![]() |
| | #1 (permalink) |
| !-ThE ßiG BaD AdmiN-! ![]() Üyelik tarihi: Jan 2006 Nerden: from hell Yaş: 27
Mesajlar: 10.843
Thanks: 0
Thanked 0 Times in 0 Posts
Rep Gücü: 1000 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() | İnsan Hormon Sistemi Hormonlar ve kilo sorunu Vücudumuzun pek çok noktasında bulunan ve üretimleri beynimiz tarafından kontrol edilen hormonlar, sağlığımız üzerinde büyük etkiye sahiptir. Örneğin, hormon bozuklukları kilo problemlerine neden olabilir. Hormonlar vücudun pek çok noktasında bulunan endokrin bezlerde üretilir ve üretimleri beyin tarafından kontrol edilir. Temel hormonlar yumurtalık ve testisler tarafından üretilen cinsiyet hormonları, metabolizmayı kontrol eden tiroit hormonları, stresi, su ve mineral dengesini düzenleyen adrenal bezlerden salgılanan hormonlar ve kan şekerini ayarlayan pankreastan salgılanan hormonlardır. Dişilik hormonları Östrojen ve progesteron yumurtalıklardan salgılanan dişilik hormonlarıdır. Bir kadının iyi bir hormonal sağlığa sahip olması açısından östrojen ve progesteron dengesi önemlidir. Bu denge çeşitli nedenlere bağlı olarak dönem dönem değişebilir. Örneğin östrojenin hormonun baskın olduğu durumlarda, özellikle adet döneminde kilo artışı, su tutulması, göğüs şişmesi, depresyon, libido kaybı, ağrılı ve ağır kanamalar, tatlı krizleri gibi problemlerle karşılaşılır. Böyle bir durumda yapılması gerekenler şunlardır: Plastikler ve ev gereçleri gibi östrojen içeren çevresel kimyasallara daha az maruz kalınmalı. Fitoöstrojen bakımından zengin soya fasulyesi, tofu, miso, nohut, mercimek, sebze ve meyve gibi besinlerin tüketimi artırılmalı. Sebze, meyve ve tam tahıllar gibi lifli besinlerin tüketimi artırılmalı. Mümkün olduğu kadar organik beslenmeli. Alkol tüketimi azaltmalı. Erkeklik hormonu Kadınlar erkeklik hormonu olan testosterona nasıl düşük miktarlarda sahipseler erkekler de dişilik hormonu östrojene az miktarda sahiptir. Erkeklerde de bu denge örneğin obezite gibi bir durumda bozulabilir. Obez erkeklerde karın bölgesinde yağ birikir, göğüslerde gelişme görülür çünkü yağ hormonal bir bezdir ve yağ dokuları karında testosteronu östrojene dönüştürür. Obez bireyler yedikleri besinlere bağlı olarak yeterli düzeyde testosteron yapamayıp östrojen seviyelerini daha da artırırlar. Erkeklerde hormon dengesini sağlamak için dikkat edilmesi gerekenler: Öncelikle fazla kilolar verilmeli. Diyetteki doymuş yağlar azaltılmalı. Tavuk, yumurta, balık, tofu, baklagiller gibi protein kaynakları haftada en az iki gün tercih edilmeli. Vücut yağlarının yakılmasını destekleyen antioksidan bakımından zengin sebze ve meyve tüketimine ağırlık verilmeli. Alkol tüketiminden sakınılmalı çünkü alkol östrojenin artmasına ve testosteronun azalmasına neden olur. Haftanın dört günü yarım saat süreyle düzenli egzersiz yapılmalı. Tiroit hormonları Tiroit vücut metabolizmasını düzenler, vücut ısısını ayarlar ve vücudun kalori yakma hızını belirler. Tiroit bezleri iki temel hormon salgılar: T3 ve T4. İşlevleri için iyot, çinko ve selenyuma ihtiyaç duyarlar, bu nedenle bu mineralleri yeterli düzeyde almak çok önemlidir: Diyetinizle yeterli düzeyde iyot (iyotlu tuz, deniz ürünleri ve sarmısak) aldığınızdan emin olun. Selenyum seviyesini dengede tutmak için mercimek, mantar, ayçekirdeği ve susam tüketin. Çinko bakımından zengin badem, tofu, istiridye, yengeç, tavuk ve hindi tüketin. Düzenli egzersiz yapın. Adet düzensizliği, tüylenme, gebe kalamama, zor gebe kalma, kilo alma, sivilcelenme... Bu sorunlardan bir veya birkaçını yaşıyorsanız ve bilgi almak istiyorsanız doğru yerdesiniz. Polikistik Over Sendromu yaklaşık %5 kadında görülen ve etkili bir şekilde tedavi edilebilen bir durumdur. görsel bilgi için: hamilelik.tv veya, polikistik over ile ilgili bilgiler - hamilelik.tv - Dr. Kağan Kocatepe Modern tıbbın gündeminde ilk sıralarda yer alan bu durum hakkında ülkemizde oluşturulan tek internet sitesi olan hormonlar.com, polikistik over sendromunu "büyüteç altına alarak" kadınlarımızı bu hastalığın getirdiği sorunlar ve güncel tedavi yöntemleri hakkında bilgilendirmek ve hastalığın belirtilerini gösterenleri doktora başvurmayı teşvik etmek amacıyla Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Kağan Kocatepe tarafından hazırlanmıştır. poli=çok sayıda ; kistik= kist içeren ; over=yumurtalık dokusupolikistik over: "çok sayıda kist içeren yumurtalık dokusu" Polikistik over sendromu (veya hastalığı) nedeni kesin olarak aydınlatılamamış olan bir yumurtlama bozukluğudur. Hastalıkta her adet döngüsünde gelişerek çatlaması gereken folikül (yumurta hücresini içeren sıvı keseciği), gelişmesinin yarıda kalması nedeniyle yumurtalık dokusu içinde 3-10 milimetre çapında bir kiste dönüşür. Yumurtalık dokusu, bu kistler sayıca arttığında "polikistik" yani çok sayıda kistik oluşum içeren bir yapıya dönüşür. Kadında bu türdeki sürekli bir yumurtlama bozukluğu aşağıdaki sonuçları beraberinde getirir: * Yalnızca yumurtlama olduğunda üretilebilen progesteron hormonu üretiminin aksaması, adet döngüsünün uzamasına, yani adet gecikmelerine veya düzensiz adet kanamalarına yol açar. * Çatlayamayan foliküller fazla miktarlarda testosteron ("erkeklik hormonu") üretir. Kadında fazladan üretilen erkeklik hormonu tüylenme ve sivilcelenme gibi kozmetik sorunlar yaratır. * Yumurtlama olmaması kadını zor gebe kalma veya gebe kalamama sorunuyla, gebe kalınması durumunda ise artmış düşük yapma riskiyle başbaşa bırakır. * Kan şekerinin düzenlenmesinden sorumlu olan insülin hormonu salgısının bu hastalıkta bozulması kilo alma sorununa veya ileri yaşlarda şeker hastalığına yakalanma riskinde artışa neden olur. * Uzun dönemde ortaya çıkabilen sorunlardan en önemlisi rahim iç tabakasını östrojen hormonunun kalınlaştırıcı etkisinden koruyucu özelliği olan progesteron hormonunun eksik kalması nedeniyle ortaya çıkan artmış rahim kanseri riskidir. * Diğer bir uzun vadeli sorun da testosteron hormonunun sürekli olarak yüksek kalmasına bağlı olarak kan yağlarının seviyesinin yükselmesidir. Bu durum uzun vadede kadının çeşitli kalp hastalıklarına yakalanma riskini artırır. Tüm bu sorunlar etkili bir tedaviyle giderilebilir niteliktedir. POLİKİSTİK OVER NEDİR? Polikistik Over Sendromu’nun (PKO) tıp literatürüne ilk tanıtımının Stein ve Leventhal adlı bilim adamları tarafından yapıldığı kabul edilir (“Stein-Leventhal Sendromu”). Bu iki bilim adamı 1935 yılında bir tıp dergisinde yayınladıkları makalede bu sendromu meslektaşlarına aşırı tüylenme, adet görememe, gebe kalamama, aşırı kilo alma ve diğer bazı belirtilerden oluşan bir durum olarak sunmuşlar ve yumurtalıklarda çok sayıda kistik oluşumdan bahsetmişlerdir. Aynı bilim adamları 1948 yılında Polikistik Over Sendromu olan kadınlara patolojik tanı koyma amacıyla yumurtalıklarından ameliyat yoluyla “wedge resection” (kama şeklinde parça çıkarma) şeklinde uyguladıkları biyopsi sonrasında sendromun belirtilerinin hafiflediğini veya kaybolduğunu gözlemlemişler ve bu kadınların %90’ının gebe kalabildiğini yazmışlardır. Bundan sonra, temel amacı patolojik tanı koyma olan bu yumurtalıklardan parça çıkarma yöntemi uzun süreler boyu PKO’nun standart bir tedavisi haline gelmiştir. Günümüzde PKO için çok sayıda ilaç tedavisi yöntemi geliştirilmiş olmasına karşın bu yöntemin modifiye edilmiş ve yumurtalıklara ince iğneler batırılması şeklinde uygulanan “drilling”yönte mi dirençli PKO olgularında halen kullanılmaktadır. Çok kısa bir şekilde özetlenecek olursa PKO, yumurtalıklarda çeşitli nedenlerle oluşan bir hormonal ortam dengesizliği sonucu yumurtlamanın bozulması ve yumurtalıklardan aşırı miktarlarda androjen (erkeklik hormonu) salgılanması durumudur. Olayda genel olarak kan şekerinin normal sınırlar içerisinde kalmasını sağlayan insülin hormonu metabolizmasında bozukluk da söz konusu olabildiğinden dışarıdan görünen yüzü çoğu durumda yalnızca bir adet düzensizliği ve tüylenme olan PKO, olaya insülin hormonunun da katılmasıyla aslında tüm vücudu etkileyebilen bir metabolizma hastalığıdır. Polikistik Over Sendromu dışavurumu ve belirtileri çok değişken olabilen bir durumdur. Stein ve Leventhal’in ilk tanımladığı PKO, sendromun ağır ve nispeten ender görülen bir şeklidir. Gerçekte ise PKO yalnızca bir adet düzensizliği ve beraberinde hafif bir tüylenme şeklinde belirti verebileceği gibi bazı durumlarda tek belirti tüylenme olabilir. Bazı kadınlarda temel sorun gebe kalamama şeklinde olabilirken, hiçbir belirti vermeyen ve ancak ultrasonografi veya laboratuvar yöntemleriyle saptanabilen PKO olguları çok enderdir. Bu nedenle PKO belirtilerini bilmek, kadının PKO’dan şüphelenerek doktora başvurmasını sağlamada yeterlidir. Pratik olarak söylemek gerekirse, PKO sinsi bir hastalık değildir. PKO yaklaşık %5 kadında görülen ve çoğu durumda belirti veren, uzun vadede yaratması muhtemel sorunlar için oldukça etkili önlemler alınabilen bir hastalıktır. Özellikle yeni PKO tanısı almış olan kadınlarımızın bilmesi gereken, kendi haline bırakıldığında PKO’nun ciddi sağlık sorunları yaratabileceği, etkili bir şekilde tedavi edildiğinde ise çocuk sahibi olabilme de dahil, hiç PKO’su olmayan bir kadın gibi hayatlarını sağlıklı bir şekilde devam ettirmelerinin mümkün olduğudur. POLİKİSTİK OVER (PKO) NEDİR? Polikistik over sendromu yumurtlama olmaması ve buna bağlı olarak ortaya çıkan genellikle gecikmeler şeklinde adet düzensizliği, tüylenme, kilo alma, gebe kalamama veya “zor” gebe kalma ve çok çeşitli başka belirtilerle seyredebilen bir durumdur. Normalde adet döngüsünün ilk gününden itibaren olgunlaşmaya başlayan yumurta hücresini barındıran içi sıvı dolu kesecik, yani folikül, çeşitli nedenlerle gelişememekte