| Rüzgarlar Hala Saçlarımda Sarp dağların yamacında değiliz belki ama yakılan kandillerin gölgesindeyiz. İçimdeki sen kıyılarıma vurmadan ölmeliyim. Kıyamet kopmadan gitmeliyim aklından. Kalırsam büyütemeyiz ellerimizi. Sarı sayfalara yummalıyım gözlerimi. Dursun bu aşk bu kuytuda. Dua’mla ve beklide zamanla aşarız kendimizi. Senin tercüme edilmemiş yalnızlıkların vardı, benim ceplerimde gizli bir çocuk. Tutunabilirdik ince bir dala, tanımlayabilirdik içimizdeki sızıyı. Ve bir aşk’a şirk koşabilirdik. Kol kanat gerebilirdik yüzsüz bir aşk’a…
Zamanla aşınırdı, sabırla kapanırdı yaralar. Akrep sıcak değildi. Hiç olmayacaktı da. Bunu bile bile yaşamak yontuyordu öksüz kollarımı. Bir gün haram karışmadan, ellerin ellerime değince anlarsın ne kadar üşüdüğümü. Ama şimdi kalın bir kök misali sıkı sıkı tutun toprağa. Karışırsam yağmur damlası gibi içine ölürüz. Kapanır rahmet kapıları yüzümüze.
“ben seninle cennet duvarlarından geçmek istiyorum”.
Rahme düşünce gece, kırıldı aynam. Artık boy aynası yok karşında, vesikalık bir yüz kaç eşit parçaya bölünürse öyle darmadağındım işte. Bu hayatın içinde senden ve benden çok. Ama kimse bizim kadar geceyi sevmiyordu. Dudak uçlarımda adını hatırlatan bir harf… Gerisin geriye her harf uçukluyordu dilimde. Bu aşk’taki her şey bize muhtaçtı
Kırgındı her düş sesime. Ben-ki çiçeklerin lal rengiydim. Kurşun geçirmez bir gölgem vardı. Bir gün yüzüm yüzüne çarpınca çıkarsın gözlerimdeki utançları.
…ve uzun süre sonra rüzgâr devam etti. İhtişamlı bir çocuktu karşımdaki. Benden uzaktı ama bendeydi. Belki görür dedim yaralarımı, belki okşar başıma yüreğindeki sabrıyla. Büyüdüm… Ama o hala gitmenin derdindeydi. Ağlamamalıydım bu sefer. Gitti ve zamanı makasladım içimde.(rüzgar hala dallarımda) |