![]() |
| |||||||
| Bunları biliyor musunuz? Hertürlü yanlış bilinen ya da bilinmeyen ilginç paylaşımlarınız buraya |
![]() |
| | Seçenekler | Stil |
| | #1 (permalink) |
| Uzun Yaşamada 4. Kromozom Birçok insan uzun yaşamayı hayal eder. Hele sıhhatli, mânevî bakımlardan doymuş ve kalbî huzuru tatmış ise; uzun yaşamayı daha çok insan ister. Bu insanların uzun yaşamaktan maksadı; “daha çok kulluk etmek, daha çok insanın hidayetine vesile olmak” gibi ulvî bir gâye ise zaten –Peygamber Efendimiz (sas)'de böyle bir uzun hayatı bir nimet olarak görmüştür–; daha bir değer kazanır. Yukarıda zikrettiklerimizin tam aksine dünyayı bir zevk u sefâ ve eğlence yeri olarak görenler de uzun yaşamayı çok isterler; yaşlanmamak ve ölmemek için her yolu denemeye hazırdırlar. Fakat Allah’ın bütün canlılar için koyduğu değişmeyen “ölüm” kanunu herkesin başına gelecektir. İnanan, inanmayan herkes için mukadder olan ölüm, niçin bazı insanlar için daha erken, bazı insanlar için ise daha geç gelmektedir? Bu konuda farklı zaviyelerden düşünceler geliştirilebilir. Bizim aşağıda ele alacağımız –teorik olarak mümkün olmasa bile– hiçbir dış müdahalenin olmadığını kabul ederek, sadece “biyolojik vücudun hayatta kalması”nın genetik sebeplerinin olup olmadığıdır. Hepimizin bildiği gibi –hele bugünkü dünyada– ölüm sadece yaşlanmakla ortaya çıkan bir sürecin son noktası değildir. Kazalar, harbler, kötü hastalıklar, cinayetler... birçok insanı çocukluk ve gençlik dönemlerinde aramızdan ayırmaktadır. Bu şekilde, yaşlanmadan ve uzun bir ömür sürmeden ölenler için yapılacak kaza–kader muhasebesi, ölen kişinin yakınlarını teselli etmesi bakımından çok önemlidir. Hiçbir kazaya ve ölümcül bir hastalığa maruz kalmasa bile bir insan, belli bir yaşlanma sürecinin sonunda muhakkak ölecektir. Ancak yine de insanlar arasında farklılıklar vardır. Yüz yaşında ölenler yanında 60, 70 veya 80’li yaşlarda ölenler de vardır. Kafkasya’nın yüksek dağlık bölgelerinde 120–130 yaşına ulaşanlardan bahsedilmektedir. Ölüm yaşındaki bu farklılıkların nihaî sebebini muhakkak ki en kısa yoldan kaderle, yani daha yaratılmadan önce kendisi hakkında verilen ve sadece Yaratıcı'nın bildiği, değişmeyecek mutlak hükümle izah ederiz. Fakat Rabbimiz nasıl ki yaratılış sürecini bir perde hükmünde bile olsa, görünen zahirî sebeplere bağlamışsa, ölümü de bazı perdeler arkasına gizlemiştir. Yaratmada ve hayat vermede cansız maddî sebepleri (elementlerin atom ve moleküllerini) kullanıp, tamamen bir mucize olarak sonsuz ilim ve iradesinin bir eseri olan mükemmel bir organizasyonla bir araya getirip, sonra da sperm ve yumurtadaki DNA paketçikleri halinde birleştiren ve hayat sahnesine çıkaran Allah (cc); ölümde de yine sebep olarak baştan yaratırken kullandığı biyolojik sebepler sürecini Azrail’in vazifesine perde yapmaktadır. Çok yaşlı kişilerin DNA’sını inceleyen araştırmacılar bu uzun yaşayan kişilerde bazı ortak genler buldular. Acaba uzun yaşamanın sırrı bu genlerde gizli olabilir miydi? Bu sorunun cevabını araştırmak, dünyayı çok seven hiç ayrılmamak isteyen birçok kişide heyecan uyandırmıştır. Nüfus kayıtları bize 1890 yılında Fransa’da 1.600.000 bebeğin dünyaya geldiğini bildiriyor. Bir asır sonra ise bu bebeklerden sadece 3.760’ı halen hayatta idi. Yüz yıllık bir hayatı yaşamış olan bu bir avuç insanın toplam nüfusa nisbeti çok düşük kalmaktadır. Peki bu kişilerin sırrı nedir? Niçin uzun yaşama sadece bazı ailelerde daha sık görülmektedir? Bilim adamları uzun zamandan beri, yüz yaşını geçen bu kişilerin genetik yapısıyla ilgilenmek suretiyle bu sorulara cevap bulmaya çalışmaktadırlar. 