ve gelişimin yarıda kalması, her defasında yumurtalıklardan birinde milimetrik boyutlarda bir kistin oluşmasıyla sonuçlanmaktadır. normal yumurtlama mekanizmasını gösteren resim Adet döngüsü hakkında ayrıntılı bilgi almak istiyorum>>Polikistik, kelime olarak "çok sayıda kist" anlamına gelen ve bu durumu tarif etmek için kullanılan bir kelimedir. Over ise Latince’de yumurtalık anlamına gelen kelimedir. Sendrom, tıpta “belirtiler topluğu” anlamına gelir. Polikistik Over, tüylenme, adet düzensizliği, gebe kalamama, şişmanlama gibi çeşitli belirtilerle seyrettiğinde Polikistik Over Sendromu adını alır. Bazı yazılarda ise Polikistik Over Hastalığı deyimi vücudun olumsuz etkilenmeye başladığı durumları tarif etmek için kullanılabilmektedir . Sitemizde “Polikistik Over Sendromu” deyimi ve deyimi kısaltmak amacıyla PKO terimleri daha sık kullanılacaktır. PKO NEDEN OLUR? Yumurtalıklardan birinde yumurtlamayı sağlamak amacıyla folikül gelişiminin başladığı aşamanın herhangi bir nedenle yavaşlaması veya duraklaması durumunda folikül gelişip çatlayacağı yere burada milimetrik çapta bir kist oluşur ve çatlamadan kalır. Bu durum her adet döngüsünde tekrarladıkça yumurtalıklardaki kist sayısı artar. Yumurtlama her iki yumurtalıkta da olan bir olay olduğundan belli bir süre sonra her iki yumurtalıkta birden bu milimetrik kistlerin sayısı artar. Folikül gelişimi yumurtalıkların yüzeye yakın kısmında olduğundan her adet döngüsünde sayısı artan bu "yarım" foliküller yumurtalığın yüzeye yakın kenarı boyunca dizilirler. Yukarıdaki ultrasonografi resminde bir yumurtalıkta bariz bir PKO durumu gözlenmektedir. Resimde oval biçimdeki yumurtalık dokusunun dış yüzeyine yakın olarak dizilmiş siyah boşluklar yarım kalmış yumurtlamalar sonucunda oluşmuşlardır. Foliküllerin Gelişimi Neden Durur? PKO bir kısır döngü hastalığıdır. Herhangi bir nedenle yumurtlama sürecini bozan her olay, sonuçta yumurtalıklarda polikistik yapının gelişmesine neden olabilir. Bu olay, beyinde yer alan ve yumurtlama için ilk sinyalin verildiği hipotalamus bölgesinden dalgalanmalar şeklinde olan GnRH adı verilen hormonun salgısını bozan bir olay, veya hipotalamus bölgesine komşu olan ve yumurtalıklara GnRH hormonundan sinyal aldıktan sonra LH ve FSH hormonu salgısı yaparak folikül geliştirme ve yumurtlama emri veren hipofiz bezini olumsuz etkileyen bir olay olabilir. Hipotalamus ve hipofiz bölgelerindeki bu hormonların salgılarını bozan temel olaylar aşırı ruhsal stres, prolaktin hormonu yüksekliği, tiroid hormonları salgı bozukluklarıdır. PKO’da bu tür nedenler arka planda yer alırlar. Direkt olarak yumurtalıkların içindeki hassas hormonal dengeye etki eden bir olay foliküllerin gelişimini oldukça olumsuz etkileyebilir ve PKO gelişimine neden olan en temel mekanizmalar bu bölgeyi etkilerler. Şeker hastalığı veya şeker hastalığına eğilim, böbreküstü bezlerinden aşırı miktarda androjen hormon (erkeklik hormonu) salgılanması gibi olaylar yumurtalıklardaki hormon dengesinin bozulmasına, buradan hipotalamus ve hipofiz bölgelerine bozuk sinyaller gitmesine ve böylece yumurtlamayı sağlayan temel hormonlar olan LH ve FSH hormonlarının salgılarının bozulmasına neden olabilirler. Yumurtlama durakladıkça yumurtalıklardaki kist sayısı artar, kist sayısı arttıkça yumurtalıkların içindeki hassas hormonal dengeler daha da bozulur ve yumurtlama bozukluğu daha kronik hale gelir. "Yarım folikül" sayısı arttıkça “bozuk sinyaller” artmaya devam eder ve yumurtlama daha da zorlaşır. PKO BELİRTİLERİ PKO'dan şüphelenilmesini sağlayacak en önemli iki belirti kadında gecikmelerle seyreden bir adet düzensizliği ve normaldışı bir tüylenmenin olmasıdır. Tüylenme "yarım kalan foliküllerden" testosteron ve diğer "erkeklik" hormonlarının fazla miktarlarda üretilmesine bağlıdır. PKO'lu kadınlarda tüylenme en sık erkeklerde sakal çıkan bölgelerde olur. Daha ileri durumlarda normaldışı tüylenme göğüsler arasında, göğüs uçlarında, göbekte olabilir. Tüylenme hiç ortaya çıkmayabileceği gibi (bu oldukça enderdir, tüylenme PKO'nun "olmazsa olmaz" bir belirtisi kabul edilebilir), yüzde çenede, boyunda, göğüs uçlarında, göğüs arasında, bacakların iç kısımlarında estetik problemlere yol açacak kadar aşırı miktarlarda olabilir. Androjen (erkeklik) hormonların etkisiyle ortaya çıkan bu tüylenme dışında, yine bu hormonların etkisiyle hassas ciltte akne (sivilceler) ortaya çıkabilir. PKO bir yumurtlama bozukluğu olduğundan sendromun diğer bir önemli belirtisi de adet düzensizliğidir. Bir kadının yılda bir veya iki kez gecikmeli adet görmesi normal kabul edilirken adet gecikmelerinin sık olması bir yumurtlama bozukluğuna işaret edebileceğinden muhtemel bir PKO açısından inceleme gerekir. Yumurtlama olmadığından rahim iç tabakası progesteron hormonunun etkilerinden yoksun kalır ve bu yüzden yalnızca östrojen hormonu etkisiyle kalınlaşır. Kalınlaşma belli bir aşamaya geldiğinde tabakanın kan dolaşımı yetersiz kalır ve östrojen hormonu da tabakayı desteklemekte yetersiz hale gelir. Bu durumda genellikle gecikmeli bir süre sonunda kalınlaşan tabaka genellikle normalden fazla bir kanamayla birlikte dökülmeye başlar. Ender durumlarda PKO'lu bir kadın düzenli olarak adet görebilmesine karşın, genellikle 35 günün üzerinde ve düzensiz aralıklarla adet kanaması görülür. Yumurtlama olmaması, adet düzensizliğinin yanı sıra gebe kalamama, veya "zor gebe kalma" sorununa da neden olur. Bazı durumlarda PKO, tekrarlayan düşüklere neden olabilmektedir. "Şişmanlık" PKO'lu kadınların yarısında vardır. Şişmanlığın hastalığın tam olarak neresinde bulunduğu, yani hastalığı kolaylaştırıcı bir etken mi olduğu veya hastalığın sonucu mu olduğu halen tartışmalıdır. PKO TANISI NASIL KONUR? Tüylenme ve adet gecikmeleri olan bir kadında yapılan muayenede ultrasonografide de tipik PKO görüntüsünün gözlemlenmesiyle PKO tanısı kolaylıkla konulabilir. soldaki resimde karından yapılan (abdominal) ultrasonografide sağdaki resimde ise vajinal ultrasonografide elde edilen PKO görüntüleri yer almaktadır. Muayenede veya ultrasonografide yumurtalıklar irileşmiş bulunabilir. Bu da yumurtalıklardaki “yarım folikül” sayısının çok fazla olduğunu ve olayın uzun zamandır devam ettiğini gösterir.PKO tanısında yardımcı olan testler arasında en önemlileri hormon ölçümleridir. Kilolu olan kadınlarda şeker hastalığı veya şeker hastalığına eğilimi gösteren testler uygulanır. PKO kan yağlarını da olumsuz etkileyebildiğinden buna yönelik çeşitli incelemeler de çoğu durumda yapılır. Tüylenmenin belirgin olduğu durumlarda böbreküstü bezlerinden kaynaklanan hormonal hastalıklar ve çok ender görülen hormon salgılayan tümörler için ayırıcı tanı gerekli durumlarda yapılır. PKO NASIL TEDAVİ EDİLİR? PKO mutlaka tedavi edilmesi gereken bir durumdur. Rahim iç tabakasının progesteron hormonu etkisinden mahrum kalması ve sürekli kalınlaşması belli bir süre sonra rahim iç tabakasında kanser öncesi değişiklikler oluşmasına (“endometrial hiperplazi”), hastalık uzun süre devam ettiğinde ise bu tabakada kanser gelişmesine neden olabilir. Dahası, PKO kadında androjen ("erkeklik") hormonlarının aşırı salgılandığı bir hastalıktır. Bu nedenle uzun vadede, kadında artmış androjen hormonlar kan lipit (yağ) metabolizmasını olumsuz etkilemekte, kalp-damar sistemi hastalıklarının ortaya çıkma riskini artırmaktadır. Gebe kalamama sorunu nedeniyle incelenen bir çiftte sıklıkla PKO sorununa rastlanır ve tedavi, çocuk arzusu olup olmamasına göre değişir: Çocuk arzusu olmayan bir kadında doğum kontrol hapları verilerek yumurtlama en temel aşamasından, yani folikül gelişim aşamasından durdurularak daha fazla sayıda kist gelişimi önlenir. Doğum kontrol hapının içinde bulunan progesteron hormonu etkili maddeler de rahim iç tabakasında kanser öncüsü lezyon gelişimine karşı korurlar. Çocuk arzusu olmayan bir kadında doğum kontrol hapları verilerek yumurtlama en temel aşamasından, yani folikül gelişim aşamasından durdurularak daha fazla sayıda kist gelişimi önlenir. Doğum kontrol hapının içinde bulunan progesteron hormonu etkili maddeler de rahim iç tabakasında kanser öncüsü lezyon gelişimine karşı korurlar. Tüylenmenin temel sorun olduğu durumlarda erkeklik hormonu salgısını azaltan veya hormonların kıl folikülüne etkisini engelleyen çeşitli tedavi seçenekleri mevcuttur. Doğum kontrol hapı kullanamayan veya kullanmak istemeyen kadınlarda rahim iç tabakasının korunmasına yönelik olarak adet düzeninin belirli aralıklarla progesteron hormonu verilmesi yoluyla sağlanması gerekir. Çocuk isteyen bir kadında ise yumurtlamayı sağlamak amacıyla ağızdan veya enjeksiyon yoluyla çeşitli hormonal ilaçlar verilerek “ovulasyon induksiyonu” yapılır ("yumurtlamayı sağlamak için ilaç verilmesi"). PKO'lu kadınların yumurtalıkları bu ilaçlara çok hassas olduklarından tedaviye çok fazla sayıda folikülün aynı anda gelişmesiyle cevap verebilirler. Bu yüzden PKO durumunda yumurtlama tedavisi çok dikkatli yapılır ve sıkı takip edilir. Kilo verilmesi tedaviye önemli katkılarda bulunur. Vücut ağırlığının %5 oranında azalması bile yumurtlamanın geri dönmesini sağlayabilir. Şeker hastalığı veya şeker hastalığı eğilimi saptandığında bu durumun çeşitli ilaçlarla tedavisi mümkün olabilmektedir. Laparoskopiyle yumurtalıklara ufak delikler açılarak (“drilling”) foliküllerin sayıca azalması ve kısır döngünün kırılması sağlanabilir, ancak bu yöntem en son kullanılması gereken yöntemlerden biridir. PKO ÖNEMSENMELİDİR Polikistik Over (PKO) defalarca belirtildiği gibi, belirtiler veren, yani sinsi olmayan bir durumdur. Öncelikle bu nedenle PKO, yani yarattığı belirtilerin kadına verdiği rahatsızlıklar (adet düzensizliği, tüylenme, gebe kalamama