Tekil Mesaj gösterimi
Alt 21.11.07, 11:36   #1 (permalink)
GAMZELİ
Üye
 
GAMZELİ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Bilgileri
Üyelik tarihi: Nov 2007
Kullanıcı No: 19996
Yaş: 16
Nerden: Türkiye, İstanbul
Mesajlar: 85
Teşekkürler Durumu
Ettiği Teşekkür: 0
0 Mesajına 0 kere teşekkür edildi
Karizma
Rep Puanı : 10773
Rep Seviyesi : GAMZELİ has a reputation beyond reputeGAMZELİ has a reputation beyond reputeGAMZELİ has a reputation beyond reputeGAMZELİ has a reputation beyond reputeGAMZELİ has a reputation beyond reputeGAMZELİ has a reputation beyond reputeGAMZELİ has a reputation beyond reputeGAMZELİ has a reputation beyond reputeGAMZELİ has a reputation beyond reputeGAMZELİ has a reputation beyond reputeGAMZELİ has a reputation beyond repute
İletişim
Unhappy Seni Izliyorum Gökyüzünden

SENİ İZLİYORUM GÖKYÜZÜNDEN

‘’Of… Yine mi sıkıcı bir matematik dersi başlıyor?’’Diye sordum yanımda oturan Emre’ye. O da matematiği sevmediği için’’maalesef evet’’cevabını aldım.
Biz böyle konuşurken öğretmen geldi. Nedense bugün pek sinirliydi. Sanırım eşiyle kavga etmişti. Ertan Hoca ne zaman eşiyle kavga etse sinirini bizden çıkarır; ya bize bağırır ya da ‘’çıkarın kâğıtları yazılı yapacağım’’der herkes kötü not alınca da ‘’bu yazılınız iptal’’ diyerek bizim sevinç çığlıklarına boğulmamıza sebep olurdu.
Ertan Hoca içeri girer girmez ayağa kalktık onu daha fazla sinirlendirmemeliydi k. Sert bir sesle bize ‘’günaydın ey geleceğin gençliği’’dedi. Ertan Öğretmen’in en sevdiğim yanı bize geleceğin gençliği demesiydi. Bizim sınıf özel bir sınıfta okulun en çalışkan ve en zeki öğrencileri buradaydı. Bizde en gür sesimizle ‘’sağ ol’’dedik.
Masaya oturan öğretmen yoklama almaya başladı. Listenin sonunda hiç duymadığım değişik bir isim söyledi, Mahperi Lily Savaş. Herkes sustu hiç kimseden ses çıkmıyordu. Sınıfa bir göz gezdirdim, yeni birisi yoktu. Sınıfta çıt çıkmıyordu. Derken sessizliği bozan şey kapının yumruklanması oldu. Müdürümüz Ömer Bey yanında kıvırcık kahverengi saçları, toprağa çalan kahvelikte gözleri olan ve kıpkırmızı dudaklara sahip bir kız vardı. Kız o kadar güzeldi ki adeta ben bir meleğim diyordu. Yüzünü bir görseniz… Ah… Aynı ay yüzlü periler gibi. Ben böyle bir kızı sadece rüyalarımda görürdüm. Demek gerçekten de böyle melekler varmış. Kızın güzelliğine dalmış onu seyrederken arkadaşım Emre’nin beni dürtüp;’’Heyyy… Muhammet. Burada mısın?’’’’Şeyy… Hııı… evet diyebildim sadece.’’Kızın güzelliği o kadar büyülemişti ki beni anlatılmaz görülmez bir şeydi. Ben düşünceler seline kapılmış giderken, tekrar irkildim. Ama bu sefer buna sebep Emre değil de Müdürümüz Ömer Beydi.
‘’Evet, çocuklar, şu an ikinci dönemdeyiz. Ve sınıfınıza yeni bir arkadaşınız geldi. O nu size takdim etmek istiyorum.’’diyerek, ay yüzlü meleği sınıfın ortasına getirdi. En ön sırada ve ortada oturduğum için kız bana bir hayli yanaşmıştı, bir de sınıfımız küçüktü, kokusunu duyabiliyordum. Aynen rüyamdaki melek gibi kokuyordu. Nedense bu kokuyu da anlatamıyorum çünkü tam olarak ne olduğunu bilmiyorum. Aşk iksiri falan mı yoksa? Diye düşündüm kendi kendime.
