| !-ThE ßiG BaD AdmiN-!
| --->: Milli Edebiyat Beş Hececiler Yedi Meşaleciler Bağımsızlar Garip Akımı ve T MEHMET EMİN YURDAKUL (1869-1944) 13 Mayıs 1869 tarihinde İstanbul' da doğdu. Beşiktaş Askeri Rüştiyesi'ni tamamladıktan sonra Mülkiye Mektebi'ne devam etti. 1899 yılında Hukuk Mektebi'ne başladı. Öğrenim için Amerika'ya gitmek istedi ancak bu isteği gerçekleşemediğinden memurluk hayatına yöneldi. İttihat ve Terakki Cemiyeti'ne katıldı. Şiirlerinde ileri sürdüğü görüşlerden dolayı saray tarafından Erzurum'a rüsumat nazırlığı göreviyle sürgün gönderildi. İkinci Meşrutiyet'in ilanından sonra Hicaz valiliğine atandı. Türk Ocağının kurucuları arasında yer aldı, derneğin başkanlığına getirildi. Türk Yurdu dergisini yönetti. 1911 yılında İttihat ve Terakki hükümetiyle arası açılınca Erzurum'a vali olarak atandı. 1912 yılında emekliye ayrıldı. 1913 yılında Musul milletvekili seçildi. 1919 yılında Milli Türk Fırkası'nın kuruculuğunu yaptı. İstanbul işgal edilince 1921 yılında Anadolu'ya Mini Mücadele için geçti. Anadolu'nun değişik yörelerini halkı bilinçlendirmek .için dolaştı. Cumhuriyet döneminde hayatının sonuna kadar Şebinkarahisar, Şanlıurfa ve İstanbul'dan milletvekili seçildi. 14 Ocak 1944 tarihinde vefat etti. Emin YURDAKUL, Milli Edebiyat Cereyanı başlamadan evvel Türkçü1ük faaliyetlerini edebiyata aksettiren önemli şahıslardan biridir. Türk Edebiyatında açık bir Türkçü1üğÜ ilk defa bir sanat ideali haline getiren Türk şairi Emin YURDAKUL'dur. Emin YURDAKUL siyasi hayatında valilik ve milletvekilliği yapmıştır. Valiliklerinin onun sanatının yöneldiği istikametin yönünde önemli bir yeri vardır. çünkü vali olarak gittiği yörenin insanını, kültürünü, dertlerini, mutluluklarını içlerinde yaşayarak görmüş ve bu da onda halkçılık yönünün gelişmesinde etkili olmuştur: Evlendiği hanımı Şebinkarahisarlı' dır. Hanımının memleketi, onun sanatı ve halkçı şairliği üzerinde etkili olmuştur. M. Emin'in fikirlerinin inkişafında, halkçı bir şair oluşunda, ve sanatının istikametinde diğer önemli bir etki de Şeyh Cemaleddin-i Efganrnin ondaki tesiridir. Şeyh Cemaleddin Efganinin Mehmet Akif , Mehmet Emin ve diğer bazı İslamcı reformist tarafı olan İslamcılara tesiri vardır. Dikkat çeken fikirleri; a) Teknoloji, eğitim, bilim sahasında İslam aleminin kendini yenileyip Batı alemine üstün gelmesi gerekir. b) Siyasi anlamda ise, dünyadaki Müslüman Milletlerin teker teker bağımsızlıklarını kazanmalarını ister. Bu devletlerin birbiriyle birleşerek organize halinde hareket etmelerini ister. c) Halkçı bir siyaset takip edilmesini, halkın eğitilmesini ister. Karşı çıkılan görüşü, Müslüman ayrı ayrı bağımsızlık kazanması fikridir. Mehmet Emin onun teknoloji, bilim, halkçılık ve eğitim görüşlerini benimser. Şairin ilk şiiri 1897 yılında Selanik'te basılan "Cenge Giderken" adlı şiiridir. Bu şiir, Türk edebiyatının Türklük heyecanıyla terennüm edilen ilk şöhretli manzı1mesidir. Yıllarca Batılı güçler karşısında hezimete uğramış olan ve büyük bir eza içinde olan Osmanlı'nın, 1897 yılında Yunanistan'a karşı yapılan bir yıldırım harbi ile Atina kapılarına kadar ilerlemesi bir canlanma ve ümit getirmiştir. Bu heyecana dönemin şair ve yazarları da eserleri ile katılmışlardır. Mesela Tevfik Fikret'in "Hasanın