2001 Ağustos ayında, Boston’da Harward Tıp Okulu’ndan bir grup araştırmacı Proceedings of National Academy Science (PNAS) isimli kaliteli bir dergide dikkate değer bir araştırmanın neticelerini yayınladılar. Çalışmada, yüz yaşını aşmış kişilerin hepsinde ortak bir genetik özelliğin bulunduğunu gösterdiler. 1997 yılından başlayarak, Amerikalı genetikçiler en azı 98 yaşında bir veya birkaç kardeşi olan Amerikalıların DNA’larını toplamaktadırlar. 143 kardeş grubuna bağlı 322 kişilik yeterli bir grup oluşturduktan sonra araştırmacılar, bu kişilerin muhtemel ortak özelliklerini bulmak için söz konusu kişilerin genlerini birbiriyle karşılaştırdılar. Bunun için, genetik eleme denilen metoda göre, genetik yapının bilinen bölgelerine denk düşen 400 işaretleyici yardımıyla gönüllülerin DNA’larını incelemeye aldılar. Neticede bu doksanlık ihtiyarların 4. kromozomlarının üzerinde bulunan D4 S1572 ve D4 S406 adı verilen iki işaretleyici bölge arasında, bir veya birkaç benzer genlere sahip olduğunu gördüler. Bu tesbitle Amerikalı ekip, bu birkaç gene sahip kişilerin, sırrı henüz çözülmeyi bekleyen biyolojik mekânizmalara uygun olarak hareket etmek suretiyle, ortalama bir hayattan daha uzun yaşadıklarını iddia ettiler. Söz konusu ekibin başkanı olan Louis Kunkel ile Thomas Perls şu tahminde bulunuyorlar: “Uzun ömürlü olmanın birçok kritere bağlı çok kompleks bir olay olduğu sanılırdı. Bizim çalışmamızla, aslında sadece birkaç genin bunda müessir olabileceği görülmüştür.” (Uzun yaşayanların kromozomlarının belli bir bölgesindeki nisbeten benzer gen grupları, yaşlanma ve ölümle ilgili süreçlerde bir işaret taşı olabilir. Ama ölümün gerçek zamanı ve bu genlerin kodlandığı gibi çalışıp çalışmayacağı, hangi tesirlere maruz kalıp kalmayacağı daima meçhul kalacaktır.) Acaba Amerikalı genetikçiler, gerçekten 4. kromozomun üstünde bulunan “uzun yaşama genlerini” mi bulmuşlardı, ve bu uzun yaşayan kişilere bahşedilmiş bir hediye olan yüz yaşını aşmanın sırrı genlerinde mi gizliydi? Fransa’da Lille şehrinde, sağlık üzerinde genetik–çevre münasebetini araştıran Impact lâboratuarından genetik uzmanı Philippe Amauyel şu açıklamayı yapmaktadır: “Bu, aslında, uzun yaşamaya bağlı genlerin varlığının ilk defa araştırılması olmasa bile ilgi çeken ve yenilikçi bir çalışmadır. Yeniliğin sebebi, şimdiye kadar sadece birkaç özel genin varlığı ile ilgilenilirken, bu çalışma ile yaşlı kişilerin genetik yapısının bütünü üzerinde gerçekleştirilen eksiksiz ilk çalışma olmasıdır.” Fakat, bu Fransız genetikçi Boston’lu meslekdaşlarının uzun ömürlü olmayı sadece birkaç gene bağlanmasına katılmamaktadır. Philippe Amauyel şu cevabı vermektedir: “Genetik eleme metodu ile, ileri yaşa bağlı olduklarını bildiğimiz bazı genler gözlerden kaçmaktadır. Uzun zamandan beri bu yapılardan birisinin varlığının çok uzun yaşama ile açık bir şekilde bağlı olduğunun bilinmesine rağmen, ApoE geni, yani apolipoproteinE, bu araştırma sırasında