Sonra birden kıza odaklandım ve onu dinlemeye başladım. Çok yumuşak bir ses tonu vardı, sınıf sessiz olduğu için duvarlardan yankı yaparak tekrar sınıfta geziniyordu sesi. Sanki okşuyordu milleti.
‘’Benim adım Mahperi, Amerika’ dan geldim.’’diyordu. İşte bu anda birden gülen suratlar asık suratlara dönüştü ve bana göre görüntü kirliliği oluşturdu. Buna rağmen Mahperi gülümsüyordu. Dudakları gibi gözleri de gülümsüyordu ışıl ışıl ve dostça.
Ertan Hoca sınıftaki bu tabloyu görünce hemen atıldı ve Mahperi ye ‘’Hadi bakalım kendine bir yer bul sonra sınıf öğretmeniniz sizi yerleştirir’’dedi ve müdüre dönerek ‘’teşekkür ederiz Müdür Bey’’ dedi. Müdür dışarı çıkarken kapıyı hızlıca kapattı ve benimle beraber dalmış olan herkes sıçradı. Baktım acaba bu melek nereye oturdu diye o kadar boş yer olmasına karşın kimse yanına almamıştı onu kızlar daha ilk günden ona gıcık kapmış, sen neden geldin dercesine bakıyorlardı. O da en arka sırada köşede bir boş yer buldu ve oraya oturdu. Yalnız görünüyordu. Tüm kızlar ona kin dolu bakışlar atarken, erkekler onun hayat hikâyesini merak ediyor ve aralarında fikir yürütüyorlardı. Sınıfın sessizlik artık yerini meraklı fısıldamalara bırakmıştı.
Ertan Öğretmen hızla ayağa kalkarak Mahperi’yi yanına çağırdı. Kız ürkek akışlarla geliyordu, sanırım azda olsa titriyordu.’’Gel bakalım. Bize biraz kendinden bahseder misin?’’dedi. Ertan Hoca eski yumuşak haline dönmüştü.’’Bak senin arkadaşlarınla tanışman için ders işlemeyeceğim’’ dedi. Yoklama defterini imzaladı ve ‘’Çocuklar benim biraz işim var bu gün gideceğim bir dahaki derste görüşmek üzere. Zaten konularda diğer sınıflardan ilerdeyiz.’’dedi. Arkasına bile bakmadan çantasını alıp gitti. Mahperi ne yapacağını şaşırdı ve koşar adımlarla sırasına gitti.
Hoca kapıdan çıkar çıkmaz herkes kızın etrafını sardı. Zavallı kız kıpkırmızı olmuştu. Ben yerimde kaldım ve bu güzelliği uzaktan seyretmeye başladım. Bir süre sonra zil çaldı. Zilin çalmasıyla beraber o güzellik yalnız kalmıştı. Yanına gittim ve usulca ‘’oturabilir miyim?’’dedim. Evet, anlamında başını salladı.’’hoş geldin’’diyerek lafa başladım.’’Hoş bulduk demişti bana o yumuşacık sesiyle bu arada da gözleri ışıl ışıldı.’’İsminin anlamı ne?’’ dedim usulca. Onu incitmekten korkuyordum. Kısık bir ses tonuyla bana ‘’Ay yüzlü peri’’dedi. Büyük bir sessizlik içinde gözlerinin içine baktım. İşte o an O da bana baktı ve her şey durdu benim için sanki. İçimde bir kıpırtı oldu. Kalbim durmaksızın hızlı hızlı atıyordu. Bu büyüyü kimsenin bozmasını istemiyordum. Hayallerimin birinde gibiydim. Ama bu rüya gibi an bir anda bitti. Çünkü zil çalmıştı ve herkes sınıfa gelmişti.
Bu dersimizde boştu. Ertan Hoca gitmişti çünkü. Diğer derslerde ise pek bir şey olmadı ve eve geldiğimde çok yorgun olduğumu hissedip uyumaya karar verdim. Uyurken de yaşadığım o anların hayallerini kurdum.