Gazası", Cenap Şehabettin'in "Ey tam-ı Şüheda", Ali Ekrem'in "Vasiyet"i gibi şiirler bu heyecanla kaleme alınmış şiirlerden bazılarıdır. Mehmet Emin bu dönemde dokuz şiir yazar ve "Türkçe Şiirler" adı altında, bir kitap halinde bastırır. "Türk" kelimesini, Türkçülük şuur ve anlayışı ile şiirde ilk defa kullanan Mehmet Emin'dir (Cenge Giderken şiirinde) . Mehmet Emin'in şiirlerini muhteva olarak en iyi ifade eden iki kelime "yaralar ve sargılardır". Yaralar; Mehmet Emin Türk halkının dertlerini bu eserle dile getirir, her yaranın iyileştirilmesi. gerekir. Bunu da sargılar ifade eder. "Türk Sazı" adlı şiir kitabı Türk halkının dertlerini ıstıraplarını mücadelesini. sevinç ve üzüntülerini anlatan bir şiir kitabıdır. Şahsi dertlerini dile getiren şiirlere karşılık, Mehmet Emin kişisel dertlerini şiirinin konusu etmeyen, idealist olan bir dava şairidir. Mehmet Emin'in şiirleri edebi açıdan ahenksizdir, musikiden yoksundur, şiirlerinin dili kurudur. "Zavallılar" adlı şiirinde Anadolu köylülerini anlatır. Tanzimat Dönemi'ndeki edebiyatçıların çevresi İstanbul'dur. Mehmet Emin'in şiirlerinde ise çevre Anadolu köyleri 've Anadolu insanıdır. Yeni Türk edebiyatı döneminde Anadolu'ya yönelmede iki tavır vardır; Anadolu’yu, köylüyü rahat, güzel huzur içinde gören tavır. Romantik bakıştır. İnsana zevk verir. b- Bunun zıddı olan, Anadolu'da keder, sıkıntı ve ıstırap yönlerini dile getiren tavır. Mehmet Emin' de ise Anadolu halkını tenkit etmeden, Anadolu halkının dertlerini dile getiren bir anlayış vardır. O, bu anlayışın öncüsü sayılır. Mehmet Emin'in şiirlerinin bugün muhteva olarak itibar görmemesinin sebebi, sadece şiirlerindeki kuruluk değil, aynı zamanda bir çoğunun bugün konu olarak, anlatılanların artık günümüzde varolmayan meselelerden teşekkül etmesidir. Mehmet Emin Servet-i Fünun şiirindeki tablo şiir anlayışından etkilenmiştir. Anadolu'da duyduğu bazı hikayeleri şiirleştirmiş veya nazma yaklaştırmıştır. . Mehmet Emin "Zavallı Kayakçı", "Çiçek İçin Bırak Şu Kızcağızı", "Bıçaksız Katiller", "Issız Ev", "Çekiç Altında" gibi şiirleriyle içtimai meselelere de dokunur. Mehmet Emin'in şiirde yaptığı başka bir yenilik; Turancılık fikrini şiirde desteklemesidir. Bunun için bu tarz yazdığı şiirlerde Türklerin İslamiyet'ten önceki tarihi kahramanlıkları ve hadiselerini dile getirir. Türk şiirine çok az girmiş veya hiç girmemiş tarihi şahsiyetleri, kahramanları kavram ve kelimeleri şiire almıştır. Birinci Dünya Harbi sonunda Turancılık yönündeki şiirlerinde değişme olur. Birinci Dünya Harbi sonunda Osmanlı'nın yenilmesiyle Türk halkına yapılan zulümlere isyan eden tarzda şiirler yazar. Mehmet Emin YURDAKUL 'un başlıca eserleri şunlardır: Şiirler: Türkçe Şiirler (1899), Türk Sazı (1914), Ey Türk Uyan (1914), Tan Sesleri /1915), Ordunun Destanı (1915), Dicle Önünde (1916), Zafer Yolunda (191- 8),Aydın Kızları (1919), Dante'ye (19120) Mustafa Kemal (1928), Ankara 1939) ve daha birçok şiirleri değişik dergilerde yayımlanmış nesir yazılar vardır. ÖMER SEYFETTİN (1884-1920) 1844 yılında Balıkesir'in Gönen kasabasında doğdu. İlk ve orta öğreniminden sonra Harbiye Mektebinden 1903 yılında teğmen olarak mezun oldu. 1908 yılına kadar İzmir' de görev yaptı. Bu tarihten sonra Makedonya ve Bulgaristan'ın değişik yerlerinde görev yaptı. 