gibi) nedeniyle kadını çoğu durumda tedavi arayışına iten bir durumdur. Yine de günlük yaşamı olumsuz etkileyen bir belirti veya bulgu olmasa veya kadın PKO'nun kendisinde yarattığı değişikliklerden rahatsız olmasa dahi, vücutta yarattığı olumsuz metabolizma ortamı nedeniyle PKO, basit bir yumurtlama bozukluğu olmaktan çok, kısa veya uzun vadede ciddi sorunlar yaratabilen bir durumdur. PKO’nun kadın yaşamı üzerinde uzun vadede yaratabileceği muhtemel olumsuzluklar aşağıdaki şekilde özetlenebilir: Diyabet (Şeker Hastalığı) Gelişme Riski PKO, ileri yaşlarda Tip II, yani insüline bağımlı olmayan (tedavide ağızdan alınan ilaçların kullanılabildiği) diyabet gelişme olasılığının arttığı bir durumdur. Özellikle kilolu olanlarda bu risk daha da yüksek olmakla beraber 40 yaşın üzerinde olan PKO’lu kadınların yaklaşık %40’ında diyabet gelişmektedir. Diyabet gelişiminin altında yatan temel neden muhtemelen PKO gelişimine de zemin hazırlamaktadır. Yani PKO kendi başına diyabet gelişimine neden olmamakta, ancak bazı kadınlarda PKO geliştiren temel mekanizma (insülin direnci), ileri yaşlarda diyabet gelişme riskini de artırmaktadır. PKO’nun bu özelliğinin bilinmesi PKO tanısı almış olan kadının belli aralıklarla insülin direnci ve diyabet açısından takip edilmesini ve diyabet tanısı konduğunda tedavinin erken başlamasını sağlamaktadır. Diyabet erken tanındığında ve etkili bir şekilde tedavi edildiğinde yaşam süresini kısaltan bir hastalık olma özelliğini büyük oranda kaybeder. Yapılan çalışmalara göre son zamanlarda gündemde olan Metformin ve diğer insülin duyarlılığını artırıcı ilaçlar etkili bir şekilde kullanıldıklarında, ileride diyabet gelişme riskini ertelemekte ve hatta ortadan kaldırmaktadırlar. PKO ve Gebelik Şekeri PKO’nun şeker hastalığıyla olan yakın ilgisinin bilinmesi PKO’su olan kadının gebeliğinin doktor tarafından ele alınmasında da bazı farklılıklar getirir. Gebelik, artan hormonların etkisiyle genel olarak zaten insülin direnci gelişme eğiliminin yüksek olduğu bir dönemdir ve duyarlı kişilerde gestasyonel diyabet (gebelik şekeri) durumunun gelişmesine neden olabilir. Gestasyonel diyabet gebeliğin belli dönemlerinde yapılan tarama testleriyle ortaya çıkarılabilen ve bebek ve anne adayı zarar görmeden kontrol altına alınabilen bir durumdur. PKO’lu anne adayları gestasyonel diyabet gelişimi açısından daha yüksek risk altında olduklarından gebelik döneminde çok daha sıkı takip altında tutulurlar. gestasyonel diyabet>> Kalp ve Damar Sorunları PKO, kanda androjen (erkeklik) hormonların yüksek olduğu bir durumdur ve bu denli yüksek seviyeler kan yağları (lipitler) üzerine olumsuz etkiler yaratırlar. Yine PKO, ileri yaşlarda hipertansiyon gelişme riskini artıran bir durumdur. PKO’lu kadınların kilolu olmaya eğilimli olmaları, şeker hastalığı geliştirmeye olan eğilimleri ve yukarıda bahsedilen iki olumsuz durum birleştiğinde ortaya artmış bir damarlarda sertleşme (ateroskleroz) riski çıkar. Bu da inme (felç), kalp krizi gibi ciddi damarsal sorunları beraberinde getirir. PKO’lu kadınların kendilerini kilo almadan korumaları, gerekli durumlarda kullanılan lipit düşürücü ilaçlar, kan şekerinin sıkı denetim altında tutulması, tansiyonun sürekli olarak denetlenmesi bu tür risklerin gerçekleşme olasılığını belirgin şekilde azaltır. PKO, insülin direnci mekanizması üzerinden genel olarak kan pıhtılaşmasının artma eğiliminde olduğu bir ortam oluşturur. Bu da damar tıkanıklığı gelişme riskini artıran bir durumdur. Özellikle insülin direnci olan ve kilolu olan kadınlarda, normalde PKO’da nispeten sık kullanılan ve östrojen içeriği yüksek doğum kontrol haplarından kaçınmak ve insülin direnci ve kilo sorununu düzeltici girişimlerde bulunmak bu riski belirgin olarak azaltır. Rahim Kanseri Gelişme Riski Rahim kanserinin (daha doğru deyimle rahim iç tabakası kanseri (endometrium kanseri) bilinen en önemli risk faktörleri arasında şişmanlık, şeker hastalığı, hipertansiyon ve çocuk doğurmamış olmak vardır. PKO bu sayılan tüm bu risk faktörlerinin nispeten sık görüldüğü bir durumdur. Rahim kanseri gelişimine zemin hazırlayan en önemli etken ise rahim iç tabakasının uzun süreli tek başına östrojen hormonu hakimiyetine maruz kalmış olmasıdır. Bu son durum yumurtlama olmaması nedeniyle progesteron hormonunun koruyucu etkilerinden maruz kalan PKO’lu kadınlarda oldukça ön plandadır. PKO’da yumurtlamanın düzenli olarak sağlanması veya eksik olan progesteron hormonunun ilaçlarla dışarıdan takviye edilmesi ve şişmanlık, şeker hastalığı ve hipertansiyon sorununun sıkı denetim altında tutulmasıyla PKO’lu kadınlarda rahim kanseri gelişme riskinin en aza indirilmesi tümüyle mümkündür.
__________________ İnsanda oLmaz ise edep NeyLesin medrese mektep Okusa aLim olsa Konu AirisS tarafından (03.01.08 Saat 01:45 AM ) değiştirilmiştir.. |
| | |
| | #3 (permalink) |
| !-ThE ßiG BaD AdmiN-! ![]() Üyelik tarihi: Jan 2006 Nerden: from hell Yaş: 27
Mesajlar: 10.843
Thanks: 0
Thanked 0 Times in 0 Posts
Rep Gücü: 1000 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() | --->: İnsan Hormon Sistemi PKO GELİŞİM MEKANİZMASI Polikistik over (PKO) kronik bir yumurtlama bozukluğudur ve yumurtlamanın neden bozulduğu tam olarak aydınlatılabilmiş değildir. Bugün için ortaya atılan teoriler arasında en geçerli olanı, yumurtalıklar içinde var olan hassas androjen (erkeklik hormonu)/östrojen dengesinin herhangi bir nedenle bozulması nedeniyle yumurtlamanın aksaması şeklindedir. Dikkat: bu yazıyı adet görme mekanizması yazısını okuduktan sonra okursanız daha iyi anlama imkanına kavuşursunuz. Bir kız çocuğu dünyaya her iki yumurtalığında bulunan yaklaşık 500.000 yumurta hücresiyle gelir. Ergenlik çağına kadar istirahat halinde olan bu yumurta hücreleri ergenlikte artmaya başlayan hormonların etkisiyle, daha doğru bir anlatımla hipotalamus-hipofiz aksı adı verilen ve yumurtlamayı sağlayıcı hormonların üretildiği bölgenin olgunlaşmasıyla gelişim sürecine girmeye başlarlar. Ergenlik çağının sonlarına doğru iyice olgunlaşmış olan hipotalamus-hipofiz aksından salgılanan en temel hormon olan GnRH etkisiyle hipofiz bezinden FSH hormonu salgılanır ve bu hormon her ay yumurtalıklardan birinde 20-40 adet yumurta hücresinin birden gelişim sürecine girmesini sağlar. Bol miktarda östrojen hormonu üreten bu yumurta hücrelerinden bir tanesi diğerlerinden öne geçer ve içi sıvı dolu bir keseciğin içinde olgunlaşmaya devam eder. Graaf folikülü veya dominant (baskın) folikül adı verilen bu yapı, diğer yumurta hücrelerinin ürettiği östrojen hormonunun desteğiyle daha da gelişir. Bir süre sonra adet döngüsünün başında gelişmeye başlayan yumurta hücreleri “yarışı kaybettiklerinden” atreziye uğrarlar (“yok olurlar”). Yumurta hücresi gelişimini sürdürdükçe folikül içindeki hücrelerde androjen hormon-östrojen hormon dönüşümüyle östrojen hormonu desteği devam eder. Artan östrojen hormonu FSH hormonu salgısını azaltırken, LH adı verilen hormonun salgısı artar ve kritik bir noktada, östrojen hormonunun en yüksek seviyeye ulaştığı bir zamanda belli bir süre sonunda LH hormonu da ani bir artış yapar (“LH piki”). Bu artış, folikül yapısının çatlamasına ve yumurta hücresinin serbestleşmesine neden olur. Yumurtlama sonrası çatlayan folikülden ("sarı cisim") bu kez progesteron hormonu üretimi olur. Yukarıda bahsedilen androjen-östrojen hormon dönüşümü sağlıklı bir yumurtlama için çok önemli bir koşuldur ve bu dönüşümün bozulması yumurtlamanın olmasını engeller. Dönüşümün sürekli bozuk olması kronik bir yumurtlama bozukluğunun ortaya çıkmasına neden olur. . Özetle PKO’yu, yumurtalık içinde var olan ortamın androjen hakimiyetinde olmasına indirgeyebiliriz. Yumurtalık içindeki androjenik ortam hakimiyeti aşağıda anlatılacak insülin direncine bağlı olabileceği gibi, çok sayıda başka hormonal bozukluğa (androjen hormon üreten tümörler, ergenliğin erken yaşta olması, hipotiroidi (tiroid hormonu düşüklüğü), prolaktin hormonu salgısında artış (hiperprolaktinemi), kortizon hormonu salgısını artıran hastalıklar ve stres gibi) ve hatta dışarıdan alınan androjen etkili ilaçlara da bağlı olabilir. Yine aşağıda anlatılacağı gibi obezite (şişmanlık) olayı başlatan etken olmasa bile olumsuz ortam gelişimini kolaylaştıran bir etkendir. Kanda androjen hormonlar arttıkça LH hormonu daha da artacak, bu hormon arttıkça yumurtalık içinde androjen salgılayan hücreler daha da çoğalacaktır. LH hormonu çaresiz bir şekilde yumurtlamayı yine de sağlamak için salgısını daha da çok artıracak, ancak bu artış yumurtalık hücrelerindeki androjen hormon üretimini daha da kamçılayacak ve bir kısır döngü oluşacaktır. Yukarıda anlatılan mekanizmayla oluşan androjen hormonu yüksekliği tüylenme ve diğer uzun vadeli sorunlara, yumurtlama bozukluğu ise adet düzensizliği ve gebe kalamama ve yine yumurtlama olmaması sonucu progesteron hormonunun eksik kalması neticesinde ortaya çıkabilecek sorunlara yol açacaktır. Obezite ve PKO Yukarıda anlatılan kısır döngüye girmiş bir kadında obezite de (şişmanlık) var olduğunda artmış yağ hücreleri içinde androjen hormonlar östrojen hormonuna daha çok çevrilecek, bu gereksiz östrojen hormonu artışı FSH hormonu salgısını bloke edecek, LH hormonu salgısını daha da artıracaktır. Obezitenin yarattığı diğer bir sorun da SHBG adı verilen ve kanda androjen hormonu taşıyan proteinlerin seviyelerinin düşmesidir. Bu protein azaldığında kanda daha çok androjen hormon serbest kalacak ve PKO belirtileri artacaktır. İnsülin ve PKO Son yıllarda diyabet (şeker hastalığı) ve diyabet öncüsü olan insülin direncinin PKO ile olan ilişkisi konusunda oldukça önemli bilgiler edinilmiştir. PKO tanısı almış olan kadınların bir kısmında şeker