Zaman ne çabuk gelip geçiyordu. Neredeyse yılsonuna gelmiştik. Derslerin hepsi boştu. Okulların kapanmasına iki hafta vardı. Dersler boş olduğu için okula pek gelen yoktu. Zaten gelenlerde okul bahçesinde oturuyorlar sınıfa bile gelmiyorlardı. Benim dikkatimi çeken Mahperi’ydi. Neden bilmiyorum ama son zamanlarda hiç gülmüyor sınıfın en arka köşesine oturuyordu. Üçüncü derste çantamdan paramı almak için sınıfa gittim. Mahperi sınıfta tek başına oturmuş hıçkıra hıçkıra ağlıyordu.
Yanına gittim, geldiğimi fark etmemişti. Biraz onu izledim. Sonra ‘’sana ağlamak yakışmıyor. Güzel gözlerine yazık. Derdin mi var? Benimle paylaşabilirsin istersen’’dedim. Gözleri tekrar eski parıltısını kazanmıştı. Hafif tebessüm ederek bana baktı. İşte o anda yanağında iki tane çukur oluştu. Demek bu meleğin gamzeleri de vardı. Bir kat daha güzelleşmişti şimdi. Tatlı tatlı gülümseyerek’’gerçek ten dinler misin beni?’’dedi.’’Elbett e neden olmasın ki?’’dedim. Birden boynuma sarıldı ve beni yanağımdan öptü. Bir sıcaklık hissettim. Dudakları yanıyordu sanki. Sonra başladı anlatmaya.’’babamı özlüyorum’’dedi. Sonra bana dönerek ‘’bak bu konuştuklarımız aramızda kalacak kimseye söylemek yok. Bir de lütfen soru sormadan dinle, anlattıktan sonra sorarsın sorularını tamam mı?’’Öpücüğün etkisinde olan ben sadece kafamı sallayabildim evet manasında. O da devam etti sözlerine.’’Babam Amerika’da. Annemle ayrı yaşıyorlar. Ben onu özlüyorum. Mahperi ismi annemin, Lily ismi de babamın, en sevdikleri isimler. Birbirlerine söz vermişler bu isimleri koyalım diye. Sonra babam Türk vatandaşı oldu. İşte bu yüzden soyadım Savaş. Ben onu çok özledim. Göremiyorum da, Ama inşallah yazın gideceğim yanına doya doya sarılıp öpeceğim onu. Eskisi gibi onu kandırıp bana dondurma almasını söyleyeceğim. An nemle bir araya gelecekler ve eski günleri anlatacaklar, babamın beni nasıl sırtında taşıdığını, arkadaşlarımla oynarken onlara nasıl küstüğümü, sonra yaz tatili bitecek. Babam işe başlayacak bende buraya geleceğim. Ama gözüm arkada kalacak.’’Zaman nasıl geçmişti anlamadık bir baktık ki son ders olmuş, herkes dağılmış. Bende onu evine bıraktım ve bana şunları söyledi:’’Artık sen benim en iyi dostumsun. Birbirimize söz verelim’’ dedi.
Anlamadım soran gözlerle ona baktım merakımı anlamış gibi anlattı bana. Bizim birbirimize söz verip her anımızda birbirimizin yanımızda olmamız gerektiğini söyledi. Üzüntüyü bölecektik, sevinçleri çarpacaktık, geçmişi çıkaracak, yarınları toplayacaktık. Yılsonu çaylarında da hep beraber olacaktık. ‘’Tamam, kabul ediyorum’’dedim. Sevinçle boynuma atladı sonra özür dileyip onu dinlediğim için teşekkür etti bana.
Merdivenlerden yukarı çıkıp, arkasını dönerek bana öpücük yollamasını izledim ve arkasından bende evimin yolunu tuttum.
Artık o en iyi arkadaşım olmuştu. Fakat ben ona âşıktım. Ben onu arkadaş olarak istemiyordum ama o beni arkadaş olarak görüyordu. Bu büyüyü bozmamak için ona hiçbir şey söylemedim. İşte bunları çiziktirdim günlüğümün sayfalarına. Onun kıvırcık saçları ve toprak rengi gözlerinde kaybolmak ne de güzeldi. Kim isterdi ki böyle bir güzellikten ayrı kalmak. Sevdiğimi söylesem ne olur du acaba? Bir daha yüzüme bakmaz diye söylemiyordum onu sevdiğimi.
Derken zaman akıp geçti. Günler günleri, haftalar haftaları, aylar ayları ve yıllar yılları kovaladı. Lise son sınıfa geldik. Artık önümüzde bir üniversite vardı.