1910 yılında askerlikten ayrıldı kendisini edebiyata verdi. Ancak İkinci bir Balkan harbi daha başlayınca tekrar askerliğe başladı ve Yanya savunmasına katıldı. Bu savaşta Yunanlılara esir düştü. Bir yıllık esaretten sonra İstanbul'a döndü ve askerlikten ayrıldı kendisini hikayeciliğe verdi, geçimini yazılarıyla sağlamaya çalıştı. 1914 yılında Kabataş Lisesinde edebiyat öğretmenliği yapmaya başladı. 1920 yılında yakalandığı verem hastalığından öldü. Edebiyata ilk defa şiirler yazarak başlayan Ömer Seyfettin' in ilk şiirleri Mecmua-i Edebiye'de yayımlandı. Kendisini edebiyatta şöhret yapan asıl edebi çalışmalarına Genç Kalemler dergisinde "Yeni Lisan" makalesiyle başladı. Ömer Seyfettin 20. asır başlarındaki realist Türk hikayeciliğinin ileri simalarından biridir. Genç yaşta ölmüş olmasına rağmen, edebiyatımıza hediye ettiği eserler gerek sayı, gerekse değer bakımından Türk hikayeciliğinde kuvvetli bir adım diye sıfatlandırılabilece k özel bir ehemmiyete maliktir. Görev dolayısıyla gezdiği değişik yerlerdeki Balkan kavimlerinin milliyetçilik ve bağımsızlık hareketlerini yakından takip eden Ömer Seyfettin'de bu hareketlere karşı milli bir reaksiyon uyarılmış, hikayelerindeki sağlam ve şuurlu milliyetçilikte bunun büyük tesiri olmuştur. Balkanlıların kendi milletleri için dil ve kültür sahasında yaptığını, bizim milletimiz için de yapmamız gerektiğini anlayan sanatçının karşısına dil engeli çıkar. Ömer Seyfettin daha önce bir çok edebi faaliyet ve yazışmalarda bulunmuşsa da asıl edebi faaliyetini "Yeni Lisan Makalesini yazdığı, 1911' de çıkan Genç Kalemler der'..)isinde başlatmıştır. Bu makale, yazarın hem dil ve edebiyat kültürünü hem de milliyetçi görüşlerini meydana koyması bakımından önemlidir. Türk hikayeciliğinin önde gelen simalarından olan Ömer Seyfettin, hikayelerini görgü, bilgi, fikir, ve nükte unsurlarıyla veren bir sanatkardır. En çok başarı gösterdiği hikayeler tamamen destani bir ruhla yazılmış olan milli tarihi hikayelerdir. Ömer Seyfettin Şiir hikaye ve makaleler yazmış tercümeler yapmıştır. Şiirleri gençlik ve çocukluk hevesi mahiyetinde yazılmış şiirlerdir. Makaleler ise, Ziya Gökalp'ın fikir devresi içinde yazılmıştır. Çünkü; o dönemde eser verenler Türkçülük Hareketinde*** Ziya Gökalp'ın şemsiyesi a1tındadırlar. Ömer Seyfettin yazılarında Ziya Gökalp'ın ulaştığı seviyeye ulaşmak istemiş, ancak onun kadar başarılı olmamıştır. Ömer Seyfettin'e kadar olan hikayeciliğimizde Eski edebiyatımızda- Batılı manada hikaye yok. Ama bunların yokluğunu giderecek hikaye ihtiyacını gideren türler vardır. Batılı manada hikayeciliğimiz ise Batıya yönelişimizle başlar. Tanzimat döneminde Sami Paşazade Sezai'nin "Küçük Şeyler" adlı hikayeleri vardır. Tanzimat yıllarında daha çok roman ağırlıklıdır. Servet-i Fünun'da ise Batılı anlamdaki roman ve hikayeciliğimizin ilk ustası Halit Ziya'dır. Batılılaşan Türk edebiyatında sanatçıların iki türlü şahsiyeti vardır: Siyasi şahsiyet, edebi şahsiyet. Mesela Namık Kemal, Ziya, Paşa, Halit Ziya vs. bu edebiyatçıların edebi şahsiyetleri de çok yönlüdür. Ömer Seyfettin ise, sadece hikayecidir. Bütün gayretini hikayeye sarf etmiş, siyasetin içine bulaşmamıştır. Türk edebiyatında kendisini tek bir edebi türe yani sadece