gözlerden kaçmıştır. Diğer bir belirsizlik konusu ise, araştırılan genetik moleküler birimlerin sıralarının kesin sayılarıdır. Dördüncü kromozomun bu bölgesi yaklaşık 20 milyon nukleotidin (veya genetik kitabın harflerinin) teşkil ettiği yüzlerce gen bulundurur. Bu durumda, hangi genlerin ve ne kadarının hayatın uzunluğuna sebep olarak karıştığını kesin olarak bilemiyoruz.” Diğer araştırmacılara gelince onlar PNAS dergisinde ileri sürülen ortak görüş karşısında daha çok şüphecidirler. Montpellier şehrinde Inserm Nüfus ve Sağlık Lâboratuarı’ndan, yüz yaşını aşmış kişilerle ilgili bir eser de yazmış olan Jean–Marie Robine, şöyle bir açıklama yapmaktadır: “Bu konudaki birinci problem 4. kromozomun belli bir bölgesinin varlığı ile uzun ömürlü olmayı bağdaştırmak konusundaki elde edilen münasebetin dar bir istatistikî anlamla sınırlı oluşu ve nispeten az sayıdaki kişiyle yapılması gerçeğidir. Ayrıca, bugüne kadar yapılan çalışmalarda ApoE geni dışında şu ya da bu gen ile çok uzun ömürlülük arasındaki bağ, daha sonra yapılması gereken bazı araştırmalarla doğrulanmadan ispatlanmış gibi takdim edilmiştir. İnsanlara ilk anda cazip gelse bile bu neticelerin doğrulanmaya ve başka araştırma ekiplerince Avrupalı atalarından gelen (beyaz) Amerikalılardan başka etnik gruplara, meselâ, Afrikalılara ve Asyalılara da yaygınlaştırılması gerekir.” Fakat, esas zorluk, eğer oynadıkları rol doğrulanırsa, bu genlere bağlı biyolojik mekânizmalarda yatmaktadır. Philippe Amouyel bu konuda: “O zaman; geriye sadece, hayat süresini nasıl artırdıklarını anlamak için, bu genleri sıraya koymak, sonra da tesir biçimlerini göstermek kalacaktır. Yüz yaşını aşmış kişiler; kanser, kalb–damar hastalıkları ve sinir hücrelerinin kaybı gibi, önemli ölümcül hastalıklardan kendilerini koruyan genlere mi sahipler? Yoksa, bu hastalıklara yatkın olma ile ilgili genlerden temizlenmiş bir genetik yapıdalar mı? Acaba genlerden bazıları, hücrelerin yani organizmanın yaşama süresini uzatan biyolojik bir saate göre mi hareket ediyor? Bu soruların cevaplarını bilmiyoruz” açıklamasını yapmaktadır. Bütün bunlara karşı genlerin her şey olmadığı gerçeği çok daha büyük bir problem olarak karşımızda durmaktadır. Genlerin biyolojik süreçleri belirlemedeki rolünün bir kısım reaksiyonlarda cebrî bir davranış gösterdiğinin bilinmesi yanında, birçok genin çok kompleks tesirlere göre farklı motifler gösterebilmesi, çevre, duygu ve düşünce dünyası, stres gibi faktörlerle bazı genlerin işleyişinin farklılaştığı göz önüne alındığında, Allah’ın atâ ve kader kanunları arasındaki münasebeti daha da esrarlı bir hale getirmektedir. Bu durumda genetik olarak (kesin olmasa bile) uzun yaşamaya programlanmış olmanın, o kişinin uzun yaşayacağının bir garantisi olmadığını rahatlıkla söyleyebiliriz. İnsanın hayatı boyunca maruz kalacağı maddî–mânevî her türlü menfilikler onun genlerinin çok yönlü işleyişine tesir edecek, bazı süreçleri hızlandırıp, bazı süreçleri yavaşlatacaktır. Hiç bilemediğimiz bir genimizin sağlıklı olarak iş görürken, bilemediğimiz bir tesir ile bozulması ve vücudun işleyişini bozarak ölüme götürmesi her zaman mümkündür. Bununla beraber genler bir sebepse ve sebeblere de Allah (cc) ilahî icraatinde bir yere kadar değer verdiyse, insanın daha sağlıklı