Okulun sonu olunca bir çay düzenlendi. Güzel bir yerde yaptık. Tabi ben söz verdiğim kişiyle, Benim tabirimle ‘’meleğimle’’gi ttim. Artık karar vermiştim söyleyecektim. Ama yine yapamadım.
Dans etmeye kalktık. İnce beline sarıldım. O tozpembe elbisenin içinde o kadar güzel görünüyordu ki. Aynı pamuk şeker gibiydi. Peri kızlarına benziyordu. Melekleri andırıyordu yüzü. Cenneti görüyordum gözlerinde. Dans ederken kulağıma fısıldadı.’’Bu an hiç bitmesi Muhammet’’diye. Pek anlam veremediğim bu sözler üzerine bana dedi ki ‘’Sence ben cennete gider miyim?’’şaşırmıştım. Neydi ki bu şimdi? Diye düşünürken,’’melekle r zaten her an Cennettedir’’ sözleri dökülüverdi dudaklarımdan. Küçük bir tebessüm etti ve ‘’oraya gittiğimde adını taşıdığın Hz. Muhammet’e diyeceğim ki; şu an dünyada senin adını taşıyan ve senin kadar iyi olan birisi var ondan sana selam getirdim diyeceğim’’dedi.
Tekrar şaşırdım ve uzun düşüncelere daldım. Nereden biliyordu bu kız bizim dinimizi? Benim bildiğim kadarıyla o Hrıstiyandı. Ama Müslüman olmuştu, İslamiyet’in ona çok çekici ve ilginç geldiğini söyleyip ‘’ben doğduğum günden beri Müslüman’ım’’dedi. O anda bunlar gelmişti aklıma.
Yerimize oturduk. Bir şeyler yiyip içtikten sonra ufak, üzerinde parıldayan pulları olan pembe beyaz karışımı çantasından bir kolye çıkarttı. Bana uzatıp’’bu melek seni her zaman korusun, umarım karşına bu melek gibi birisi çıkar’’dedi. Kolyeyi boynuma taktı. Diğerini de kendisine.’’Bu melekler bizim sembolümüz olsun, arkadaşlığımızın sembolü’’dedi.
Eğlence bitmiş, herkes evine dağılmıştı. Ben Mahşeri’yi evine bırakacaktım. Bu sefer en uzun yoldan götürmeliydim onu. Daha uzun kalabilmek için. Yeşillikler içine daldık bir ara. Büyükçe bir papatya çarptı gözüme, eğilip kopardım. Mahperi papatyaları çok severdi. O papatyayı ona verdim. Bana gülümsedi.
Eve gidene kadar tek kelime etmedi. Sadece papatyayı kokladı. Kapının önüne geldiğimizde ‘’sakın o kolyeyi çıkartma’’dedi. Kolyemi elime alıp ona gösterirken ‘’asla çıkarmayacağım’’dedi m. O nu yalnız bırakmadığım için bana teşekkür etti ve yanağıma ufak ama sıcak bir buse kondurdu. Boynumdaki kolyeyi çıkaramazdım. Çünkü bu Gerçek meleğimin hediyesiydi. Bu kolyede onun sembolüydü.
Artık büyüdük ve iş güç sahibi olduk. Ben hala açılamamıştım o ne. Bunu için kendimi kötü hissediyordum.
Bir gün postacı kapımı çaldı, baktım bir mektup. Üzerinde ise meleğimin adı, gönderen kısmındaydı. Sevinç içinde postacıya teşekkür ederek, zarfı yırtarcasına açtım, içindekini görünce büyük bir hayal kırıklığına uğradım. Bu bir davetiye idi. Evlilik davetiyesiydi… Bir arkadaşı olarak onu yalnız bırakamazdım. En azından o öyle düşünüyordu, arkadaşı olduğumu, bilmiyordu ki ben ona deliler gibi aşığım…
İstemeyerek gittim düğüne, gelinliği yeşildi… Neden beyaz değildi acaba? Ama bunu hiçbir zaman öğrenemeyecektim… Çok mutlu görünüyordu, aynı zamanda da üzgün… Düğün bitti ve ben onu bir kez daha kaybettim… Bir daha arayamadım onu. Kaybetmiştim izini.