hastalığı veya şeker hastalığına eğilim (insülin direnci) bulunmakta veya bu kadınlarda belli bir süre sonunda bu durumlar gelişebilmektedir. İnsülin, karın içinde bulunan pankreas bezinden salgılanan ve kan şekerinin normal seviyeler içinde kalmasını sağlayan hormondur. Gıdalarla aldığımız glikoz (şekerin en ufak birimi) ince bağırsaklardan kana geçer ve direkt olarak insülin hormonu salgısını uyarır. İnsülin hormonu glikozun hücreler içine girerek kullanılmasını ve fazlasının karaciğer ve kasta direkt depolanmasını, yağ dokusunda ise yağa dönüşerek depolanmasını sağlar. Genellikle genetik bir zeminde gelişen insülin direncinde insülin hormonunun hedefi olan hücreler insülin hormonuna duyarlılıklarını yitirmekte ve bu nedenle insülin bu hücrelere yine de etki edebilmek için salgısını artırmaktadır. Şeker hastalığının öncüsü olarak kabul edilebilecek bu durumda insülin salgısındaki artış, hücrelerin bu hormonun etkilerini gösterebilmesine olanak tanıdığından kan şekeri henüz normal sınırlar içindedir. Ancak insülin direnci arttıkça bir süre sonra artmış insülin salgısı kan şekerini normal seviyeler içinde tutma konusunda yetersiz kalacak ve kan şekeri yüksekliğiyle başlayan ve temel olarak damarları olumsuz yönde etkileyen olaylar zinciri olan diyabet (şeker hastalığı) ortaya çıkacaktır. PKO açısından insülin direncinin olaya katkısı çok büyüktür. Yukarıda anlatılan kısır döngüye artmış olan insülin hormonu salgısı indirekt olarak katılır: Fazladan üretilen insülin hormonu yumurtalık içerisinde IGF (ınsulin like (insülin benzeri) growth factor) adı verilen ve androjen hormon üretimini sağlayan bir madde gibi davranır ve yumurtalık içi androjen /östrojen dengesini daha da bozar. İnsülin hormonu artışının PKO’ya diğer önemli bir katkısı da SHBG adı verilen ve kanda androjen hormonu taşıyan proteinlerin seviyelerini düşürmesidir. Bu protein azaldığında kanda daha çok androjen hormon serbest kalır ve PKO belirtileri artar. İnsülin hormonu seviyeleri arttığında hipertansiyon gelişme riskinin ve damarlarda pıhtı oluşma riskinin arttığı bilinmektedir. Bu da PKO’nun damarlar üzerindeki uzun vadedeki olumsuz etkilerinden kısmen sorumludur. PKO BELİRTİ VE BULGULARI Sitede muhtelif bölümlerde defalarca vurgulandığı gibi, PKO her kadında farklı seyreden bir durumdur. Ancak genel olarak PKO’nun mutlaka belirti verdiği söylenebilir. Bu yazı, PKO durumunda söz konusu olabilecek belirti ve bulgular konusunda bilgilenmenizi sağlamak amacıyla hazırlanmıştır. Yazıyı okurken dikkat etmeniz gereken en önemli nokta aşağıda sıralanmış belirti ve bulguların ilk başlarda yer alanlarının daha aşağıda yer alanlara göre daha önemli PKO belirti ve bulguları olduğu, ancak PKO tanısının asla belirtilere bakarak konulamayacağının hatırlanmasıdır. PKO tanısı, belirti ve bulgulara neden olabilecek diğer tıbbi durumlar muayene, laboratuvar incelemeleri ve ultrasonografi ve diğer görüntüleme yöntemleriyle tümüyle bertaraf edildikten sonra konur. Aşağıda yer alan belirti ve bulgular arasında adet düzensizliği, tüylenme, kilo sorunu ve gebe kalamama belirtileri PKO’nun en temel belirtileridir ve tek başlarına var olduklarında bile PKO düşündürebilirler. Bunlar dışında yer alan belirtiler genellikle ancak bu dört ana belirtiden bir veya birkaçına eşlik ettiğinde PKO düşündürürler. Adet Düzensizliği PKO’da en sık görülen adet düzensizliği şekli özellikle ergenlik çağından itibaren var olan ve genellikle gecikmeler veya uzun süren adet görememe dönemleri sonunda ve genellikle beklenmedik bir zamanda aşırı miktarda kanama görülmesidir. Bunun yanında diğer şekillerde ortaya çıkan adet düzensizlikleri de ender olsa da PKO’da görülebilir. Tüylenme (Hirsutizm) Kadında “erkek tipi kıl bölgeleri” olarak kabul edilen üst dudak üzeri, çene kemiği üzeri ve yanaklar, göğüs kafesi üzeri bölge ve göbek çevresi, kasık ile göbek arasındaki orta hat, bacakların iç yüzleri, sırt ve kalça gibi bölgelerde kıllanma oluşması durumunda “tüylenme” veya tıbbi adıyla hirsutizm söz konusudur. Dikkat: Genetik özelliklere bağlı olarak bazı kadınlarda kollarda ve bacaklarda ince kalın ve koyu renkli kıllar olabilmekte ve bu durumlarda kadınlar muhtemel bir hormonal bozukluk endişesiyle doktora başvurabilmektedirle r. Hipertrikozis olarak bilinen bu durum bazen yanlışlıkla PKO sanılabilmekte ve kadının gereksiz tıbbi tanı ve tedavi işlemlerine tabi tutulmasına neden olmaktadır. Bu tür durumlarda çoğu zaman gereksiz yere yapılan hormonal incelemeler normal sonuçlanmakta ve epilasyon ile kıl köklerinin alınması dışında kalan tedavi yöntemleri sonuç vermemektedir. PKO’da en sık görülen tüylenme şekli, ergenlik döneminden itibaren başlayan ve uzun bir zaman dilimine yayılmış bir şekilde giderek şiddetlenen tüylenmedir. Özellikle yüz bölgesinde tüylenme PKO için kuvvetli bir göstergedir. Tüylenme sorunu nedeniyle doktora başvuran kadınların %15-40’ında temel sorun PKO’dur. Yine PKO tanısı almış kadınların %80’inin tüylenme yakınması olduğu görülmektedir. Yaşla birlikte vücut kıllarının (özellikle yüz bölgesinde) bazı kadınlarda artma eğiliminde olduğu bilinmektedir. Yine dudak üstü bıyık bölgesinde görülen hafif bir bıyık ve memebaşında görülen tek tük kıllanma bölgeleri çoğu zaman kalıtsal olan durumlardır. Pubis yani genital bölgede kıllanma ergenliğe geçişin ilk belirtisidir ve bu kıllanması erken (8 yaş öncesinde) başlayan kız çocuklarında ileride PKO gelişme olasılığı yüksek bulunmaktadır. Kilo Sorunu (Obezite) PKO, insülin hormonu metabolizmasıyla olan yakın ilgisi nedeniyle şişmanlama eğilimi yaratan bir durumdur. PKO’lu kadınlar kolay kilo almaktan ve zor kilo vermekten yakınırlar. Kilo sorunu çoğu durumda özellikle göbek kısmındadır ("android" yani erkek tipi obezite. PKO ve kilo sorunu ırksal özellikler gösterme eğilimindedir ve özellikle bizim de dahil olduğumuz beyaz ırkta daha sık görülür. İlginç bir şekilde Japonlarda PKO durumunda kilo sorunu geri planda kalmaktadır. Üreyememe Sorunu PKO kronik bir yumurtlama bozukluğu olduğundan üreyememe sorununu beraberinde getirir. Bu, ancak tedaviyle veya uzun denemeler sonunda gebe kalma şeklinde olabileceği gibi, bazı durumlarda gebeliğin düşükle sonuçlanması şeklinde de olabilmektedir. Gebe kalamama ve düşük yapma çok çeşitli nedenlere bağlı olarak ortaya çıkabilen karmaşık bir durumdur. Gebe kalamama nedeniyle değerlendirilen çiftlerde PKO %40 gibi yüksek bir oranda saptanmaktadır. Ciltte Akantoz Lekeleri Acanthosis Nigricans (Akantoz) çok ciddi bir cilt belirtisidir ve genellikle insülin direncine, yani şeker hastalığı veya şeker hastalığı eğilimine işaret eder. Koltukaltlarında, boyunda, kasıklarda,dirsekler de, meme altlarında veya cildin herhangi bir bölgesinde görülen bu lekeler gri-kahve renkli olup, adeta o bölge kirliymiş ve silince veya keselenince leke kaybolacakmış izlenimi verir. Genellikle kilolu olan kadınlarda görülen ve aslında bir şeker hastalığı belirtisi olan bu durum özellikle diğer temel belirtilerin varlığında PKO’ya işaret edebilir. Şeker Hastalığı Belirtileri PKO, şeker hastalığı gelişme olasılığını oldukça artıran bir durumdur. Lakin şeker hastalığı çoğu durumda 40’lı yaşlarda ortaya çıkar. Bu nedenle bariz şeker hastalığı belirtileri olan çok yemek yeme, çok su içme, bol idrar yapma gibi belirtiler PKO’lu genç kadınlarda ender olarak gözlenir. Saç Dökülmesi Sorunu PKO kanda erkeklik hormonu seviyesini artıran bir durumdur ve bazı kadınlarda “erkek tipi” saç dökülmesine, saç çizgisinin alından giderek yukarıya doğru çıkmasına neden olabilir. Nispeten ender görülen bir PKO belirtisidir. Cilt Sorunları PKO durumunda kanda artan erkeklik hormonları sivilcelenme sorununa neden olabilir. Çoğu durumda tüylenmeyle beraber olan bu sorun genellikle ergenlik döneminde kendini göstermeye başlar. Yine yağlı cilt ve uzun süren ve başa çıkılması zor kepek sorunu özellikle dört ana belirtiden bir veya birkaçının varlığı durumunda PKO düşündürebilir. PKO’lu kadınlarda kasıkta ve koltukaltlarında sıklıkla oluşan ter bezi enfeksiyonları da genellikle artmış erkeklik hormonu seviyelerinin bir sonucudur. Cilt sorunlarının şiddeti adet döngüsü boyunca değişme eğilimindedir ve adet kanamasının başlamasıyla kanda östrojen hormonunun düşmesi ve testosteron hormonu hakimiyetinin artmasıyla cilt sorunlarının şiddetlenmesi sık görülen bir durumdur. Göğüslerden Süt Gelmesi PKO, bazı durumlarda prolaktin hormonu salgı bozukluklarıyla beraber olabilen bir durumdur. Normal şartlarda kanda belirli seviyeler arasında bulunan bu hormonun temel görevi emzirme döneminde süt yapımıdır. Hormon seviyesi gebelik ve emzirme dönemi dışında, yani gereksiz yere yükseldiğinde göğüslerden süte benzer bir sıvının gelmesine neden olabilir. Bu sıvı kendiliğinden akabileceği gibi, meme uçlarının sıkılmasıyla veya cinsel uyaranlarla sıvı gelebilir. Birinci Derece Akrabalardan Birinde veya Birkaçında PKO Öyküsü Bulunması PKO, genetik zeminde geliştiği düşünülen bir hastalıktır. Annede veya kız kardeşte tanısı konmuş PKO veya PKO düşündüren belirtilerin olması, PKO gelişme olasılığını artıran bir durumdur. Henüz net olarak belirlenememiş ancak teorik olarak var olduğu kabul edilen “PKO geni” erkeğe geçtiğinde genellikle erken yaşlardan itibaren ortaya çıkan kellik sorununa yol açmaktadır. Bu, elbetteki erkekteki kelliğin tek nedeni değildir, ancak ailede böyle bir erkeğin bulunması PKO gelişme riskini artırmaktadır. Birinci Derece Akrabalardan Birinde veya Birkaçında Şeker Hastalığı Öyküsü Bulunması Birinci derece akrabalar anne, baba ve kardeşlerdir. Şeker hastalığı (diyabet) temel olarak Tip I (erken yaşlarda ortaya çıkan ve mutlak insülin tedavisi gerektiren) ve Tip II (geç yaşlarda ortaya çıkan ve genellikle ağızdan alınan şeker düşürücü ilaçlarla tedavi edilen) olmak üzere ikiye ayrılır. Burada kastedilen, Tip II diyabettir. Birinci Derece Akrabalardan Birinde veya Birkaçında Rahim Kanseri Öyküsü Bulunması Rahim kanseri veya daha doğru tanımlamayla rahim iç tabakası kanseri, çoğu durumda rahim iç tabakasının yalnızca östrojen hormonuna maruz kalmasıyla oluşan bir durumdur. PKO, yumurtlama bozukluğu yaratması nedeniyle devreye giremeyen progesteron hormonunun östrojen hormonunun etkilerini karşılayamaması nedeniyle tedavi edilmediğinde rahim iç tabakasında kalınlaşma ve kanser gelişimine zemin hazırlayan bir durumdur. Annede veya ablada özellikle şişmanlıkla beraber var olan bir rahim kanseri öyküsü ailede bir “PKO geni” varlığına işaret edebilen bir durumdur. Diğer Ailevi Belirtiler Birinci derece akrabalardan birinde veya birkaçında ve özellikle kadınlarda “şişmanlık”, kanda lipit yüksekliği, hipertansiyon gibi hastalıkların bulunması ailede bir “PKO geni” varlığına çok zayıf da olsa bir işaret olarak kabul edilebilir. Kronik Kasık Ağrısı Özellikle ileri derece PKO, yumurtalıkların büyümesine neden olur ve bu büyüme yumurtalıkları koruyan dış kılıfın gerilmesiyle kasıklarda sürekli bir ağrıya yol açabilir. PKO’nun ender görülen bir belirtisi olarak bu durum genellikle başka sorunlardan kaynaklanır. Cinsellik İsteğinde (Libido) Artış Libidoyu yöneten hormon testosteron hormonudur ve kadında seviyenin artması libidonun artmasına neden olabilir. Çok geri planda PKO düşündüren bir belirtidir. Ruhsal Sorunlar PKO kronik bir hastalıktır ve özellikle ileri derece PKO, yarattığı kozmetik sorunlarla, hormonal dengesizliğin beyin işlevleri üzerindeki olumsuz etkileriyle veya üreyememe sorunuyla bazı durumlarda ruhsal dalgalanmalara ve bazen depresyon sorununun gelişmesine neden olabilir. Depresyon ciddi bir durumdur ve çoğu durumda başka sorunlardan kaynağını alır. PKO'DA TANI İŞLEMLERİ Bazı kadınlarda muayene ve laboratuvar bulgularında çok hafif değişiklikler olmasına rağmen belirtiler çok ciddi boyutlarda olabilirken (“erkeklik” hormonlarında hafif yükselme olması ve hatta hormon seviyelerinin normal sınırlar içinde olmasına rağmen çok ciddi ve rahatsız edici tüylenme belirtilerinin olması gibi), bazı kadınlar muayene ve laboratuvar bulgularında çok ciddi bozulmalar olmasına rağmen yalnızca “zaman zaman adet gecikmesi” belirtisi gösterebilmektedirle r. PKO tanısını kesin olarak koyduracak “elle tutulabilir, gözle görülebilir” bir tıbbi kriter yoktur. PKO’dan şüphelenilmesini sağlayacak belirtinin diğer muhtemel nedenleri tümüyle gözden geçirildikten ve bu tıbbi durumların olmadığı belirlendikten sonra PKO tanısı konur. Bir örnekle açıklamak gerekirse, adet gecikmesi yapan nedenler arasında prolaktin hormonu yüksekliği, tiroid hormonu salgı bozuklukları ve birçok sayıda hormonal neden söz konusu olabilir. Bu durumlar gerekli incelemelerle değerlendirildikten sonra geriye tek tanı olarak PKO kalır ve durum bu şekilde ele alınır. Belirttiği yakınmalara göre polikistik over olduğu düşünülen bir kadın çeşitli tıbbi değerlendirmelere tabi tutulur. Bu tıbbi değerlendirmeler jinekolojik muayene, ultrasonografi ve çeşitli laboratuvar incelemelerinden ibarettir. Tıbbi değerlendirmenin amacı öncelikle kadının yakınmalarına neden olan sorunun gerçekten PKO olup olmadığının belirlenmesidir. PKO belirtileri çok çeşitli diğer hormonal dengesizliklerde de olabileceğinden bu ayırıcı tanının yapılması tedavinin düzenlenmesi açısından son derece önemlidir. Yeterli bir ayırıcı tanı yapılmamış bir kadında tedavi başarısız olabilir. Bunun tipik örnekleri aşağıdaki gibi olabilir:
Bu tür bir tanı sorunu, tedavi sorununa yol açacağından altta yatması muhtemel diğer sorunların yapılan incelemelerle olmadığının belirlenmesi sonucunda nihai olarak PKO tanısı konur. PKO'DA TANI İŞLEMLERİ PKO’da Muayene Bulguları PKO’da yapılan muayenede yumurtalıkların yapılan elle muayenede irileşmiş olduğu gözlenebileceği gibi (bu tür ağır olgular nadirdir), tüylenme bulguları (varsa) net bir şekilde gözlenebilir. Yine dikkatli bir incelemede özellikle insülin direnciyle beraber olan PKO durumlarında ciltte akantoz lekeleri (alttak sağda yer alan resim) adı verilen alanlar saptanabilir. Tüylenme bulguları genellikle ilk muayenede doktor tarafından dikkatli bir şekilde ortaya çıktığı vücut bölgesi ve şiddetiyle birlikte not edilir ve bu, tedavi etkinliğinin değerlendirilmesinde son derece önemlidir. Virilizm Belirtileri Virilizm, kadınlarda aşırı derecede erkeklik hormonu uyarısıyla oluşan ve klitoris büyümesi, kısa zamanda ortaya çıkan aşırı tüylenme, ses kalınlaşması, kas kitlesi artışı, cinsel istekte artış, şiddetli saç dökülmesi gibi belirtiler veren bir durumdur. Ender görülen virilizm çok aşırı bir hormon salgısına işaret ettiğinden hormon salgılayan tümör şüphesi doğurur. Kilo Ölçümü ve Obezite Değerlendirmesi PKO’lu kadınların yaklaşık %50’si obez sınıfına girer ve bu durum çeşitli sağlık sorunlarını beraberinde getirir. Obezite PKO belirtilerini artırır ve PKO ilerledikçe obezite daha da artabilir. PKO'DA TANI İŞLEMLERİ PKO'da Ultrasonografi Bulguları Ultrasonografi yumurtalıkların iç yapısı hakkında oldukça değerli bulgular verir. Özellikle vajinal ultrasonografi yumurtalıkların boyutlarının net olarak ölçülebilmesine ve iç yapılarının detaylı bir şekilde görülebilmesine olanak tanır. Bakire olunması durumunda ise idrar torbasının yeterince dolu olmasından sonra yapılan ultrasonografi (abdominal, yani karından yapılan ultrasonografi şekli) vajinal ultrasonografi kadar olmasa da yumurtalıklar hakkında önemli bilgiler verir. abdominal ultrason görüntüsü (sol resim), vajinal ultrason görüntüsü (sağ resim) PKO tanısı konması açısından dikkatli bir ultrasonografi incelemesi son derece önemlidir ve PKO düşünülen her durumda yapılır.PKO’da en sık görülen ultrasonografi bulgusu her iki yumurtalıkta birden var olan 2-9 milimetre çapında olan ve yumurtalığın çevresi boyunca dizilmiş kistik yapılardır (resim). Yumurtalığın merkezi kısmında görülen dokunun yoğunluğu da artmış izlenimi vermektedir. İleri derece PKO olgularında yumurtalıklar irileşmiş ve hacimleri artmış bulunabilir. PKO tanısı tek başına ultrasonografi bulguları dikkate alınarak konamaz. PKO görüntüsü tümüyle sağlıklı olan %20 kadında vardır ve PKO belirtileri olmadığı sürece birinci derece öneme sahip değildir. Yine tersine şiddetli PKO belirtileri ve laboratuvar bulguları olan bir kadında ultrasonografide PKO görülememesi tanıdan uzaklaştırmaz. PKO tanısında ultrasonografi yalnızca bir yardımcıdır. PKO'DA TANI İŞLEMLERİ PKO’da Laboratuvar İncelemeleri PKO durumunda yapılan incelemeler PKO tanısı koymaktan ziyade altta yatabilecek diğer muhtemel sorunların olup olmadığının belirlenmesi açısından önemlidir. İstenecek incelemeler kişiden kişiye değişebilmesine karşın aşağıda PKO durumunda doktor tarafından en sık istenen incelemeler yer almaktadır. Dikkat: Hormonal incelemelerin bazıları adet döngüsünün özel günlerinde yapılır. Bazı incelemeler sabah yapılırken, diğer bazıları için temel şart bir gün öncesinde ilişkiye girilmemiş olmasıdır. Hormon incelemeleri genellikle kullanılan ilaçlardan (özellikle doğum kontrol hapları) etkilenir. Özellikle tüylenme sorunu belirgin olan bir kadında genellikle istenen incelemeler aşağıdaki şekildedir. Total Testosteron Seviyesi (T) DHEA-SO4 17-alfa-OH-P (17-alfa-hidroksi-progesteron)Bu üç incelemeden ilk ikisi tüylenme sorunu belirgin olan bir kadında sorunun yumurtalık (T) veya adrenal bezi (DHEA-SO4) kaynaklı bir tümör sonucu olup olmadığının değerlendirilmesi açısından önem taşır. Aslında oldukça ender görülmelerine karşın bu tür durumların olmadığının belirlenmesi PKO tanısının ilk basamağında çoğu doktor tarafından tercih edilir. DHEA-SO4 seviyelerinde hafif yükselmelere %50 PKO olgusunda rastlanır ve bu durum tedaviyle kısa zamanda normale döner. 17-alfa-OH-P ise böbreküstü bezi kaynaklı bir maddedir ve böbreküstü bezi kaynaklı 21-hidroksilaz enziminin doğuştan eksikliği (konjenital adrenal hiperplazi) durumlarında seviyesi yüksek bulunur. Yine PKO değerlendirmesinin ilk basamaklarında bu hastalığın olmadığının belirlenmesi diğer tanısal basamaklara geçmeden önce tercih edilir. Bu son incelemenin adet kanamasının ilk günlerinde ve özellikle sabah alınan kanda bakılması, maddenin kanda yanlış bir şekilde yüksek bulunması ve yanlış tanı konmasının engellenmesi açısından çok önemlidir. TSH Prolaktin SHBGBu üç test yine PKO tanı aşamasında çoğu durumda vazgeçilmez testler arasında yer alır. tiroid bezi ve böbreküstü bezi TSH hormonu boyun bölgemizde önde yer alan tiroid bezini yöneten ve beyinde hipofiz bezinden salgılanan hormondur. Bu hormonun verdiği emirle tiroid bezinden T3 ve T4 olmak üzere iki ayrı tiroid hormonu salgılanır. Hemen tüm vücut işlevleri üzerine etki eden bu hormonlar özellikle gereğinden az salgılandıklarında PKO benzeri belirtiler yapabilirler. TSH ölçümünün amacı belirtilerin bir tiroid sorununa bağlı olmadığının anlaşılması açısından önemlidir ve gerekli durumlarda TSH ölçümüne T3 ve T4 ölçümü eklenir.Tiroid sorunları>> Prolaktin hormonu hipofiz bezinden salgılanan ve gebelik ve emzirme döneminde salgısı artan ve süt yapımından sorumlu hormondur. Gereksiz yere yükseldiğinde adet düzensizliği ve PKO’nun diğer belirtilerinin oluşmasına neden olabilir. Prolaktin hormon salgı bozuklukları bir tiroid bezi sorununa ikincil olarak gelişebileceği gibi hipofiz bezindeki bir sorundan da kaynaklanabilir. Hiperprolaktinemi>> hipofiz bezi PKO’da östrojen hormonunun kronik olarak yüksek seyretmesine bağlı olarak yaklaşık %40 