hikayeciliğe veren ilk Türk sanatçısıdır. Hikayelerini Maupassant tarzında yazmıştır. Bu tarz; kuvvetli bir olay üzerine küçük bir roman gibi kurulmuş hikaye türüdür. Mesela; Yalnız Efe, Bomba, Diyet, Forsa gibi hikayeler bu türe örnek eserlerdir. Ömer Seyfettin basit olaylar üzerine de kuvvetli hikayeler yazmıştır. Mesela Ant, Falaka, Kaşağı gibi. Onun hikayeleri tezlidir; vermek istediği bir mesajı ve bir iddiası vardır. Esas itibariyle hikayelerindeki tez Türk toplumunu yüceltmektir. Ömer Seyfettin'in hikayeleri konu bakımından çeşitlilik gösterir. Şöylece tasnif edilebilir: I) Çocukluğundan aldığı hikayeler: And, Kaşağı, Falaka, İlk Namaz. 2) Yakorit sınır bölüğündeki müşahedelerine dayanarak yazdığı hikayeler: Bomba, Nakarat, Aleko, Beyaz La1e. Ömer Seyfettin bu hikayeleri yazarken müstehcenliğe düşer. Bununla ilgili iki görüş vardır: a- Bir olaydaki realiteyi ortaya koymak için argo kelimeler ve ifadeler kullanılabilir. b- Diğer görüş ise argoyla müstehcen olmaz. En masum kelimelerle bile söyleseniz, eğer konu müstehcen ise söylenen söz müstehcendir. "Beyaz Lale" en müstehcen denilen hikayelerdendir. Hikayenin konusu müstehcen değil. Konuyu Bulgarların, Türklere yaptığı zulmü ve işkenceyi- biraz fazla bir realizm anlayışı içinde anlatmıştır. 3) Türk Savaş Tarihinden çıkardığı hikayeler: Bu hikayelerinde oldukça başarılıdır. Sebebi Ömer Seyfettin subaydır. Türk Savaş Tarihini, terimini, kahramanlıklarını iyi bilmektedir. Bu yüzden başarılıdır, bunlar en çok zevkle okunan hikayelerdir: Forsa, Kütük, Başını Vermeyen Şehit gibi. 4) Folklordan ve Anadolu efsanelerinden çıkardığı hikayeler: Yüz Akı, Kurumuş Ağaçlar, Yalnız Efe Üç Nasihat gibi. 5) Bir fikri savunmak veya yermek için yazdığı hikayeler. Bunlarda tez ağır basıyor: Efruz Bey, Sadriştayngiller, Kızıl Elma Neresi, Nadan. 6) Günlük hayattan alınmış hikayeler. Bugünkü hikayecilik yönünden ele alındığında en güzel hikayeler bunlardır. Onun hikayedeki asıl kudretini bunlar gösterir, realist eserlerde Bazen mizah çok açık bir şekilde göze çarpar. Bazen de bu hikayeler, bir fikrin baskısı altındadır. Kadın ve erkek meseleleri de fazlaca işlenmiştir: Gizli Mabet, Mahcupluk İmtihanı, Perili Köşk, Yüksek Ökçeler, Bahar ve Kelebekler. . Ömer Seyfettin'in hikayeleri kişileri bakımından zayıftır, hikayelerde bizi alıp götüren, kahramandan çok, olaydır. Halit Ziya'da tipler çok belirgindir. Ömer Seyfettin'de ise hikayenin ilerlemesi için kişiler bir araçtır. Çevre bakımından İstanbul 'un dışına çıkan ilk hikayecilerdendir. Coğrafya daha çok Anadolu ve Balkanlar'dandır. çevre ve kişi tasviri bakımından pek itinalı değildir. Sebebi ise, tezli hikayeler olmalarıdır. Zaman bakımından kendi yaşadığı gün ve zamanın hikayeleri ve eski zamana ait hikayeler teşkil eder. Eski zamana ait hikayelerini "Eski kahramanlar" adı altında toplamıştır. Üslup bakımından kimileri Ömer Seyfettin'in üslubu olmayan bir yazar olduğunu söyler, bunun sebebi ise Ömer}Seyfettin 'in "Ben edebiyatı edebiyatsız yapacağım" sözüdür. AKA GÜNDÜZ (ENİS AVNI) (1885-1958) . 