Yıllar geçti aradan. Kitapları karıştırırken zil çaldı. Açtım kapıyı gelen eşiydi Mahşeri’nin.’’Buyuru n kimi aramıştınız?’’dedim. ’’sizi’’karşılı ğını alabildim sadece.’’efendim’’de dim.
‘’O yani mahperi sizi görmek’’ istiyor dedi. Şaşırdım ve peşine takılarak gittim. İşte ordaydı. Yine yeşiller içinde. Ama bu sefer bir elbisenin içinde değil de çam ağacından yapılmış bir tabutun içindeydi.
Dizlerimin üzerine çöküp başımı ellerimin arasına aldım ve işte şimdi o nu sonsuza dek kaybetmişim.
Bir elin omzuma deydiğini hissettim.’’o sizi çok seviyor’’dedi elin sahibi. Bana bir poşet uzatarak,’’bunları siz hak ettiniz’’ dedi. İzin isteyip evimim yolunu tuttum. Kendimi nasıl attım koltuğun üstüne bilmiyorum. Kendimde değildim sanki. Koltuğun üzerine attığım poşet dikkatimi çekti. İçinde ne var acaba dedim, merakıma yenilip baktım.
İçinde bir günlük ve bir kolye vardı. Kolye çok tanıdık geliyordu. Bir melekti o kendisi gibi… Bende de aynısı vardı.
Günlüğü açıp okumak istedim ama kilitliydi. Poşeti baş aşağı çevirdim, içinden küçük bir anahtar düştü. Anahtarı alıp açtım günlüğü, karıştırmaya başladım, sayfaları gezerken gözüme bir yer takıldı. Şöyle yazıyordu ‘’ben ona aşığım ama o beni sadece arkadaşı olarak görüyor. Bu gün ona bir melek verdim bendeki gibi, seni korusun dedim. Arkadaşlığımızın sembolü dedim, sözcükler düğümlenerek boğazımda. Nerden bilsin onu sevmekten deli olduğumu…’’
Telaşla en son yazdığı yeri buldum. Kurumuş bir papatya vardı. Bazı sözleri okudum ‘’şimdi göçüyorum bu koca dünyadan, Cennete gitmek için dua ettim Allah’a Cennetten seni izleyip koruyabilmek için Muhammet’’.Bu sözleri okuyunca çok kötü oldum. Sanırım hasta yatağında yatarken yazmış bunları.
Düşündüm acaba nerededir? Diye. Sonra aklıma geldi, yıldızlara doğru baktım, bir tanesi göz kırptı bana. Sanırım oydu. Melek olup uçmuştu gökyüzüne. Bir sandalye çekip üzerine oturdum ve gökyüzünü izlemeye başladım. Gözüm o yıldızdaydı. Birden içimi ürperten ılık bir rüzgâr esti,
Başımı öne eydığımde, ufak bir parşömen kâğıdı gördüm. Eğilip aldım, yazı çok tanıdık geliyordu’’SENİ İZLİYORUM GÖKYÜZÜNDEN’’işte bunlar yazıyordu orada. El yazısı da Mahperi’ye aitti.
Şimdi anlıyordum, gerçekten melek olup uçtuğunu…
Bu olaydan sonra sokaklara attım kendimi, tüm çocukları tutup’’sakın sevdiğini söylemeyi erteleme’’dedim.
Bende daha yeni anlıyordum, geniş zamanlar bekleyip hiç bulamamak ve sevdiğini söylememenin nasıl olduğunu. Acı veriyordu insana,’’keşke’’diyo rdum… Keşke söyleseydim ona onu sevdiğimi, neden geç kaldım ki?
Ben geç kalıp sonsuza dek kaybettim onu. Ama siz böyle yapmayın, söyleyin ve meleğinizi kazanın.

Herkesin bir meleği vardır önemli olan onu bulup kendisine söylemektir.


HEPİNİZİN KORUYUCU MELEĞİ YANINDA… ONU GÖREBİLMEK ÇOK KOLAY SADECE SÖYLEMEK…


Ben artık o kolyeyi çıkarmıyorum. Eminim ki yukarda bir yerde beni izliyor ve kötülüklerden koruyor beni.


BU HİKÂYENİN YAZARI:
ÖZNUR ECEVİT




__________________

né hasta béklér sabahı
né tazé ölüyü mézar
né dé şéytan bir günahı
séni béklédiğim kadar....

GAMZELİ Çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla GAMZELİ isimli üyenin yazdığı bu Mesajı değerlendirin.