kadında prolaktin hormonu yüksekliğine rastlanır. Hafif olan bu yükselme tedaviyle normale döner.SHBG ("sex hormone binding globulin") kanda testosteron ve diğer erkeklik hormonlarını taşıyan protein yapılı maddedir. Çok çeşitli durumlar SHBG azalmasına neden olarak kanda serbest kalan T miktarını artırır ve böylece kıl hücrelerine giderek tüylenme sorununun barizleşmesine neden olabilir. Özellikle ağır PKO olgularında genellikle SHBG seviyesi düşük bulunur. Yumurtlamanın Olup Olmadığının BelirlenmesiPKO’da yumurtlama bozukluğu en temel sorunlardan biridir ve çeşitli testlerle yumurtlama olup olmadığının belirlenmesi mümkündür. FSH LHBu iki hormon hipofiz bezinden salgılanan ve adet döngüsünü yöneten hormondur. PKO durumunda vücutta genellikle bir LH hakimiyeti vardır ve %70 kadında LH/FSH oranı artmıştır. Bazı durumlarda bu iki hormonun ölçümü PKO tanısı açısından değerli bilgiler verebilir. Serbest Testosteron (sT)Bu hormon direkt olarak kıl hücrelerinin içine girebilen aktif hormon şeklidir ve özellikle tedavi öncesinde yapılan ölçümde elde edilen değerin tedavi esnasında elde edilen değerle karşılaştırılması tedavinin etkinliğini değerlendirmede yardımcı olabilmektedir. Diğer Hormon Ölçümleri Progesteron hormonu, östrojen hormonu, androstenedion hormonu ve oldukça pahalı olan östron hormonu ölçümlerine zaman zaman başvurulabilir. İnsülin Direncini Değerlendiren Testler PKO insülin direnci yani şeker hastalığı veya bu hastalığa eğilimi beraberinde getirir ve PKO nedeniyle değerlendirilen kadınlarda böyle bir durumun var olup olmadığının ilk başlarda belirlenmesi genellikle doktorlar tarafından tercih edilir. Bu amaçla aşağıdaki testlerden bir veya birkaçı yapılır. AKŞ (Açlık Kan Şekeri) Kan İnsülin SeviyesiBu iki test insülin direncini belirlemede önemlidir ve genellikle sabah, 8-12 saatlik bir açlık süresini takiben yapılır. Testte aşikar şeker hastalığına işaret eden bulgular çıkabileceği gibi insülin seviyesinin aşırı yükselmesi veya AKŞ/insülin oranının bozulması bir insülin direncine işaret edebilir. İnsülin direnci ileride şeker hastalığı gelişmesi açısından yüksek risk altında olunduğunu gösteren önemli bir bulgudur. OGTT(Oral Glikoz Tolerans Testi-Şeker Yükleme Testi)İnsülin direnci veya şeker hastalığı olup olmadığını değerlendiren diğer bir testtir. Genellikle 8-12 saatlik bir açlığı takiben sabah yapılan AKŞ ölçümü ve 75 gram glikoz içildikten 2 saat sonra yapılan tokluk kan şekeri ölçümü şeklinde yapılır. PKO’lu bir kadında şeker hastalığı tanısı konduğunda tedavi aşamasına bu konuda deneyimli bir İç Hastalıkları Uzmanı veya Endokrinoloji Uzmanı'nın da katılması son derece önemlidir. Diğer Testler PKO kan yağlarını da olumsuz etkileyebilen bir hastalıktır ve aç karnına yapılan aşağıdaki testler bu durumu ortaya çıkarmaya yöneliktir.Kolesterol (HDL-Kolesterol, LDL-Kolesterol, Total Kolesterol) Ölçümü Genel Tedavi Prensipleri PKO her kadında farklı belirtilerle seyredebilen bir durum olduğundan tedavi de kişinin belirti, bulgu ve beklentilerine göre kişiselleştirilir. Genel olarak PKO tedavisinde en temel amaç uzun vadede ortaya çıkması muhtemel risklerin azaltılmasıdır. Bu amaçla alınan önlemler hayat kurtarıcıdır (pkoriskler.html). PKO tedavisinde ikincil amaç şu anda var olan belirtilerin giderilmesine yöneliktir. Kadının Tedaviye Katılımı PKO’nun şifayla sonuçlanma, yani tümüyle ortadan kalkma ihtimali düşüktür. PKO genetik zeminde geliştiği düşünülen bir hastalıktır ve genlerin tedavi edilmesi günümüzde mümkün değildir.Bu, PKO tanısı almış kadınların umutsuzluğa kapılması için bir neden teşkil etmemelidir zira PKO’da ortaya çıkan tüm kısa vadeli belirtiler (adet düzensizliği ve gebe kalamama, tüylenme) ve uzun vadeli muhtemel sorunlar için çok fazla sayıda tedavi yöntemi vardır. PKO’nun gelişmesine zemin hazırlayan “bozuk gen”in ortaya çıkaracağı belirtileri yaşam tarzında yapılacak değişikliklerle kısmen kontrol altına almak mümkündür. Bunlar arasında en önemlisi öncelikle tanı ve tedavi aşamasında doktorun önerilerine tümüyle uymaktır. Etkili bir tedavi planı oluşturulduktan sonra en az tedavi kadar etkili diğer bir etken kilonun normal sınırlar içerisinde tutulması için çaba sarf edilmesi ve egzersiz yapma alışkanlığının ömür boyu sürdürülmesidir. Bu iki önlem insülin direncinin ortaya çıkmasını veya hafif seyretmesini sağlamada oldukça etkilidir. Var Olan Sorunların Giderilmesine Yönelik Tedavi Gebe Kalamama Sorunu Temel sorunu gebe kalamama olan bir kadında yapılan tedavi yumurtlamanın sağlamasına yönelik olacaktır. Yumurtlama Tedavisi>> Adet Düzensizliği Sorunu Temel sorunu adet düzensizliği olan ve halihazırda gebelik düşünmeyen br kadında yapılacak tedavi adet düzenini sağlamaya yöneliktir ve bu amaçla genellikle doğum kontrol hapları kullanılır. Adet Düzeninin Sağlanması>> Doğum kontrol hapı kullanımının sakıncalı olması durumunda yapılacak tedavi yumurtlama olmaması nedeniyle üretilemeyen progesteron hormonunun belli aralıklarla hap veya iğne şeklinde veya takılan kol içi çubuklar ve hormonlu spirallerle verilmesi şeklindedir. Burada amaç adet düzeninin sağlanması yanında rahim iç tabakasının korunmasıdır. Kol içi çubuklar, iğneler ve hormonlu spiraller adet düzenini tam olarak sağlayamasalar bile rahim iç tabakasını etkili bir şekilde koruyabilirler. Tüylenme Sorunu Temel sorunu tüylenme olan kadında ise uygulanacak tedavi yeni tüylenme alanlarının oluşmasına yönelik yapılacak tedavidir TİROİD BEZİ SORUNLARI TİROİD BEZİ HAKKINDA GENEL BİLGİLER Tiroid hormonları ve yumurtalık işlevleri birbirleriyle o kadar iç içedirler ki, yumurtalık işlevlerinde sorunların varlığı durumunda tiroid bezi işlevleri tanı aşamasının ilk başlarında değerlendirilir. Kronik bir yumurtlama bozukluğu olan Polikistik Overi (PKO) daha iyi anlayabilmek için her kadının tiroid bezi işlevleri hakkında temel bilgilere sahip olması son derece önemlidir. Vücudun en temel işlevlerini yöneten tiroid bezine ait sorunlar (tiroid hormonlarının az çalışması, fazla çalışması veya bez içinde oluşan kitleler), erkeklerden daha çok kadınlarda görülmektedir. Tiroid bezi sorunları sıklıkla otoimmun tabiyattadır (otoimmun hastalık, vücudun kendi dokularından birine bilinmeyen nedenlerle yabancılaşması ve bu “yabancı” dokuyu bağışıklık sistemiyle vücuttan uzaklaştırmaya yönelik girişimler yapması neticesinde oluşan hastalıktır. Bağışıklık sistemi vücudun aslında kendine ait olan bu dokusunu tahrip ettikçe dokunun işlevleri aksamakta ve buna bağlı sorunlar ortaya çıkmaktadır). Kadınlarda tiroid bezi sorunlarının sık olması nedeniyle hormonal dengesizlik düşünülen hemen her durumda ve hatta aşağıda anlatılacağı gibi hiçbir şikayeti olmayan bir kadında bile belli aralıklarla tiroid hormon ölçümü yapılması önerilmektedir. Günümüzde henüz belirti ve bulgular ortaya çıkmadan bile tiroid bezi sorunlarını ortaya çıkarabilecek hassas laboratuvar ölçüm yöntemleri geliştirilmiştir. TİROİD BEZİNİN İŞLEVLERİ Tiroid bezi boyunda hemen gırtlağın altında yerleşmiş ve elle hissedilebilen, iki ayrı lobdan (lob, bölüm anlamındadır) oluşmuş kalkana benzeyen (tiroid Latince kalkan anlamına gelir) bir salgı bezidir. Tiroid bezi besinlerle aldığımız iyodu kandan çekerek içinde depolar. İyot T3 ve T4 olmak üzere iki ayrı şekilde bulunan tiroid hormonlarının yapısında yer alan önemli bir maddedir. Tiroid bezi hormonları üretirken ve iyodu depolarken emri hipofiz bölgesinde bulunan TSH (Tiroid Stimulan (uyarıcı) Hormon) adı verilen hormondan alır. TSH’ın salgısı ise hipotalamus adlı beyin bölgesinden salgılanan TRH (TSH Releasing (salgılayıcı) Hormone) adı verilen bir hormon tarafından yönetilir. Hipofiz bezi yumurtalıklara emir veren LH ve FSH ve tiroid bezine emir veren TSH dışında yan resimde görülen diğer organlara da emir verir. Doğum sonrası rahim kasılması, vücuttaki kortizon hormonu salgısının denetimi, memelerden süt salgılanması ve diğer birçok işlev hipofiz bezi denetimindedir ve hipofiz bezi sürekli olarak beynin hipotalamus bölgesi tarafından denetim altında tutulur.TRH salgısı tiroid hormonlarının kana ne kadar geçmesini gerektiğini belirleyen hormondur ve ihtiyacı vücudun her bölgesinden hipotalamusa ulaşan sinyaller tarafından yönetilir.T3 ve T4 hormonları tiroid bezi içinde tiroglobulin adı verilen bir madde içinde depolanırlar ve bu hormonlar TSH hormonu etkisiyle bu maddenin içinden çıkarak kana geçerler. T4 hormonu T3’ten çok daha fazla salgılanmasına karşın kanda ve dokularda T3 hormonuna dönüşür ve hemen tüm tiroid hormonu işlevleri esasen T3 tarafından gerçekleştirilir. Tiroid hormonları vücudun hemen her hücresinin işlevi için gereklidir ve ister diğer hormonların yapımı olsun, ister hücre büyümesi ve çoğalması olsun metabolizmanın normal işlemesi açısından vazgeçilmez hormonlardır. Ateşli hastalıklar, ağır hastalıklar, beslenme bozuklukları, stres gibi durumlarda vücut enerji tasarrufu yapmak zorundadır ve bunu kandaki tiroid hormonu seviyesini azaltarak yapar. Tiroid hormonlarının azalması vücut işlevlerinin, yani metabolizmanın, olay devam ettiği sürece yavaşlamasını sağlar (bir savaş durumunda besin maddelerinin dikkatli tüketilmesi, enerji tasarrufu yapılması gibi). Tiroid hormonları da diğer hormonlar gibi vücutta çeşitli proteinlere bağlı olarak dolaşırlar ve kandaki T3 ve T4 hormonlarının önemli kısmı başta TBG (tiroksin bağlayıcı globulin) olmak üzere çeşitli protein yapılı maddelere bağlıdırlar. Serbest olan hormonlar ise hücreler içine girerek etkilerini gösterirler. TRH, TSH hormonu salgısı yanında yine hipofizden Prolaktin hormonu salgısını da yönetir. Bu nedenle TRH hormonunun artmasına neden olan durumlar (hipotiroidi, yani tiroid