1885 yılında Selanik'e bağlı Katerina kasabasında doğan Aka Gündüz ilk öğrenimini Serez ve Selanik'te, orta öğrenimini ise Galatasaray Sultanisi ve sonra askeri idadide tamamlar. Gerçek adı Enis Avni olup' Aka Gündüz ismini Ömer Seyfettin'in tavsiyesi üzerine almıştır. Askeri okulu yanda bırakarak Paris' e gider ve burada 3 yıl müddetinde hukuk fakültesi ve güzel sanatlar okuluna devam etmeye çalışır. Bundan sonra Selanik'e gelir. Selanik'ten de Hareket Ordusuyla İstanbul'a geçer. İkinci Meşrutiyet'in ilanından sonra hayatını kalemiyle kazanmaya çalışır. 1919'da İstanbul işgal edilince İttihatçılarla Malta'ya sürülür. Milli Mücadele döneminde Ankara Hükümeti'ni destekler. Cumhuriyet Dönemi 'nde 1932-1946 yıllarında Ankara milletvekili olur. Edebiyata, Servet-i Fümin şiir anlayışı çerçevesinde yazdığı şiirlerle atılan Aka Gündüz'ün şiir, hikaye, roman ve tiyatro türünde altmıştan fazla basılmış eseri vardır. İlk hikayelerinde oldukça hassas, romantik, samimi milliyetçi ve idealist olan Aka Gündüz, ömrünün sonuna kadar romantik, samimi ve milliyetçi kimliğinden ödün vermemiştir. Aka Gündüz'ün kalemiyle geçinen bir sanatçı olmasından ve eserleri de geç im endişesiyle yazılmış olduğundan, estetik açıdan fazla bir değer taşımazlar. Ama bu eserler, yazıldıkları dönemi oldukça canlı bir şekilde yansıtma yönüyle de dikkat çeker. Balzac, Emile Zola, Anatol France, Byron, Musset, Mauppassant, Moliere, Maksim Gorki, Tolstoy, Gothe, Schiller gibi yabancı sanatçılardan etkilenmiş olan yazar, Türk edebiyatından da Halit Ziya, Hüseyin Rahmi, Ahmet Midhat, Yakup Kadri gibi usta edebiyatçılarımızdan etkiler almıştır. İstiklal Savaşı'ndan sonra yazmış olduğu romanları ilgi ve takdirle karşılanır. Romanlarında toplum sorunları erdem ve ahlaksızlık üzerinde ağırlıkla durur. Hikayelerinde savaş yıllarının kişiler üzerindeki etkilerini, özlem duygularını, Türklük şuur ve gururunu dile getirir. İlk hikayelerinde Türkçü ve idealisttir, milli ve yerli konuları işler. Hatta yalnız, çocuklara milliyetçilik ve kahramanlık duygularını aşılatmak için milli hikayeler yazar. Roman ve hikayelerinde konularını halk arasından alan sanatçı Genç Kalemler Grubu'ndan olduğu için dili oldukça sadedir, gözlemlerinde güçlüdür ve eserlerinde olaylara değil, karakterlere önem verir, kuvvetli karakterler çizer. Taşıdığı gözlem kuvvetiyle zamanla kuvvetli bir realizme ve realizmden de natüralizme kaymıştır. Edebiyatta daha çok romancılığıyla tanınmış olan Aka Gündüz'ün mizah, fıkra, makale, sohbet ve tiyatro türünde yazdığı eserleri de vardır. Eserlerinin önemli bir yönü de Atatürk ile yenileşmeye başlayan 'modern Türkiye'nin doğuşunu, sosyal değişimini edebiyata yansıtmasıdır. Başlıca eserleri şunlardır: Romanlar: Bu Toprağın Kızları, Dikmen Yıldızı, Odun Kokusu, İki Sürgün Arasında, Tank-Tango, Çapkın Kız, Ben Öldürmedim, Onların Romanı, Üç Kızın Hikayesi, Aysel, Çapraz Delikanlı, Aşkın Temizi, Zekeriya Sofrası, Giderayak, Mezar Kazıcılar, Yayla Kızı, Bebek, Bir Şoförün Gizli Defteri, Sansaros, Bir Kızın Masalı, Eğer Aşk ... Hikayeler:Türk Kalbi, Türkün Kitabı, Kurbağacık, Hayattan Hikayeler, Demirel, Meçhul Asker, Gazinin Gizli Ordusu, Türk Duygusu. Şiirler: Bozgun. Oyunlar: Muhterem Katil, Yarım Türkler, Köy Muallimi, Beyaz Kahraman Yarım Osman, Gazi Çocukları İçin(l-2-3), O Bir Devirdi, Mavi Yıldırım, Aşk ve İstibdat.
__________________ İnsanda oLmaz ise edep NeyLesin medrese mektep Okusa aLim olsa Yine merkep yine merkep.. |