bir yaşlılık sürmesi, daha zinde olarak hakkıyla iyi bir kulluk yapması için uzun yaşama konusunda yapılan çalışmalara merak duymasında herhangi bir mahsur bulunmaması gerekir. Ancak genleri her şeyin temeli ve mecburî istikamet gibi görmek, hem biyolojik gerçeklere aykırı düşmektedir; hem de kadere iman açısından sakat bir anlayıştır. Zira hem biyolojik mekânizma, hem de ilahî iradenin takdiri ve muradı çok komplekstir. Her şey çok mükemmel bir şekilde yolunda giderken birden harekete geçirilen bir gen, tıpkı pimi çekilmiş bir bomba gibi ölüm sürecini başlatabilmekte, bazen de tam aksine devreye giren daha başka genler, yaşlanma ve ölüm sürecini erteleyip iyileşme durumunu uzatabilmektedir. Bu mülâhazaları hatırımızdan çıkarmadan, ileride yeri ve sayısı kesin belirlenebilecek bazı genlere müdahele ederek yaşlanma sürecinde yavaşlatmaların ve daha sağlıklı bir yaşlılık hususunda ortaya çıkabilecek gelişmelerin, kadere ve ecelin takdirine aykırı olmadığını söyleyebiliriz. Fransa’da yüz yaşını aşmış kişiler hakkında ilk araştırmayı yapan Ipsen kuruluşunun başkan yardımcısı Yves Christen şu tahmini yapmaktadır: ‘Bu tür genleri bulunduran biyolojik mekânizmayı, sentez molekülleri yardımıyla, taklit etmek mümkün olabilecektir.’ Böyle bir araştırmanın getireceği faydalardan ümitvar olan Amerikalı araştırmacılar çalışmalarının kamuoyuna açıklanmasından birkaç hafta önce araştırmalarının sonucunu değerlendirecek bir biyoteknoloji derneği kurmaktan geri durmadılar. Centagenetix adı verilen bu derneğin hedefi ‘uzun ömürlü olmanın genetiğini anlamak ve yaşa bağlı hastalıklara karşı yeni tedaviler bulmak’ olarak belirlenmiştir. Bu Amerikalı tüccar–genetikçile r, ‘gençlik pınarını değil, iyi yaşlanmanın sırrını arıyoruz’ demektedirler. Philippe Amouyel, ‘İhtiyarlık günlerimizin yardımına koşması için genetik ilminin önünde aşılması gereken daha uzun bir yol var. Uzun ömürlü olma ile ilgili her bir gen, mecburî olarak, bir veya birçok çevre unsuru ile karşılıklı etkilenmeye bağlı davranışta bulunmaktadır. Bu şekilde ApoE geninin rolünün az çok yağlı beslenme rejimine sıkı sıkıya bağlı olduğunu gösterdik. O halde, söz konusu her bir gen için yapılması gereken, beslenme rejimine, strese veya hormonlara bağlı kompleks süreci iyi anlamaktır” şeklinde konuşmaktadır. Sağlık şartlarının iyileştirilmesi son elli yılda daha uzun yaşama ümidinin artışında önemli bir paya sahip bulunmaktadır. İnsan genetiğine gelince, o hâlâ tam olarak keşfedilmeyi bekliyor. | |
| | |
![]() |
| Bookmarks |
| Tags |
| allah, atom, azrail, biyolojik, dna, elementler, genetik, hastalik, hayat, ilim, insan, kromozon, kulluk, molekuller, mukaddwer, rabbimiz, sperm, teorik, uzun, yasam |
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir) | |
| Seçenekler | |
| Stil | |
| |
Benzer Konular | ||||
| Konu | Yazan | Forum | Cevaplar | son Mesaj |
| Uzun yaşayan hücreler | Periyim | Biyoloji | 0 | 30.01.08 04:49 PM |
| uzun eşşek =) | are_zoo | Komik videolar | 8 | 17.01.08 09:38 PM |
| uzun corvette | mumi | Gerçek Modifiye | 0 | 28.08.07 11:46 AM |
| Gebelikte Kromozom Hastalıkları Kısa Sürede Belirlenebiliyor.. | Chaos™ | Gebelik ve Doğum | 0 | 03.06.07 05:45 PM |
| Uzun Essek :):) | InFeRNo | Komik videolar | 1 | 17.09.06 10:44 PM |