızla çarpar ve her şey bir titremeye sahip olma istemine dönüşür sonra mutsuz ve aynı zamanda mutlu olur insan. Ve sonunda benim hakkımda ne kadar az şey bildiğini düşünürüm.Gideli çok oldu,-benim için çok uzun,_sadece sen yanımda olmadığın için başka şeylerde üstüne eklediğin için Tanıştığımızdan beri ilk kez çalışıyorum ilk önce antibes de başladı ve Paris le devam etti, ama o zaman sadece bir başlangıçtı ve senin bu konuda daha çok şey bilmeni isterdim. Çünkü eskisinden farklı.İçimde bir çok şey silindi ve yeniden tanımlandı. Bazen benim hakkımdaki bilgin yola çıktığındaki kadar olsa beni asla sevmezsin diye düşünüyorum ama beklide daha fazlasını biliyorsun.Kesinlikl e biliyorsun. Bana tamamen bir hiç olduğum zamanda beni sevebileceğini söylemiştin. bir şeyler görmüş olman gerekir ama bazen şimdi görmeni istiyorum. Sabırlı ol tatlı sevgili birazcık daha sabır beni tekrar görene kadar. Ellerimde ağırlaştı. İşte bu: Bu da her şeyde daha yetkin olduğumdan -sadece o konuda daha az.O konuda değilim sevgilim, artık olamam. Seni tekrar gördüğüm de nasıl olacağını kestiremiyorum-ama bazen kollarım kopup düşecek ve göğsüm patlayacak ve bir kan gölü oluşacakmış gibi geliyor. Ve o zaman seni tekrar göreceğimi hayal ediyorum. ERİCH 20 ARALIK 1938 |
| | |
| | #9 (permalink) |
| Daimi Üye ![]() ![]() Üyelik tarihi: May 2007 Kullanıcı No: 4045 Nerden: JerusAlem
Mesajlar: 3.453
Ettiği Teşekkür: 321 76 Mesajına 158 kere teşekkür edildi Rep Puanı : 564286 Rep
Seviyesi : ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() | --->: Efsane Aşklar HENRY MİLLER İLE HOKI TOKUDA HENRY MİLLER İLE HOKI TOKUDA Ünlü Amerika'lı yazar Henry Miller aşklarıyla da tanınmıştır. Marlyn Monreo'yla yaptığı evlilik herkes tarafından bilinir. Ama Henry Miller en büyük aşkını Hoki Tokuda'yla, geç yaşlarında yaşamıştır. 1966 da Henry Miller 75 yaşındaydı. 1966'nın şubat ayında Miller, yakın arkadaşı Dr. Lee Siegel'in evine masa tenisi oynamaya gittiğinde Hogi Tokuda ile karşılaştı. Tokuda 27 yaşında, çok güzel bir kadındı ve ülkesinden yeni gelmişti. Usta bir caz şarkıcısı ve piyanistti. Kısa süre sonra Miller, onun sahneye çıktığı " Imperial Gardens'a gitmeye başladı ve ona sırılsıklam aşık oldu. Tokuda ve Miller 10 Eylül 1967 de evlendiler. Ve ayrıldıktan sonra da aşklarını tüketemediler ve aşk mektupları sürdü. ……………………………………. . MEKTUP Henry Miller'den Hoki Tokuda'ya Birtaneme, Ve aşk şarkısı hala sürüyor. Hiç " curette" diye bir şey duydun mu? Kürtajdan sonra rahmi kazımak için kullanılan bir aletin adı. Bu öğleden sonra sanki ruhumun içinde "curret" kullanmışsın gibiydi. Artık " Japon hastalığı" ndan ölmeyeceğime emin olabilirim. Hem bana acı ve azap veren bu yaranın artık iyileştiğini hissediyorum. Bir başka savaşta çarpışmak için yaşayacağım, belki de her zamankinden daha çılgınca aşık olmak için. Nasıl bir cerrahsın sen! Ne sihirbazsın! Hepsi bir damla kan akmadan kayboldu. " Romantik Şanssızlıklar Kitabı" na bugünü ve saati not etmeliyim. Gerçekten, sevgili Hoki, sen düşündüğümden daha güçlü, daha cesaretli, daha dürüst ve daha hassassın. Açık sözlülüünün beni bu deli aşk hastalığının yaratabileceği yanılgılardan korumak için olduğunu biliyorum. Bu bana " The Tale of the Genji" ( Genji'nin hikayesinden bir cümle hatırlatıyor. " Bizi cezbedenler genellikle keşfedilmemiş olanlardır ve Genji ona en az cesaret verenlere en derin bir biçimde aşık olma eğilimini gösterir." Seni düşlediğim gibi değil, olduğun gibi kabul etmem gerektiğini söylemiştim. Seni kendini eleştirirken, zayıflıklarını, zaaflarını, yanlışlıklarını açıklarken dinlemek; sonunda kadının aşığını belirli bir uzaklıkta tutarak " Tamam teslim