hormon salgı yetersizlikleri) Prolaktin hormonu artışına da neden olabilmektedirler. Prolaktin hormonu salgı bozukluğundan şüphelenilen her durumda bu nedenle kan prolaktin hormonu seviyesi yanında TSH seviyesi de bakılır (TRH artınca TSH da artacaktır, bu nedenle TRH yerine ölçümü daha kolay olan TSH seviyesi bakılır). Tiroid Bezi İşlevlerini Değerlendiren Testler Günümüzde kanda oldukça düşük TSH seviyelerini bile gösterebilen laboratuvar yöntemleri geliştirilmiştir.Serbest T4 (sT4)Total (toplam) T4 (T4)Total (toplam) T3 (T3)TSH Bu testler arasında kan hormon seviyelerini en iyi yansıtan sT4’tür ve genellikle TSH ölçümüyle beraber tercih edilir. Kan TSH ölçümü tek başına bile tiroid bezi işlevlerini yansıtabilen hassas bir yöntemdir ve kanda yüksek bulunması tiroid bezi hormonlarının (T3, T4) düşük olduğunu, düşük bulunması ise tiroid bezi hormonlarının yüksek olduğunu gösterir. Bu tür durumlarda sT4 seviyesi değerlendirmesi yapılarak düşüklük veya yüksekliğin derecesi belirlenir. Bazı durumlarda TSH seviyeleri normal sınırlar dışında olmasına rağmen, tiroid bezi hormon seviyeleri normal sınırlar içinde bulunabilir. Bu durum hipofiz bezinin çok çalışarak (TSH’ı daha fazla üreterek) veya daha az çalışarak (TSH’ı daha az üreterek) olayı kompanse etme çabasını gösterir ve hastalığın henüz belirti vermeye başlamadan saptanmasını mümkün kılar. Diğer Testler Tiroid bezi ultrasonografisi, tiroid bezi sintigrafisi, tiroid bezinden numune alınması (aspirasyon biyopsisi) ve diğer bazı yöntemler özellikle tiroid bezi içinde kitle varlığından şüphelenilen durumlarda yapılır. Bu testlerin ayrıntısını İç Hastalıkları-Endokrinoloji branşına ait bilgiler içeren sitelerden bulabilirsiniz. TİROİD BEZİ SORUNLARI GUATR (“goiter”) Nedir? Tiroid bezinin genel olarak büyümüş olduğu durumlara guatr adı verilir. Guatr en sık gıdalarla alınan iyot maddesinin yetersiz olmasına bağlı olarak gelişir. Ülkemizde özellikle Karadeniz bölgesinde iyot maddesi nispeten az olduğundan bu bölgelerde guatra sık rastlanır. Daha az alınan iyodu daha iyi bir şekilde kullanabilmek için bir anlamda depolarını büyütmek şeklinde özetlenebilecek bu guatr şekli, ek olarak iyot alınmasıyla (sıklıkla iyotlu sofra tuzu şeklinde) kendiliğinden düzelir. Diğer guatr şekilleri ise tiroid bezi içinde kitle oluşumlarına veya diğer bazı nedenlere bağlı oluşabilir. TİROİD BEZİNİN AZ ÇALIŞMASI (HİPOTİROİDİ) Sıklıkla otoimmun nedenlere (otoimmun hastalık, vücudun kendi dokularından birine bilinmeyen nedenlerle yabancılaşması ve bu “yabancı” dokuyu bağışıklık sistemiyle vücuttan uzaklaştırmaya yönelik girişimler yapması neticesinde oluşan hastalıktır. Bağışıklık sistemi vücudun aslında kendine ait olan bu dokusunu tahrip ettikçe dokunun işlevleri aksamakta ve buna bağlı sorunlar ortaya çıkmaktadır) bağlı olarak ortaya çıkan bu durumda tiroid bezi tahribat görmüş olması nedeniyle işlevlerini daha az yapmaktadır. Guatr ile birlikte olması durumunda genellikle Hashimoto Tiroiditi (tiroidit, tiroid bezinin otoimmun süreçle oluşan iltihabıdır (iltihap ile enfeksiyon karıştırılmamalıdır) adını alır. Hipotiroidi gelişme riski her yaşta var olmasına karşın risk yaş ilerledikçe artar ve 60 yaşından sonra yüzde 2-4 oranında hipotiroidi görülür. Sık görülmesi, kolay tanı konması, tarama yönteminin ucuz ve oldukça hassas olması ve durumun kolay tedavi edilebilir olması nedeniyle günümüzde hiçbir şikayet olmasa dahi 35 yaşından itibaren 5 yılda bir, 60 yaşından sonra iki yılda bir hassas TSH (“ultrasensitif TSH”) kan ölçümüyle tarama yapılması önerilmektedir. Yine hemen her türlü endokrinolojik bozukluk şüphesinde yapılan incelemelere TSH ölçümünün de eklenmesi sık görülen bu durumun tanısı açısından önemlidir. Hipotiroidi Ne Gibi Belirtiler Verir? Üreme çağında olan kadınlarda en sık görülen belirtiler adet düzensizliği şeklindedir. Gecikmeli adet görme veya uzun süreli adet görememe direkt hipotiroidiye bağlı olabileceği gibi, hipotiroidi neticesinde artan TRH hormonunun prolaktin hormonu salgısını uyarmasıyla ortaya çıkan hiperprolaktinemi neticesinde olabilir. Hipotiroidide hiçbir belirti görülmeyeceği gibi görülen belirti ve bulgular vücut metabolizmasının azalmasına bağlıdır ve hemen tüm organların işlevleri yavaşlamıştır. Bunun neticesinde kabızlık (bağırsak hareketlerinin yavaşlaması), soğuğa tahammülsüzlük ve vücut ısısının düşmesi (metabolizma yavaşlamasıyla ısı üretiminin azalması), zihinsel işlevlerin yavaşlaması (unutkanlık, uykuya eğilim, sakarlık, yavaş konuşma), kolay yorulma, nabzın yavaşlaması (kalbin az çalışmasına bağlı), kansızlık (kan üretiminin azalmasına bağlı), kan kolesterol seviyelerinin artması (kolesterolün az harcanmasına bağlı), su tutulumuna bağlı ödemler, su tutulumuna bağlı olarak bilek kanalından geçen sinirin sıkışmasına bağlı oluşan karpal tünel sendromu sık görülenler arasında yer alır. Muayene bulguları arasında yukarıdakilere ek olarak kalp büyümesi, reflekslerin yavaşlaması, kas güçsüzlüğü, depresyon bulunabilir. Laboratuvar bulguları arasında yukarıdakilere ek olarak karaciğer enzimlerinde yükselme söz konusu olabilir. Hipotiroidi Tanısı Nasıl Konur? Tarama amacıyla yapılan TSH hormon ölçümünün yüksek bulunması sonrasında yapılan sT4 ölçümünün düşük bulunması tanıyı koydurur. Genellikle bu aşamada daha ileri inceleme yapmadan tedaviye başlanmakla beraber bazı durumlarda antitiroid antikorları ölçümü yapılarak olayın otoimmun olup olmadığı belirlenir. Gizli Hipotiroidi Hipotiroidi henüz tam gelişmeden önce tanı konabilir. Bu amaçla TSH tarama testi yüksek bulunduğunda kan sT4 seviyesi normal sınırlar içerisinde bulunur. Hipofiz bezi TSH salgısını artırarak tiroid bezini daha çok çalışmaya zorlamakta ve bu nedenle sT4 henüz normal sınırlar içerisinde bulunmaktadır. Belli bir süre sonunda tiroid bezi daha fazla çalışamayacak ve TSH hormonu tiroid bezini ne kadar zorlarsa zorlasın kan seviyelerini normal sınırlar içerisinde tutacak üretimi yapamayacak ve sT4 seviyesi düşük bulunacaktır. Hipotiroidi Tedavisi Nasıl Yapılır? Günümüzde tiroid hormonu eksikliğinin tedavisinde T4 hormonunun sentetik olarak üretilmiş ve tablet haline getirilmiş şekli kullanılmaktadır. Tedavi hormon seviyesinin düşüklüğüne göre belirlenir ve tedavi etkinliği belirli aralıklarla genellikle kan TSH ölçümüyle izlenir. TİROİD BEZİ SORUNLARI TİROİD BEZİNİN FAZLA ÇALIŞMASI (HİPERTİROİDİ) Sıklıkla "Toksik Diffüz Guatr" (Basedow-Graves Hastalığı) veya Toksik Multinodüler Guatr (Plummer Hastalığı) şeklinde görülen hipertiroidi, hipotiroidi gibi nispeten sık rastlanan bir durumdur. Plummer hastalığı daha çok uzun süreler guatrı olan yaşlılarda görülürken Basedow – Graves daha çok genç yaşlarda görülmektedir. Hipertiroidi Ne Gibi Belirtiler Verir? Üreme çağında olan kadınlarda adet düzensizliği belirtileri genellikle geri plandadır ancak gecikmeli adet görme veya uzun süreli adet görememe hipertiroidi durumunda da söz konusu olabilir. Hipertiroidide belirtiler hipotiroidi kadar sinsi değildir ve görülen belirti ve bulgular vücut metabolizmasının artmasına bağlıdır ve hemen tüm organların işlevleri hızlanmıştır. Bunun neticesinde ellerde titreme, sıcağa tahammülsüzlük, sinirlilik ve hassasiyet, kilo kaybı, aşırı terleme, nabzın hızlanması ve çarpıntı, ishal sık görülen belirtiler arasındadır. Bunun yanında çeşitli göz bulguları (gözlerin ileri doğru çıkması ("egzoftalmi"), göz kapağının düşmesi gibi) ve guatr gelişimi (tiroid bezinin büyümesi) söz konusu olabilir. Hipertiroidi Tanısı Nasıl Konur? Çeşitli belirtileriyle hipertiroidi düşündüren durumlarda veya tarama amacıyla yapılan TSH incelemesinin düşük bulunması ve sT4 veya sT3 seviyesinin yüksek bulunması tanıyı koymak için yeterlidir. Hipertiroidi tanısı konduktan sonra yapılacak incelemeler tiroid bezi içinde nodül adı verilen kitlesel oluşumların bulunup bulunmadığına yöneliktir. Gizli Hipertiroidi Hipertiroidi henüz tam gelişmeden önce tanı konabilir. Bu amaçla TSH tarama testi düşük bulunduğunda kan sT4 seviyesi normal sınırlar içerisinde bulunur. Hipofiz TSH salgısını azaltarak tiroid bezini daha az çalışmaya zorlamakta ve bu nedenle sT4 henüz normal sınırlar içerisinde bulunmaktadır. Belli bir süre sonunda tiroid bezi daha TSH’ın "daha az çalış" emrine uymayacak ve sT4 seviyesi yükselecektir. Hipertiroidi Tedavisi Nasıl Yapılır? Hipertiroidi tedavisinde fazladan üretilen tiroid hormonlarının dokulara olan etkisini gideren ilaçlardan faydalanılabildiği gibi (nabız hızını azaltmak için ilaç kullanılması gibi), en ideal tedavi yöntemi hormon üretimini azaltan ilaçlarla yapılan tedavidir. Bu ilaçlardan en sık kullanılan iki tanesi propiltiyourasil ve metimazol adı verilen ilaçlardır. Endokrinoloji uzmanı tarafından başlanan tedavinin etkinliği belli aralıklarla yapılan hormon ölçümleriyle değerlendirilir. Tiroid hormonları bu ilaçlarla normale döndükten sonra sıklıkla radyoaktif iyot tedavisi adı verilen yöntemle tedavi pekiştirilir. Bu tedavi gebelik döneminde uygulanmaz ve tedavi sonrasında da gebeliğin belli bir süre ertelenmesi radyoaktif iyodun bebeğe muhtemel zararları nedeniyle önemlidir. Bazı durumlarda fazla hormon salgısı yapan tiroid nodüllerinin ameliyatla çıkarılmaları gerekebilir. Hipertiroidi ve Osteoporoz (kemik erimesi) Menopoz döneminde nispeten sık görülen hipertiroidi bu dönemde zaten artmış olan kemik erimesi riskini daha da artırır. Bu nedenle hipertiroidi tedavisinin etkili bir şekilde yapılması son derece önemlidir. Aynı risk hipotiroidi nedeniyle tiroid hormonu tedavisi alan kadınlarda dozların iyi ayarlanamamış ve bu nedenle gereğinden fazla hormon alarak hipertiroidik hale gelmiş kadınlar için de geçerlidir.
__________________ İnsanda oLmaz ise edep NeyLesin medrese mektep Okusa aLim olsa Konu AirisS tarafından (03.01.08 Saat 01:45 AM ) değiştirilmiştir.. |
| | |
| | #4 (permalink) |
| !-ThE ßiG BaD AdmiN-! ![]() Üyelik tarihi: Jan 2006 Nerden: from hell Yaş: 27
Mesajlar: 10.843
Thanks: 0
Thanked 0 Times in 0 Posts
Rep Gücü: 1000 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() | --->: İnsan Hormon Sistemi TİROİD BEZİ SORUNLARI TİROİD BEZİ VE GEBELİK Gebelik bazal metabolizma hızını artıran bir durumdur ve tiroid hormonlarının üretimi artar. Bu durum bazı kadınlarda tiroid bezinin büyümesine ve daha belirgin hale gelmesine neden olabilir. Tiroid hormonu üretimi ne kadar artarsa artsın TSH ve sT4 ölçümleri normal sınırlar içerisinde kalır ve gebelik döneminde ortaya çıkan tiroid bezi büyümeleri, hiper veya hipotiroidi belirtileri her zaman itinayla ele alınır. Gebeliğin temel hormonlarından biri olan HCG yapısal olarak TSH hormonuna çok benzer ve HCG’nin aşırı arttığı gebeliklerde (mol gebeliği, çoğul gebelikler) HCG, TSH gibi davranarak tiroid hormonu üretiminin normal sınırlar dışına çıkmasına neden olabilir. Gebelik döneminde bebeğin kendi tiroid hormonlarını kendi ürettiği ve TSH, T4 ve T3’ün ne anne tarafından bebeğe ne de bebek tarafından anneye geçebildiği kabul edilir. Yenidoğan tarama testlerinde TSH seviyesine bakılarak yaklaşık 4000’de bir görülen hipotiroidinin tanısının erken konması ve bebeğin beyinsel ve bedensel gelişimi olumsuz etkilenmeden tedavi edilmesi mümkündür. Gebelikte Hipertiroidi Tedavi edilmemiş hipertiroidi gebelikte preeklampsi, kalp yetmezliği, rahim içi gelişme geriliği ve ölü doum riskini artıran bir durumdur. Gebelikte hipertiroidinin en sık görülen belirtileri gebelik ilerlemesine rağmen kilo alamama ve uykudan uyanınca ortaya çıkan nabız hızlanmasıdır. Yine hiperemezis (çok aşırı bulantı kusma) da ender de olsa hipertiroidiye bağlı olarak ortaya çıkabilmektedir. Tanı ve tedavi, radyoaktif iyod kullanımı hariç, genellikle gebe olmayan kadınlara uygulanan şekilde uygulanabilir. Gebelikte Hipotiroidi Ağır hipotiroidi genellikle gebe kalmaya engel bir durum yaratır ve bu nedenle gebelik döneminde çok ender görülür. Hipotiroidinin ağırlık derecesiyle ilgili olarak düşük riski, preeklampsive rahim içi gelişme geriliği gelişme riski artar. Tedavi yine sentetik tiroid hormonu ilaçları verilmesi ve hormon seviyelerinin düzenli olarak kontrol edilmesi şeklindedir. Doğum Sonrası Tiroidit Bazı kadınlarda doğumdan üç-altı ay sonra gelişen bir durumdur ve kendini hipo veya hipertiroidi şeklinde gösterebilir. Özellikle Tip I (insülin kullanılan) şeker hastalığı olan, ailesinde bu tür bir hastalığı bulunan veya daha önce bir otoimmun tiroidit atağı geçirmiş olanlarda sıktır. Sıklıkla birkaç ay içinde kendi kendine geçen bir durumdur ancak sonraki gebeliklerde tekrarlama ve ileri yaşlarda hipotiroidi gelişme eğilimindedir. Tedavi hormon değerlerine göre düzenlenir. PROLAKTİN HORMONU SORUNLARI PROLAKTİN ("SÜT HORMONU") YÜKSEKLİĞİ (HİPERPROLAKTİNEMİ) ve GALAKTORE (GÖĞÜSLERDEN SÜT GELMESİ) Pro-lactin= "süt üretici" Hiperprolaktinemi= kanda prolaktin hormonu yüksekliği Galactorrhea (galaktore okunur)= "süt şeklinde akıntı" Özellikle gecikmeler şeklinde adet düzensizliği olan kadınlarda kan prolaktin (PRL olarak kısaltılır) ölçümlerine sıklıkla başvurulur. Kan prolaktini yüksek olan kadınlarda adet düzensizliği sıklıkla saptanırken, beraberinde göğüslerden süt gelmesi yakınması olabilir veya olmayabilir. Bunun belirleyicisi bir yandan yükselmenin ne kadar zamandan beri var olduğu öte yandan kadının meme dokusunun prolaktin hormonuna duyarlılığıdır. Gebelik döneminden uzak bir kadının meme dokusunun kan prolaktin yüksekliğine süt üretimiyle cevap vermesi gebelik ve emzirme döneminde olduğu kadar kolay değildir. Öte yandan göğüslerinden bariz süt gelme şikayeti olan kadınlarda bazen prolaktin hormonu ölçümleri normal bulunabilmektedir. Bunun muhtemel nedeni günümüz laboratuvar yöntemleriyle ölçülemeyen (veya rutin olarak ölçülmeyen) ancak güçlü süt yapıcı özellikleri olan bazı prolaktin hormonu alt türlerinin bulunmasıdır. Prolaktin Hormonunun İşlevleri Beyinde bulunan ve birçok hormonun salgılandığı hipofiz salgı bezinde üretilerek salgılanan ve lohusalık ve emzirme döneminde süt üretiminden, yumurtlamanın ve böylece adetlerin durmasından sorumlu olan, böylece emzirme döneminde kadını yeniden gebe kalmaktan (belli bir süre) koruyan prolaktin hormonu çeşitli nedenlere bağlı olarak uygunsuz salgılandığında adet döngüsünün düzeninin bozulmasına ve beraberinde göğüslerden süt veya süt benzeri bir sıvının salgılanmasına neden olabilir. Prolaktin hormonu hipofiz bezi dışında rahim dokusundan da salgılanan ve muhtemelen adet döngüsü üzerinde henüz tam olarak aydınlatılamamış olan başka işlevleri de bulunan bir hormondur. Prolaktin hormonu gebeliğin 8. haftasından itibaren kanda artmaya başlar. Bu artışın amacı kadını bebek doğar doğmaz emzirebilir duruma getirmektir. Prolaktin hormonu bu amaçla gebelikte meme dokusunun büyümesini uyarır ve memelerde halk arasında ağız (veya ağız sütü) olarak bilinen kolostrum adı verilen ilk sütün üretimini sağlar. Bazı kadınlarda kolostrum memelerden henüz gebelik döneminde salgılanabilir ve bunun normal olduğu kabul edilir. Prolaktin Hormonu Neden Yükselir? Prolaktin hormonunun emzirme dönemi dışında kendiliğinden uygunsuz bir şekilde salınımına neden olan durumlar net olarak belirlenmiş değildir ve çoğu durumda araştırmalar sonuçsuz kalır. Bunun yanında göğüs bölgesine rastlayan şiddetli darbeler, bu bölgeye uygulanan büyük ameliyatlar, uzun süreli ruhsal stres, meme uçlarının sürekli olarak uyarılması (kadının sürekli olarak memelerinden süt gelip gelmediğini kontrol etmek için sıkması belli bir süre sonunda gerçekten süt akışının başlamasına neden olabilir!), bazı karaciğer ve böbrek hastalıkları, prolaktin hormonunun yükselmesine neden olabilmektedir. Yine depresyon için kullanılan ilaçların bazıları, hipertansiyon tedavisinde kullanılan ilaçların bazıları, östrojen hormonu, doğum kontrol hapları ve diğer bazı ilaçlar yan etki olarak prolaktin yükselmesine neden olabilmektedirler. Hormonal dengesizlikler de prolaktin yükselmesine neden olabilmektedir. Bunlar arasından özellikle tiroid bezinden salgılanan hormonların yetersiz olması (hipotiroidi) prolaktin yükselmesine neden olan ve nispeten sık görülen bir durumdur. Bu nedenle kan prolaktin hormonu ölçümüne sık görülen bu hastalığın ortaya çıkarılabilmesi için TSH adı verilen hormon ölçümü mutlaka eklenir. Prolaktin hormonu hipofiz bezinden salgılanan ve buradaki salgısı da hipofizin hemen üstünde yer alan hipotalamus bölgesi tarafından kontrol edilen bir hormondur. Bu nedenle hipofiz veya hipotalamusun tüm hastalıklarında kan prolaktin hormonu yükselebilir. Hipofiz Bezinde Kitleye (Hipofiz Adenomu) Bağlı Olarak Prolaktin Yükselmesi Hipofiz bezinden prolaktin hormonu salgısı yapan hücreler bazı durumlarda kontrolsüz bir şekilde çoğalabilmekte ve bu çoğalan hücrelerden vücudun ihtiyacından daha fazla prolaktin hormonu salgılanmaktadır. Çoğalan bu hücreler bazı durumlarda ufak kitlesel oluşumlara dönüşebilmektedir. Adenom adı verilen bu kitleler çoğu durumda hipofiz bezinin ve beynin diğer bölgelerini olumsuz yönde etkilememekte, çok ender bazı durumlarda ise büyüyerek çevre dokulara (özellikle görme sinirine) etki ederek çeşitli sorunlara neden olabilmektedir. Prolaktin Hormonu Yükselmesi Ne Gibi Belirtiler Yapar? Hiperprolaktinemi sorunu olan bir kadında en sık görülen belirti memelerden kendiliğinden süt gelmesi (galaktore) ve özellikle gecikmeler şeklinde adet düzensizliğidir. Ancak hiperprolaktinemi ara kanamaları, sık adet görme, adet kanamasının azalması ve diğer tüm adet düzensizliklerine de neden olabilir. Adet düzensizliğinin en muhtemel nedeni adet döngüsünde yumurtlamanın olmamasıdır. Yumurtlamanın olmaması kadında gebe kalamama sorunu ortaya çıkarabilir. Gebe kalamama nedeniyle başvuran kadınlarda yapılan araştırmalarda %5-10 oranında prolaktin hormonu yüksekliği saptanabilmektedir. Prolaktin hormonu yüksekliği bir hipofiz adenomuna bağlı olduğunda yukarıdaki belirtilere ek olarak baş ağrıları ve görme bozuklukları ortaya çıkabilmektedir. Bu iki belirti hiperprolaktinemi sorunu olan kadınlarda oldukça ender görülür. Tanı Nasıl Konur? Adet düzensizliği, gebe kalamama, göğüslerden emzirme dönemi dışında süt gelmesi şikayetlerinden herhangi biri veya birkaçı ile başvuran kadınlara doktorlar tarafından kanda prolaktin hormonu ölçümü istenir. Hiperprolaktinemi tanısı alan bir kadında hormon düzeyi belli bir seviyenin üzerinde (bu seviye doktordan doktora ve hastanın durumuna göre değişebilir) bulunduğunda genellikle hipotalamus ve hipofizi görüntüleyen bir yöntemle bu bölgede bir sorun olup olmadığı araştırılır. Bu inc |