oluyorum; bana sahip olabilirsin ama benim bir cüzamlı olduğumu bilmeni istiyorum" dediği duygusal bir oyunu izliyormuşum gibiydi. Onun " Benim istediğim aşkı hiçbir erkek veremez" dediğini duymaktansa, böyle gaddar bir durum daha iyi olabilir. Eğer sana uykusuz bir gece ve kendimi verseydim, bu, güzel bir kadının yanında ona dokunmaksızın yatmak zorunda olduğum, hayatımdaki çok ender anlardan biri olurdu. Şafak söktüğünde en azından yüzüne bakabiliyor olurdum. Geceleri yüzünde incelenip keşfedilecek apayrı bir dünya var. Bu Hoki'nin uyanık zamanlarında takındığından tamamiyle farklı bir çehre. Bazı okyanus tanrıçalarınınki gibi lavdan oyulmuş, bir yabancının çehresi. Eski zamanları hatırlatırcasına oyulmuş hatlar gözler kapalıyken daha da gizemli. Neredeyse vahşi bir yüz; çok çok eski bir şehirden -Akor Wat gibi- veya Atlantis'in sular altındaki kalıntılarından dirilip de gelmiş gibi. Uykuda değil de zaman efsanesinde kaybolmuş, yaşlanmayan biriydin. Dünyaya sunduğun yüz bir çeşit çehreyi tanıdıktan sonra uzun süre sonra da uykudaki yüzünü hep hatırlayacağım. Bu yüz senin hiç görmemiş olduğun hayali bir yüz olacak ve ben onu durmadan değişen Hoki ile durmadan araştıran Henry arasında gizli bir bağ olarak hep koruyacağım. Bu benim hazinem ve tesellim. ……… Senin için " Seni Seviyorum" " Seni Özlüyorum" " Seni İstiyorum" " Sana İhtiyacım Var" demek ne kadar güç olsa da , daima yanında olacağım. (her zaman ve her koşulda orada olacağım!) Teselli edici olmak, hiç de yabana atılacak bir görev değil. Bunu bilmek bütün aptalca sorularıma verilebilecek en iyi cevap. Bu, Meryem Ana'nın parmağını bir çocuğun dudaklarına koyarak, " Şşş, sus yavrum! " demesi gibi bir şey. Burada kesiyorum. Saat onbir ve hala yediğim birkaç lokma bir şeyle duruyorum, üstelik dünya turuna çıkmış birkaç kaçıkla iki saatlik olanüstü bir konuşma yaptım. Bu gece seninle rüyalarımda buluşacağım. Beni gülüşümden tanıyacaksın. Ve sen Azumaya'nın şu sözlerini söylüyor olacaksın. " Kapı sürgülü değil. Çabuk gel ve benimle konuş. Ben başkasının gelinimiyim ki böyle dikkatli ve utangaç olasın? " ii geceler, 1966 KRAL EDWARD İLE WALLIS SIMPSON KRAL EDWARD İLE WALLIS SIMPSON Dünyanın en büyük aşklarından biri de İngiltere'de Kral Edward ve uğruna tahtı bıraktığı Amerikalı Wallis Simpson'ın aşkıdır. ABD'nin Baltimore şehrinde doğan Wallis Simpson, oldukça zengin bir aileden gelmesine rağmen, babasının ölmesiyle sıkıntılı bir genç kızlık dönemi geçirmişti. 19 yaşındayken bir deniz subayı ile yaptığı ilk evliliği, eşinin çok içmesi sonunda çabucak sona ermişti. İkinci evliliği sırasında İngiltere'de, veliaht Prens Edward ile tanıştı. Windsor Dükü Edward çok zeki ve kültürlü üstelik bütün kadınların aşık olduğu yakışıklı bir adamdı. Ana dili gibi Almanca, iyi Fransızca ve İspanyolca konuşuyordu. Fakat Prens Edward Vallis Simpon'u tanır tanımaz onun büyüsüne kapılmıştı. Oysa güzel bir kadın sayılmazdı ama Wallis çok zevkli, neşeli ve kültürlü bir kadındı. Bir yere girdiğinde o mekan parıldardı. O sırada Galler Prensi ünvanını taşıyan Edward'la Londra sosyetesinde tanıştıktan kısa bir süre sonra birbirlerine aşık olduklarını anladılar. 1936'da İngiltere'de Kral 5. George öldü. 42 yaşındaki varisi 8. Edward adıyla tahta çıktı. Wallis ise sevdiği adamla evlenebilmek için Haziran 1936'da boşanma davası açtı. Ancak iki kere boşanmış bir Amerikalı kadınla, bir yabancıyla, bir kralın evlenmesine İngiliz yasaları, kiliseleri ve gelenekleri izin vermezdi. Evlenmesinin mümkün olmadığını bilen 8. Edward, aynı yılın 10 Aralık günü, sevgilisi Amerikalı dul Wallis Simpson ile evlenebilmek için tacından, tahtından vazgeçmeye karar verdi. Kral E |